SUPER 8 (2011) by J.J. ABRAMS **


Filmin tanıtımı sırasında yazar-yönetmen J.J. Abrams kadar ismi büyük yazılan Steven Spielberg’ün, “Super 8”e övgü cümleleri kurmuş olması şaşırtıcı olduğu kadar üzücü. “Benim otuz yıl önce yaptığıma benzer film çekmiş, aferin” diye düşünmediyse; tek açıklaması reklam.

“Super 8” bir travmayla açılıyor. Tatlı, ufak bir oğlan çocuğu vahim bir kazada annesini kaybetmiş. Nedeni henüz belli olmasa da sorumlu tutulan biri var. Oğlanın sert kanun adamı babası sinirli, eylemci. Çocukla iletişim kuramayacağı da aşikâr. Bu girişin ardından dört ay sonrasına gidiyoruz. Annesi ölen Joe’nun sinema aşığı arkadaşlarıyla tanışıyoruz. Bu karikatür grup şişman, dişleri telli, içine kapanık ve inekten oluşuyor. Şişman ve patron yönetmen Charles’ın kocaman sevgi dolu ailesi, her daim sofraya sığmayacak miktarda yemekleriyle Joe’nun durumuna tezat olsun diye üretilmiş, elbette üretilecekti; bu bir Hollywood filmi. Dört çocuktan oluşan ekip film çekme meraklısı dedik ya, yetenekleri de yerli yerinde. Üzgün masum annesiz Joe bir makyaj ve modelleme ustası. Şişman agresif kontrol delisi Charles diyalog yazımı ve reji hususunda bilgin. Dişleri telli ve panik Cary patlayıcı uzmanı -ki elbette ana hikâyenin bir yerinde bu muhteşem yeteneğinden faydalanılacak. Ekibe sonradan dâhil olan güzeller güzeli Alice ise Joe’nun annesinin ölümünden sorumlu tutulan adamın kızı. Shakespeare iyi ki “Romeo ve Juliet”i yazmış.

Ekibimiz kendi çaplarında Süper 8 kameralarıyla zombi filmi çekerken, kasabadan geçmekte olan tren kaza yapıyor. Abrams’ın aksiyon gösterme uğruna uzattıkça mantıksızlaştırdığı bu sekans perdede heyecanla izlense de fazlasıyla niş kalıyor. Kazanın ardından filmde Abrams’ın en büyük meziyeti olan merak unsuru devreye giriyor. Trende ne vardı, Hava Kuvvetleri’nin ilgisi neden, kasabada gerçekleşen garip olayların açıklaması ne? “Lost” dizisini altı sezon sürdüren mantığın 112 dakikalık bir filmi sürüklemesi elbette güç olmuyor. “Lost”un ünlü “Black Smoke”una benzer davranışlar sergileyen bir canavar çıkıyor ortaya ve yine bir J.J. Abrams projesi olan “Cloverfield/Canavar”dakine benzer şekilde uzun süre kendini gizliyor. 80 dakika sonra izleyici karşısına çıktığında da yine aynı hayal kırıklığını yaşıyor, özgün olmayan bir tasarımla karşılaşıyoruz.


Spielberg’in yapımcı olarak destek verdiği projenin, yönetmenin 1977 tarihli “Close Encounters of the Third Kind/Üçüncü Türden Yakınlaşmalar” ve çoğunlukla da 1982 yapımı “E.T.: The Extra-Terrestrial” filmlerinin izinden gittiğini söylemek mümkün. İzlerken, Alice’in bisikletiyle babasından kaçmaya çalıştığı sahnede uçmaya başlayacağını düşünmeyen yoktur sanırım. Joe’nun üçüncü türle yakınlaştığı sahnenin dost uzaylı fikrine tapınmak için çekildiğini ama ikna edici olmadığını da söylemek zor değil. Bunlar en kör göze parmak olanlar elbette, her köşeye yerleştirilmiş onlarcası daha mevcut.

50 milyon dolarlık bütçenin büyük kısmına sahip çıkan Industrial Light&Magic imzalı efektlerin, özellikle de filmin son düzlüğünde kasabayı savaş alanına çevirmek için kullanılanların anlamsızlığı-gereksizliği düşündürücü. Olmamaları olmalarından daha hayırlı olabilirmiş, en az bu cümledeki “olmak” fiilinin kullanımı kadar.

Elle Fanning dışındaki oyuncular vasat, yaratılan karakterler sıfatlardan ibaret. “Super 8” çok pahalı bir çocuk filmi. Ortak hafızamızda kaldığı kadarıyla pazar sabahları yayınlananlar kadar iyi bile değil üstelik.