gaziantep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gaziantep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2014 Pazar

30. YAŞIMI NE YAPTIM? (İkinci Bölüm)





Aylardan mart. Bir grup arkadaşım var. Aslında birini sever(d)im, diğerleri yanında geldi. Her fırsatta ziyaret ettiğim ve iyi davrandığım bu grup nedense bana karşı ya kayıtsız kaldı ya da sımsıkı sarılmaktan çekindi. Ben de yavaşça yere bırakıp uzaklaşmaya başladım. Ayda bir de olsa iş çıkışı yolumu uzatıp önlerinden geçmeye çalıştım, yılda bir de olsa kendiliklerinden nasılsın demediler. Görüşmeye çalışan, hayır deyip durduğum onlarcasına kıyasla; ne ayıp bana.

Televizyon yapımcıları, şarkıcılar, tezgâhtarlar, emekçiler, sinema mezunu işsizler, çağrı merkezi çalışanları, akademisyenler, öğretmenler, tutunamayanlar… Bir günde üç kişiyle tanıştığım oldu. Bir uçurumun en ucunda gibi, o kadar yoktum ki, görmüyorlardı. Evet, Feridun Düzağaç şarkıları gibiydim yine. Ucuz, basit ve sıradan. Pazara çıkmış gibiydi ipliğim.
Adalar, Küçükçekmece, Tom’s Kitchen, Eataly, İBB Tesisleri, ilçeler, semtler, metro, metrobüs, vapur, bulaşık, çamaşır, bakteri, Snowpiercer.

İstanbul Film Festivali’ne de akredite oldum. Fakat bu bana filmleri Atlas 3’te izlemek olarak döndü ve ne olduğunu anlamadım. Aksanat, Kafka, göz teması kurmaya korkan Twitter delikanlısı, Vialand, Doğa Koleji, Mısırlı misafir ve uçucu maddeler.

Sonra biri âşık oldu bana. Mutfak masamdan geçip gitmesiydi planım. Durduramadı kendini. Kırdım attım kalbini.

Taksicilerden nefret ettiğim kadar RTE’den nefret ediyordum, değişen bir şey olmadı.

1Q84 diye bir roman okudum. Finali hariç hayatımda okuduğum en iyi roman oldu. Gazıyla yeniden okuma sevgisi kazandım, üst üste kitaplar tükettim, hepsini toplasan bir Murakami etmedi. Telefonla anket yapar gibi bir doktorluk işi aldım, çok sinirlendim, çok yoruldum ve bir pisliğini bulup kaçtım. Dünyanın küçük olduğunu ispat ettim. Öyle biriyle tanıştım ki her tarafımızdan tanıdık çıktık. Sonra bir bindim otobüse, bir daha göremedim. İkimiz de dünyanın çeşitli yerlerine savrulup durduk, bir daha aynı odada bulunamadık. Biriyle sırf hayatımı kurtardığı için yattım. Tek başıma 200. kez sinemaya gittim, “Kış Uykusu”na. 

Bir de doktorla tanıştım, ömür geçirilebilecek biriyle. Evinde uyudum, evimde uyumasına izin verdim. Sokaklarda yürüdüm onunla, arkadaşlarımla tanıştırdım, elini tutup kilisede konser dinledim. “Siktir git” dediğim için ayrıldığım ilk insan oldu. Ben ki hayatımda belki de ilk defa bir insana bu cümleyi kurdum. Aferin bana. Sonra da diş hekimlerinin yatakta berbat oldukları şeklinde bir bilgiye vakıf oldum.

Birine gerçekten imrendim. İsmi lazım değil ama en sevdiğim erkek ismi diyelim. Yaşamına, cesaretine, bilgisine, yarattığı fırsatlara, mutluluğuna imrendim. Hiçbiri bozulmasın, hep daha fazlasına sahip olsun istedim.

Siemens’ten klima, Linens’ten perde aldım. İkisi de pişman etti. Hard Rock Cafe’yi sevmedim, Paşabahçe’den çıkmadım, çok acayip bir cesaret gösterip bir şeylere katıldım.

“Nasılsın”, “iyiyim”, “İstanbul’da mısın”, “evet”, “ne zamana kadar”, “pazartesi”, “ben de cuma geliyorum” şeklinde bir telefon konuşması gerçekleştirdim. Söz konusu hafta sonunu bir yıldır bekliyordum. Plana ona yakın insan dâhildi. Her şey saniye saniye ayarlanmıştı. Ne var ki hayır diyemeyeceğim bir sesti telefonun ucundaki. Başka bir arkadaşı daha olduğunu, onunla da takılacağını söyleyince sustum. Ayarlanabileceğini düşündüm bazı şeylerin. Biraz ondan biraz benden giderdi, arkadaşlar fedakârlık yapmak içindi. Ne bindiğini haber etti, ne indiğini. Resmi ve keyfi işlerimi erteleyip beklemeye başladım. Kırk sekiz saat boyunca kendimi ona adadım, fikrimi söylemedim, görmeye geldiği şeyleri vermeye çabaladım. O sırada bir bir bensiz gerçekleşti planlarım. Alınanlar, küsenler, oyunbozan olduğumu düşünenler, içimi yiyen arzularım, kendime verdiğim sözler, kişiliğime sahip çıkmam için içinde olmam gereken etkinlikler birer birer gerçekleşti birkaç adım ötemde. Ben davetsiz misafirimle ilgilendim. Çok da iyi ilgilenemedim elbette, ona da yansıttım muhakkak. Bir ben tanıdığı için anlayamadı. Sonunda gitmem gerektiğini söyledim. Kırk takla atarak, bildiğim tüm kibarlıklarla özür dileyerek, “yine de gitme” diyebilirsin diyerek. Küstü, kırıldı ya da başka bir şey. Kaybettim onu. Bu kadar basitti işte bir insanı kaybetmek. Neden anlasındı ki beni. Yüklediği anlamlar üzerinden yürüttüğü, gerçeklikten kopuk bir ilişkiydi ama güzeldi orada duruşu. Çin vazosu gibi. Ne neden kıymetli olduğu bellidir, ne de günlük hayatta yeri bulunur.

