03.03.14





"Hayat o kadar güzel ki, başıma ne gelirse gelsin bundan vazgeçmeye hazır olmayacağım" dedikten bir gün sonra, sesimi Ankara dolaylarına GSM şebekesiyle bu sözcükleri telaffuz ederek ilettikten bir gün sonra, otomobil kullanırken İstanbul düşleri kurduğum o perşembenin hemen ardından; aldatıldığımı öğrendim. 

1,5 yıl sonra beni heyecanlandıran ilk insan, yedinci buluşmamızda, zevkten kiri düşünmediğim bir anın hemen sonrasında çocukça ses tonuyla itiraf etmişti: "Seninle ikinci buluşmamızın üstünden üç gün geçince, sen Ankara'dayken..." Ben Ankara'da değildim. İlk yalancı bendim. Ama o hazmı zor bir davranış itirafındaydı. Birbirimize âşık olmamıştık ikinci buluşmada, sonsuza dek birlikte olacağımızı zannetmemiştik ama en azından bekleyeceğini söylemişti Ankara'dan dönmemi. Deneyeceğine söz vermişti. 

Surat astım başta. İkincil kazanç sağlamaya çalışıyor gibiydim. Bu hatayı itiraf ettiyse, bana karşı dürüst olmak istemişti. Eğer biraz surat asarsam kendini affettirme çabasıyla daha fazla sevebilirdi. Ama yapmacık yüzümün üzgün ifadesi git gide arttı. Soğudum, üzüldüm, üşümeye başladım. Cenin pozisyonu bile aldım bir ara odadaki rüzgârdan korunmak için. Ve gitmesi için kapıyı açtım.

Bu hafta sonu İstanbul'da olmamın en büyük sebebiydi. Ancak o saniyeden itibaren onu görmek istemiyordum. Neşeyle sarılıp dudaklarına yapışmak istemiyorken, neden bir araya gelelim. Dostlarla İtalyan mutfağını keşfe çıktık, dilimize değen en pahalı çikolataları tattık, Kadıköy'de içtik, piramit çalıştık, yüzdük, sıcağa oturduk, buhar soluduk... Ben de onu aldatmak istedim öfkeyle, yapamadım. Tehlikeli adımlar attım, afişe oldum ama başaramadım. Belki de büyük güç izin vermedi.

Kahramanmaraş için inişe geçip yerimize oturduğumuz, kemerimizi bağladığımız, koltuğumuzun dik, güneşliğimizin açık olduğundan emin olduğumuz şu saniyelerde; aşkı bulma hevesim bin kilometre geride kaldı. Bugünü saymazsam beşinci sabah yine olanakların şehrinde ava çıkmış olacağım. Ancak Oscar izleme hevesimin bile kaçtığı düşünülürse, ne kadar başarılı olurum bilemiyorum.

Gravity'nin yedi Oscar aldığı gecede gönlümü çalan The Great Gatsby de iki heykelcikli film oldu. Her zaman olduğu gibi büyük ödüle kavuşamasak da, yerimiz birinci sınıfın ensesi oldu.