THE CALL (2013) by BRAD ANDERSON **







Jordan Turner Los Angeles 911 telefon santralindeki operatörlerden biridir ve olay yerine yönlendirdiği polislerden birine âşıktır. Deneyimli olmasına rağmen yaptığı hata küçük bir kızın ölümüyle sonuçlanınca çağrı merkezindeki işini bırakıp yeni gelenlere öğretmenlik yapmaya başlar. Ta ki öğrencilerine anlattığının aksini yaparak, sıradaki aramayı kişisel bir mesela haline getirinceye dek.







Hollywood senaristlerinin denemeyi sevdiği, mücadele olarak gördüğü ancak çoğu zaman başarıyla altından kalkamadığı bir “proje senaryo” durumu vardır. Tamamı bir odada geçen Jodie Foster’lı Panik Odası (Panic Room) ve uçakta geçen Uçuş Planı (Flightplan) havalimanında geçen Tom Hanks’li Terminal (The Terminal) Colin Farrell’lı Telefon Kulübesi (Phone Booth) ve yine uçakta geçen Cillian Murphy’li Gece Uçuşu (Red Eye) örnek gösterilebilir. Hatta denizin ortasında geçen Açık Deniz (Open Water) asansörde başlayıp biten Şeytan (Devil) tamamı bir tabutun içinde süren Toprak Altında (Buried) ve daha niceleri yazarı için gövde gösterisi sayılabilecek denemelerdir. Kimi yola çıktığı iyi fikri geliştirip soluk soluğa izlenen bir uzun metraja ulaşmıştır sonuçta, kimiyse fragmanının altında ezilmiştir.







Acil Arama da Richard D’Ovidio imzalı bir “proje senaryo”. 13 Hayalet’in (Thir13en Ghosts) yazar kadrosunda yer aldığından beri ismine rastlamadığımız D’Ovidio böyle bir iddia için güven vermese de, eline yüzüne bulaştırmadığını söylemek gerek. Yönetmen koltuğunda ise Christian Bale’in rol uğruna sağlığını tehlikeye attığı Makinist (The Machinist) ile tanıdığımız Brad Anderson var. Yönetmen aradan geçen dokuz yılda popüler dizilere birer bölüm çekmek dışında iki uzun metraja daha imza attıysa da, Makinist’i aşamamıştı. Acil Arama Halle Berry gibi onun için de sesini geniş kitlelere tekrar duyurma filmi olmuş diyebiliriz.







Peki; üçte birinden fazlası masa başından direktifler veren 911 çalışanıyla bagajda seyahat eden kaçırılmış bir kız arasında geçen Acil Arama ne kadar iyi? Mekân kısıtlamasının senaristin buluşlarını iyi kullanan Anderson için sorun yaratmadığını söylemek gerek. Yönetmen filmini baştan sona dinamik tutmayı başarmış. Yan yollara sapmadan, geriye dönüşlerle süre doldurmaya çalışmadan, öyküyü düz bir çizgide ilerletmeleri de “şimdi ne olacak” sorusunu canlı tuttuğundan, seyircinin heyecanını kaybetmesine izin vermemiş. Öte yandan psikolojik sorunlu seri katil Michael (Michael Eklund) dinamizm uğruna geliştirilmemiş, geçiştirilmiş, hayat veren aktöre kendini göstermesi için alan yaratılmamış. Aslında başrolü üstlenen Halle Berry dâhil hiç kimseyi öne çıkarmak için yakılmış spotlar yok filmde. Perdede görünen herkes hız treniyle önümüzden geçen tanıdık yüzler olarak kalıyor. Yeniden görmenin hoş olduğu Six Feet Under’ın Vanessa’sı Justina Machado ve Nip/Tuck’ın Dr. Liz Cruz’u Roma Maffia’da ufacık rollerinde böylece harcanıyor.



13 milyon dolarlık bütçesini kendi ülkesinde üçe katlayan gişesiyle yapımcıları için de hayal kırıklığı yaratmayan Acil Arama, çok şey beklemeden biraz heyecan duymak ve zekânıza hakaret etmeyen bir gerilim senaryosu takip etmek için izlenebilir.