22 Haziran 2009 Pazartesi

SANAL GAZETECİLİK (18.01.2009)

Sanal gazetecilik denince bugün akla birden fazla cevap geliyor. Bunlardan biri; her sabah bayilerde bulabileceğimiz kâğıda basılmış yayınları bilgisayar ekranı kullanarak internet bağlantısı sayesinde ve çoğunlukla ücretsiz okuyabilme lüksü. Bunun içerisine tabi ki sayfayı bire bir görüntüleyebildiğimiz için reklamlar, logolar, renkler, profesyonel ekipler tarafından hazırlanmış sayfa düzenleri giriyor. Bütün gün süren ve bu işin eğitimini almış ekiplerce dev plazalarda hazırlanan, birçok kontrol mekanizmasına sahip bu yayınlar iki kolumuzun arasını dolduracak büyüklükte kâğıtlara basılmak üzere tasarlandıklarından, küçük ekranda sıkıcı olabiliyorlar. Bu nedenle de internet, tirajları beklendiği gibi düşürmedi henüz. Yine de özellikle kendi ülkemiz gibi eve her gün gazete girmesi alışkanlığının edinilmediği ülkelerde maddi anlamda kolay ulaşılabilir olmaları sebebiyle gazetelerin internet siteleri, sanal dünyanın en çok ilgi gören sayfalarından bazıları olmaya devam ediyorlar.
Bir köke sahip gazeteler için “sanal gazetecilik” bu anlama gelse de; birçokları için yeni ve taze bir mecra, kontrol altında tutulmayan bir güç olarak öne çıkıyor. Özellikle yurt dışında; gazeteden kazandığı parayla yaşamak zorunda olmayan yazarların “blog” denen şeyi bu kadar benimsemesinin altında yatan başlıca neden; özgür olma isteği. Bir yazarın ya da muhabirin; redaksiyon ile uğraşmadan, editör tarafından kontrol edilmeyeceğini bilerek, üstelik başlığını da kendi seçebilme lüksüne sahip olduğu bu kişisel yayın, okuyuculardan da ilgi görüyor. Ücretsiz bir sayfadan ulaştırıldığı için herhangi bir holdingi memnun etme çabası taşımadığını bilmek bile bu metinlere güvenmek için yeterli bir sebep bazı insanlar için. İşte burada da, “ne kadar doğru” sorusu ortaya çıkıyor. Yukarıda bir kısmını saydığımız bu denetim mekanizmalarından uzak bir metne ne kadar güvenilebilir? Belki her zaman “dünkü haberi” veren eski moda gazetemizin aksine RSS’ler sayesinde yazıldığı anda bir haberi zihnimize sokma fırsatı buluyoruz ancak bu “aklına geleni söyleme-yazma” durumu hafızamızda nasıl bir kirlilik yaratıyor farkında değiliz. Burada da yine önceden çalıştığı gazeteden güvendiğimiz-bildiğimiz insanlara yöneliş ve belli bir tutarlılığa sahip yazarlara güvenme isteği geliştiğini iddia edebiliriz. Ancak herhangi bir “arayıp teyit etme” ya da kesinleşmeden herkesin üzerine ilk kendi fışkırtma güdüsü taşıyan haber sitelerinin; her gün tekzipler yayınlamak zorunda kalarak inandırıcılıklarını zedeledikleri de bir gerçek. Öyle ya da böyle her mecra gibi gazetecilik de teknoloji ile güzel ilişkiler kurup kendine hız dünyasında yer bulmaya çabalıyor. Gerek 60 yıllık bir gazetenin cep telefonunuza 160 karakteri geçemeyen haberler yollaması, gerek masaüstünüzde ihtiyacınızdan çok daha fazlasını akıtıp duran özel haber yazılımları ile olsun; yüzyılın en büyük buluşları en eski alışkanlıklarımıza kadar her yanımıza nüfuz etmeye devam ediyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

2023 - Kalan 6 Ay

Temmuz, on beş ay sonra spor salonlarına döndüğüm ve eğer bir kaza bela olmazsa, nasıl öleceğimi de öğrendiğim ay oldu. Bunun getirdiği duyg...