İLK GENELEV DENEYİMİM (10.07.2009)

Başlığın bile yeterince şok edici olduğunun farkındayım. Günlerdir arabesk soslu aşk nidalarımı okumaktan sıkılmışsınızdır belki düşüncesiyle; sadece “evde oturup ağıt yakan bir âşık” olmadığım ile ilgili ipuçları içeren bir yazı yazmaya karar verdim.
Dün 21.30 sularında “aşağı in, seni almaya geliyoruz” gibi bir cümleden başka konuşma içermeyen bir telefon görüşmesi yapıp, apar topar giyindim. Farları yanmayan aracımız yaklaşıp kapısı açıldı. İçeride Aga, Dana ve ex-Fagg kod adlı şahıslar vardı. Evin önünden uzaklaşınca lambalar yandı ve son sürat yola koyulduk. Yolculuğun ilk yarım saati boyunca nereye gittiğimiz konusunda bir türlü aydınlatılmadım. İlk tekel bayiden birer bira alındığı anda ise gecenin uzun olacağını anladım. Bu üç adamın asıl planı ise her zaman gittiğimiz yeri transit geçince anlaşıldı. Gecenin bu vaktinde iki yüz kilometreden fazla yol yapmaya yeltenme sebepleri; geneleve gitmekti. Benim gibi hayatı boyunca önünden bile geçmemiş birinin yapabildiği tek şey ise ısrarlara teslim olmak oldu.
2,5 TL otopark ücretine kızan üçlümüz birkaç saniye içinde tekrar havaya girip içlerindeki hayvanı bahçeye saldılar. Dişi sineğe bile laf atmayı görev bile erkek beyninin süper-ego’dan arınıp serbest kalması nasılmış onu gördüm.
İçeri girmek üzereyken kafamda bin bir imaj belirdi. Erdal Kınacı’nın Yol Üstü Kerhaneleri adlı çalışmasını keşfedeli çok da olmamıştı. Midem kalkıp indi. Gittiğimizde ise gülmekten başka bir şey yapamayacağımı anladığım bir mekânla karşılaştım. Kafamdaki yaşlı kıllı göbekli bıyıklı kıro tiplerin aksine yüzde doksanı üniversite çağlarında çoğu iyi giyimli düzgün Türkçe konuşan orta sınıf erkeklerle dolu bir alışveriş merkezi konsepti ile karşılaştım. İki katlı iki ayrı binada sergilenen dört adet vitrin vardı. Her birinde farklı bir müzik çalıyordu. 50 Cent, Gülben Ergen, oyun havaları ve az popüler pop şarkıcılarından seçmeler. Her vitrin(oda) ayrı renklerde kitsch dekorasyonlara sahipti. Ucuz düğün salonu kılıfı geçirilse de plastik olduğu su götürmez sandalyelerde ve bir kısmı ayakta kadınlar vardı. Bazıları dans yeteneklerini sergiliyor bazıları sigara yiyordu. Her vitrinin önünde yirmi otuz delikanlı da onları izliyordu. Normal hayatta çoğu kızın hayır diyemeyeceği, birbirlerini dürtüp parmakla göstereceği erkeklerin burada ne işi olduğunu anlamak için uzun tahlillere girmemeye ve daha fazla veri toplamaya odaklandım. O sırada Dana kod adlı arkadaşım(?) âdeti olduğu üzere birine takılma ihtiyacı duydu ve içeriden yeni çıkmış bir zafer sarhoşu ile konuşmaya başladı.
Dana: Nasıldı iyi miydi?
8/10: İyiydi ya fena değildi.
Dana: Nerden geldin sen?
8/10: Avrupa’dan geldim.
Dana: Ne işin var oğlum burada?
8/10: Valla yoldan geçerken bir uğrayalım dedik.
Ben kaldım tabi. Bir süre sonra bizim ex-Fagg yeni müşteri edinmiş birinde karar kıldı. Hanımefendi uzun süredir vitrinde olmasına rağmen bizimkinin ilgisini çekememişti ama müşteri bulduğu anda kıymete bindi. Bu da evli kadınların cazibesi, sevgilisi olan birinin borsadaki değerinin yüksek seyretmesi konularının evrimle nerden geldiğinin canlı kanıtı gibiydi benim için. Bir an köşede Discovery yazıyor mu diye baktım. Ex-Fagg’in el işaretini gören bir başka er ise gözlerini ayırıp bizimkinin yanına yaklaştı.
2/10: Kardeş sen de mi onu bekliyorsun?
Ex-Fagg: Evet. Sen de mi?
2/10: Ben hep ona giriyorum ama.
Ex-Fagg: ?
Dumur! Yüzünde peçe olan ve aralarında reklamcılık okuduğunu düşündüğüm tek esmer ise herkesin gözdesiydi. Yürüyen şırıngalar birbirini dürtüp onu gösteriyor ve “ona girsene, ona girsene” diyorlardı. Bu kadını çekici yapan elbette yüzüne yanlış bağladığı peçesiydi. Bu onu gizemli yapıyor ve arzı artırıyordu.(bkz.Lost) Ama en az da onun müşterisi vardı çünkü herkesin birbirine önerdiği bu ürün ayrı ayrı her birinin de gözünü korkutuyordu. Her horoz kendi çöplüğünde rahat hareket eder ve bilmediği yerde savunmasız kalmamak için oraya gitmez!
Bu işin piyasası ile ilgili merakı olan arkadaşlarımı da aydınlatayım. Vitrindeki profesyonel arkadaşlardan gözünü ayırabilenlerin rahatça görebileceği gibi arkada, önünde laptop olan bir arkadaş oturuyor. Fahri DJ, profesyonel kasiyer-veznedar olan sıkılmış adama 30 TL. verip pazarlık için içeri giriyorsunuz. Odada hanım arkadaşınızla yalnız kaldığınızda 40-50 TL arası bir fiyat konuşup bahşiş de bırakıyormuşsunuz. Fiyatın serbest piyasa şartlarına uygunluğunun resmi açıklamasını ise vitrinin camında görmüş olmalısınız. Eğer anlaşamazsanız çıkıp 30 TL’nizi de geri alıyorsunuz. Pazarlığı üç dakika kadar uzatma yeteneğiniz varsa çıkınca arkadaşlarınıza “hizmeti aldığınızı” da iletebilirsiniz zira Türk erkeklerinin ortalama içerde kalma süresi bu. Yarım saatlik 80 TL ve bir saatlik 100 TL paketler de mevcutmuş ama üçüncü dakikadan sonra içeri çay kahve servisi eşliğinde sohbet edildiği deneyimleri göz önünde bulundurulduğu için artık pek tercih edilmiyormuş. Dana ve ex-Fagg ortak zevkleri olduğunu kanıtlayıp neon ışıklar altında bilinmeze yol aldığında Aga ve ben arabaya geçip; aile, dostluk ve aşk muhabbetlerine daldık. İşlenmiş biralar sistemimizi terk etmek istediğinde bedelinin 2 TL olduğunu duyunca biranın ne kadar ucuz olduğunu düşündük.
Sansürle bu kadar oldu. Fazlası için arayın.