Eckerö Line 2

Gurbet’te işler zordu. Dil, yol, iz bilmiyordu Eckerö. Anadili ve doğduğu ülkenin resmi dili arasında bocalayan bir ergenken, iki dilli eğitim verilen Gurbet’e taşınınca rüyalarını dört dilde görmeye başladı. Babası olacak adam gün boyu çalışıp kazandığı paranın tamamını elinden alıyor, iyi davranmıyordu. Baba olmuş adam uzun zaman önce ülkesini bırakıp Gurbet’e giderek oralı bir kadınla evlenmiş, çocuklanmış, iki yıl sonra da boşanmıştı. Geride bıraktığı kadına, Eckerö’nun annesine hep “yakında, sonra, daha sonra” demiş, bekletmişti. Geride kalan kadın bir süre sonra kocasından ümidi kesmiş, araları bozulmuştu. Kocasından darbe yiyen kadınların çoğu gibi yastığa yorgana ve çocuklarına sarılmıştı. Belki de bu nedenle Eckerö için annesi, annesi olmuş kadın için de Eckerö çok önemliydi. Eckerö’nun sırayla söylemesi bile yorucu hayallerinden biri de annesini yanına almak, Gurbet’te beraber yaşamaktı bu nedenle ama elbette “yakında, sonra, daha sonra” diye-dene geçiyordu zaman. Zaman.



Gurbet’te işler zordur. Hayatta kalmak istiyorsanız uyum sağlamalı, güçlü yanlarınızı öne çıkarmalı, tutulan taraflarınızın tutulmasına izin vermelisiniz. Eckerö şanslı bir gençti, genetik vergisi birden fazla tutulmaya değer tarafı vardı, baktı ilgi görüyor izin verdi, tutan tutana oldu sonra. Sonra, Başkent’te sevgilisiyle yaşadığı bir buçuk yıldan sonra yani, bağımsızlığını ilan etti. Artık reşit, bağımsız ve halihazırda bedenen şanslı idi.

Eckerö ile yan yana gelirseniz saatlerce anlatabilir size yaptıklarını, yapacaklarını. Mesela sevgilisinin yanına taşınmak için babasının şehrinde yarım bıraktığı meslek okuluna döneceğini söyler size. Atılmıştır okuldan ama dönecektir işte. Gurbet’in dilini mükemmel konuştuğunu iddia eder ama yazıların çoğunu okuyamaz. Bu eksiğini kapatacaktır. Gurbet’in ikinci resmi dilini çok sevdiğini size alıntılayarak bildirir, onu da öğrenecektir tabi ne zannettiniz, İngilizce öğrenecek olduğu gibi. Hayallerini gökyüzü süslemektedir. Uçakları kullanan insanlardan olmak ister, o olmazsa uçaklarda çay kahve servisi yapan insanlardan olacaktır, o da olmazsa uçakta oturup bir yerden bir yere giden insanlardan olabilir bu yaz. Belki bu yaz değil de gelecek yaz, ee, şey, annesine memleketinde bir ev aldı da borcu var azıcık, hani bir gün memleketine dönerse orada yaşayacak annesiyle –e hani annesini yanına aldırıyordu di mi ama karıştırmayın şimdi bunları siz- saçı nasıl olmuş dersiniz? Evet, kestirmesi lazım, boyatması lazım, çok uzadı, bütün parasını bakım ürünlerine harcasa da zaman geçiyor işte-zaman bedenlerimizin düşmanı, saçımızın da. Yapacağı çok şey olduğunu söyler durur Eckerö ama şimdi işe gitmesi lazım. Saat 22:00’ye kadar çalışacak, bir saat sonra da ikinci işine gidecek. Arada telefonu var işte elinde, her arada derede telefonu, hayalleri, telefonu var. Vakti yok şimdilik anlayacağınız ama hayalleri var. Daha 21, 21, 21, 21’di(r).



“Artık seninle bir arada olmak zor
Çok denedim yapamıyorum
Katlanmayı bilirdim çekilir gibi olsa
Söyledim ya, duramıyorum”

Ona biraz zaman lazımdı. Sessiz kıyamet gibiydi. Kendinden kurtulması lazımdı. Sanki ihanet gibiydi. Biraz vefa biraz huzur olsun yeterdi, başka bir şey istemezdi. Biraz sevilse biraz yüzler gülse yeter, sevdiğiyle ölüme giderdi. Sevdiği. Kimi seviyordu Eckerö? Bir buçuk yılını geçirdiği pedofil hayat öğretmenini mi? Evet. Onu çok sevmişti, gözünü onunla açmıştı, hayatı onunla tanımıştı, Eckerö için ona bir harf bile öğreten herkes değerliydi ama geride kalmıştı o insan işte artık. Sonrası otel odalarında networking. Eckerö’ya sorarsanız çok insanla tanışmasının sebebi bu. Kimin ne zaman lazım olacağı belli olmaz. Onun sizin gibi bir masası, title’ı, kariyeri yok henüz. İş arkadaşları, komşuları, mahalleden tanıdıkları, kahveden ya da hamamdan aşinalıkları yok. Onun yattığı, yatacak gibi yaptığı, yatmak üzere çıkılan yolda bildiği kişileri var. Hem de sadece seks yapmanın enseste girmeye başladığı az nüfuslu Gurbet’te değil, tüm dünyada. Borç, neşe, eşlik alabileceği insanlar var telefonunda. Hepsine laf yetiştirmekle, hepsine çiçek dağıtmakla meşgul. Kimseyi kırmaya gönlü razı değil. Buna zamanı var, kendini geliştirmeye yok. Ya da kendini geliştirme şekli Voltran.

“Ben seni azat ettim sen de azat et, hakkımı helal ettim sen de helal et” deme şansınız yok Eckerö’ya. Nereye gideceksiniz ki hem? Onun insan koleksiyonunun bir parçası olarak kalmalısınız. Sizi sevgilisi yapmak isteyebilir ya da aşığı, belki yatak belki oyun belki bardan arkadaşı. Sizi Facebook’tan, Instagram’dan, Snapchat’ten, Tinder’dan, WhatsApp’dan, Viber’dan, Tango’dan –adını siz koyun- ekler, hayatına ekler. Kaçamazsınız. İnsan kaybetmeyi sevmez. “Görüşüyoruz ya, her gün konuşuyoruz” der, herkesi böyle tarif eder.



"Eckerö Line 1"de kaldığımız yere dönelim.

Dördüncü saatte Eckerö Gurbet'e, evine döner ama İstemez'in onda kalmıştır yüreği. Gördüğü anda tutulmuştur Eckerö’ya. Gördüğü en tatlı şeydir bu sanki bütün ihtişamına karşın. İhtişam, ne de olsa ukalalık getirir. Eckerö ise anlayışlı, sevecen, sahiplenen, sarılan, tüm aksilikleri görmezden gelen, gülen, neşelendiren, sarılan, sözler veren, sözler isteyen, istemeden kandıran, sarılan, öpen, övmekten gocunmayan, yüceltmeyi seven, kalbini bir çırpıda gösterip acılarını ziyarete açan, sarılan, sımsıkı sarılan biridir. İstemez’in dayanması güç özelliklerdir bunlar. Dördüncü saate girildiğinde Eckerö Gurbet’e döner, İstemez yalnızlığına.


Devam edecek…