27. YAŞIMI NE YAPTIM (Birinci Bölüm)


26 Ağustos 2010 Perşembe, yaşadığım en güzel doğum günlerinden biriydi.

Bolu’daydım, askerdim, asker arkadaşlarım benim için çok hoş bir akşam hazırlamıştı. Ertesi gün en iyi kadın dostum yanıma geldi. Güzel bir cüzdan hediye etti. Bolu’yu turladık ve Askeri Gazino’da tıka basa yemek yedik. Geceyi bir asteğmen arkadaşın evinde geçirip ertesi sabah Akçakoca’da aldık soluğu. Mancarlı pide ve melengüçceği tatlısı eşliğinde Kale Dibi Plajı’nda ilk kez Karadeniz’e girmiş olduk. Diğer gün muhteşem bir kahvaltı, Abant turu ve nargile keyfi vardı.

On dört haftadır spor yapıyordum. İlk protein tozumu henüz bitirmiştim. Sicil amirim olan komutanı da tavlamış, iyice rahata ermiştim. Özgüvenden çivim çıkmıştı. İnsanları yerimden kalkmadan, korkudan ağlatabildiğim; omletlerimin torpilli geldiği günlerin başlangıcıydı. Breaking Bad ikinci sezonu sıkınca, henüz fenomen olmuş Glee’ye başlamıştım.

Bayram sabahına revirde uyanıp Ankara’ya kaçmıştım. En iyi erkek dostumla pizza yemiş, İddia oynayıp hayaller kurmuştuk.

True Blood’ın üçüncü sezonu bittikten birkaç gün sonra Düzce’den biriyle tanışmış, uzun boy iştahımı sonsuza dek doyurmuştum.

Adanalı asker arkadaşımın çok sevdiğim Lale Börekçilik yapımı kol böreğini getirdiği gün başka bir Adanalı ile daha tanışmıştım. Şarkı söyleyebilen ilk arkadaşım olmuştu. Revirde konserler böyle başladı.

26 Eylül 2010 Pazar günü İstanbul’daki dostuma daha önce sadece bir kişinin bildiği bir sır verdim. İlişkimiz o andan itibaren muhteşem bir yere doğru ilerledi. Anlatırken o Adana’daydı.

Ertesi gün, uzun süre sonra ilk defa beste yaptım. İlhamın nerden geldiği açıktı. Ben Sibel Tüzün’düm.

Sonra biraz sendelemeye başladım. İki kez sakatlandım, ilk defa MRI çektirdim, iki kez de ciddi şekilde şikâyet edildim. Sıkıntılı dönem uzun sürse de, yaşadığım heyecanlar yanıma kar kaldı. Ömürde bir kez karşılaşılacak türden engellerle boğuşmak yenileyiciydi.

Haftada bir gün Ankara’ya, bir gün Abant’a gitmeye başladım. Ankara’ya gider gitmez rutinimizi ölümüne uyguluyor, Abant’ta nefis sucuk ekmekler yiyorduk. Bolu’da geçirdiğim günler canlı müzik eşliğinde torpilli duble votkalar, mutfak ekibinin kıyakları, herkesi tanıma çabam ve sabahlara kadar eğlenceli sohbetlerle geçiyordu. Bir kez daha yaşamın anlamını buldum sanıyordum.

9 Kasım Salı günü, tugay komutanı yardımcımız bana teğmen rütbesi taktı.

(devam edecek)