ZAMANSIZ BIRAK

İki metro durağı arasındaki parlak beyaz istasyonlardan birine geldiğimizde cam gibi gösteren yeni gözlüklerimin arkasından göz kapaklarımı kaldırıp ileri baktım. Vasatın üzerinde seyreden zarif bir genç Türk kadını ile ona aşkla bakan standart Türk erkeğini gördüm. Kulağımda Nazan Öncel “bana mutlu birini göster, alnından öpeyim” diyordu. Tutup o an oraya getirmek istedim Öncel’i. Mutlu iki kişi göstermek için.


İçime huzur doldu onları gördüğüm birkaç saniyenin ertesinde. Neleri kovaladığımı düşündüm. Çevremdeki mutsuz insanları. Çok yeni sevdiğim bir arkadaşımın sözü çınladı kulağımda. “Bana acı çekmiş kişiler daha iyi geliyor. Anlayabiliyorum. Mutlu olmayı biliyorlar. Tuzu kuru bana gelmez.” En yakınlarımı düşündüm. Asla mutlu olamayacaklarını. Sürekli mükemmeli kovalayışlarını. Benim gibi. Benim biraz da vazgeçmeye başlamayı başardığım bir ulaşılmaz noktayı. Rahatladım.

Durağımda inince de bir park gördüm. Anneannemin beni Yenimahalle’de neredeyse her gün götürdüğü park geldi aklıma. Anneannem orada olmasa da parkın orada olduğuna emindim. Gidip yine paslı metal silindirin üzerinde yürüyebilir, AOÇ dondurması yiyebilirdim. Yapacağıma söz verdim.