şebnem ferah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şebnem ferah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2011 Salı

“NİLÜFER - 12 DÜET” ÜZERİNE NOTLAR


-Şebnem Ferah, muhteşem yorumu ile albümün iyi bir açılış yapmasına olanak sağlıyor. Yine de unutulmayacak bir düet çıkmıyor ortaya.

-“Göreceksin Kendini” şarkısını söyleyen Yüksek Sadakat; Eurovision’un da gazıyla ismini biraz daha duyuracaktır, o kadar.

-Malt’ın “Ara Sıra Bazı Bazı” yorumu fena değil ancak uçucu.

-Teoman artık düet yapmasın. Düetlere çok yakışmasına rağmen. Solo şarkılarını unuttuk.

-Gece Yolcuları “ağğğlıyorum… yanıyorruuuum…” demedikleri bir şarkı söylesinler.

-Ogün Sanlısoy sadece vasat olmaktan sıkılmadı mı?

-Badem’in “İntizar” düzenlemesi, şarkının ruhuna zarar vermeyen bir çalışma olmuş.

-Hayko Cepkin ile Nilüfer mayası tutmamış. Çok ayrı tellerde kalmışlar. Solo kısımlarda sorun yok ama aynı anda girmeye çalıştıkları kısımlar korkunç.

-“Unut Gitsin” o kadar kusursuz bir şarkı ki; kim, hangi düzenlemeyle söylerse söylesin dinlenir. Levent Candaş & Selçuk Sami Cingi & Nedim Ruacan ortak çalışması da albümün en öne çıkan parçası.

-Rashit düeti “Uzak Dur Ateşimden” ise grubun çabaladığının çok belli olduğu ortalama bir iş. Aranmayacaktır.

-TNK düeti “Selam Söyle” doğası gereği rock şarkısı olamayacak bir parça. O sözlerle ne yaparsanız yapın ortaya rock çıkaramazsınız. Altyapılarında elektrogitar yer alan her parça rock parçası değildir.

-“Kim Arar Seni” düetini gerçekleştiren 4x4, enerjisi oldukça yüksek, topluluklara da çalınıp söylenebilecek bir iş çıkarmış.

Ayrıca:

-Ne olursa olsun Nilüfer, Kayahan şarkılarına çok şey borçluymuş. Keşke Kayahan bu kadar huysuz bir ihtiyar olmasaymış.

-Nilüfer’in rock yorumu çok amatörce. Onun gibi bir sanatçıya yakışmıyor. Hakkını veremedikten sonra ürettiğin şeyi satmaya çalışmanın anlamı olmamalı o konumdaki bir insan için.

26 Ocak 2010 Salı

10:29


Bir diğer “everything. everyone. everywhere. ends.” zamanıydı. Ellerden gelenler yapılmış, gönüllerden geçenler söylenmişti. Sevgi için yine onca emek harcanmış, maddi manevi hissettirilmişti. Mutlu da olundu, mutsuz da. Gülündü de, ağlandı da. Nadir de olsa sarılıp öpüldü de, hani kimi zaman. Yolları da gözlendi, camlarda da sabahlandı. Mum ışıkları, şaraplar, dizler, sesler. Hayat ya da kader verdi. Ne güzel yaptı, al sev dedi. Bize ayrılan sürenin yine sonuna gelindi. Nasıl zor şimdi demeden Mete Özgencil gibi, konuşuldu aynı şeyler. Hissedildi. Sımsıkı bağlandı ruhlar ve bir sabah kalk git dedi zaman. İtildi, büküldü, zorlandı ama bir yere değin fayda etti. Takvimler bir taraftan sekizi, bir taraftan biri ve yirmiyi, onu gösterdi. Çirkin adam biliyordu. “her şey. herkes. her yer. biter.” idi. Arabalara binildi. Toz dumana katıldı. Biraz gülümsemek için soytarıya yatıldı ama köpekler bile saldıramayacak kadar tutuktu o sabah. On üç kilometre yol gidildi. Sağa çekildi. En sevdiği yan koltuğa oturdu çirkin adam. Hayatı boyunca içmeyi planladığı son sigarayı aldı sevdiğinin ağzından. Bir yıl çabuk geçer diyen sesi dinledi. Bir yıl bu koltuklarda oturabiliriz diye seslendi. Ayrılıklar zor olur, hiç sevmem, beceremem diyeni duydu. Dik durmaya çalıştı. Gökyüzünü çatı yaptığı anda kolları duvar oldu. Çirkin adam güvende ve mutluydu. Beş saniyeliğine. Beş saniye güvende oldu. Daha azı kadar mutlu. Ardından hem yalnız kaldı, hem savunmasız. Arabasına döndü çirkin adam. Yola koyuldu. Dikiz aynasından gördüğü dimdik bir aşktı. Başarısız gözlerini seçebildiği yere kadar kırpmadı. Düğmeye dokundu. Hazırladığı parça söylemeye koyuldu. Güneş batınca fark mı etmiş, bütün hayalleri caddeye mi uzanmış, hepsi serap mıymış. Ne şarkıyı duydu ondan sonra, ne yolu gördü. Ne nefes aldı ne de tuttu içinde. Sesi kısıldı. Nerede olduğunu bilmeden devam etti yola. Anlamı da yoktu zaten. Saat 10:29’dan sonra. Anlamı yoktu hiçbir şeyin. Döngü bir kez daha tamamlanmıştı. Başlayan şey bitmişti. Her şey gibi. Herkes gibi. Her yer gibi. Bitmişti. Verilen emekler, harcanan günler ve geceler. Telefonun diğer ucundan hasretle sevilecek bir diğer hayalet kalmıştı elinde çirkin adamın. Milyonluk bir şehirde en sevdiği iki dostunun yanında ama çok yalnız geçirdi geri kalan saatlerini günün. Kimse anlayamazdı bu yalnızlığı ne de olsa. Kimse böyle yalnız kalamaz diyen bir şarkıyı herkes anlayamazdı. Gece yarısına yakın bir telefon geldi çirkin adama. Evinin ışığının yanmadığını bildirdi sevdiği, bıraktığı yerdeki. Seni seviyorum dedi sonra telefondaki ses. Her şey daha ağlamaklı göründü Ankara’dan. Sözleri uymasa da güzel bir melodiye sarıldı çirkin adam soğukta. Uyuttu güldürdüklerini. Çekildi odasına. Bunları yazdı. Yok, ağlayamadı dışına. Kanında gezen alkolü buharlaştırıp ona tutunarak uçup gitmek gibi fikirlerle oynaştı, yanına. Nafile. Saat 10:29’u geçmişti. Her şey. Herkes. Her yer. Bitmişti.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...