(devam edecek)

 

1 Ocak 2014 Çarşamba

2013 YILSONU İSTATİSTİKLERİ: GEZİLER



Bu yıl hiç yurt dışına çıkmadım ve çok az gezdim. 9 il ve 13 ilçeye 79 ziyaret gerçekleştirdim. En fazla seyahat ettiğim il 12 kez gittiğim İstanbul.

Gittiğim yerler: İstanbul, Ankara, Gaziantep, Kahramanmaraş, İskenderun, Arsuz, Adana, Mersin, Mezitli, Bodrum, Islahiye, Hatay, Pozcu, Alanya, Manavgat, Side, Türkler, Silifke, Şekeroba, Narlı.
 
2012
2011
2010
2009

26 Ağustos 2013 Pazartesi

29. YAŞIMI NE YAPTIM (Üçüncü ve Son Bölüm)





Yeni yılın ilk kararı, Arzu’yu dinlediğim günleri saymamaktı. Nasıl olsa her gün dinliyordum. Kiremit rengi çantam geldi. Bir kandırıkçı işten atıldı. Yenileri hayatıma girmeyi denedi, şarap eşliğinde kavurma yendi. Spor, Migros, filmler, 550 hasta, uyku, holter, efor, 1-2 ventriküler ekstrasistol, Fringe’in son sezonu, İstanbul, Fil’m Hafızası’ndan arkadaş edinmece derken günler geçti. Astoria, Anthill, Rixos Bomonty gibi yerlerde ev aradım. Sevilenin mezuniyet sınavı için otobüsle Ankara’ya gittim, büyük ihtimalle sonraki on yıl gitmem. Hele ki Teppanyaki Alaturka deneyiminden sonra.




İskenderun’da düğün, Arsuz, Maraş’ta düğün, Laurence Anyways, diş implantı sorunsalı, Hitchcock DVD’leri, Grey’s Anatomy seksleri, Antep’te nişan, iddia, hastanenin bana veda gecesi düzenlemesi ve ardından yaşananlar, Ninja Yazar olarak ilk yazımın “Dupa Dealuri” olmasının verdiği sevinç, iş görüşmeleri, Megapark’ta son nöbet, !F İstanbul Festivali, Beyrutlu, Benim Çocuğum, Kült ile Oscar Night, Fatih Özgüven ile öğle yemeği, Uzunoluk ile anlaşma, istifa dilekçesi, borç dağıtmaca, kartvizit tasarımı, yan apartmandaki gizemli PDR uzmanı, fabrika gezmeleri, saadet zinciri, şarap sofrası, Slow Food akımı, Murat Boz’un kankası ile dumur, İstanbul Film Festivali açılış gecesi, herkesin hesabı bana ödetmesi, şehir dışına kahvaltılara gitmeler (samimiyet fazlası), Mezitli, Yorum İstanbul, IKEA talanı, ev alış ve ev alışverişi, Türk ustaları ile kavgalarım, üzerime 52 tapu olduğunu öğrenişim, İstanbul-Maraş-İstanbul-araş-İstanbul-raş, birilerinin doğum günü için çabalamaca, tüm zamanların en büyük anneler günü hediyesi, Grey’s Anatomy sezon finali, çok iyi niyetli bir yazar ile arkadaşlık başlangıcı, KVC uzmanlığı adayı gerzekle arabada eski çamlar altında, Bodrum Holiday Resort & Spa, tek başına şişe Bailey’s, iki günde üç kişi, İstanbul’daki evimde tek başıma iki hafta(mükemmeldi) ve -aş… Bir yaş daha böyle harcandı, bitti. Kaldı 70 yılım bu dünyada.



Şöyle bir bakınca; bir yıl çok kısa gibi. Yaptıklarıma bakınca, epey vaktim olmuş gibi. Çok yavaş ilerlemişim ama ilerlemişim sanki. Kalp kırıklarımdan kurtulmuşum, Ters Ninja’da yazar olmuşum(47 yazım çıktı bile), Antrakt Sinema Gazetesi’nde yazar olmuşum(8 yazım çıktı bile), basın gösterimlerine davetiye almaya başlamışım, şirketlerin tanıtım yazdırmak için DVD gönderdiği yazar yapmışım kendimi. Ülkenin en mega kentinde hiç de küçümsenmeyecek bir ev sahibi olmuşum, hiç kimsenin hayır diyemeyeceği kadar parayı ideallerim için elimin tersiyle itebilmişim hatta birinin sevgilisi olabileceğimi anlamışım. Uzun süre ya da kısa. Ama platonik türünün dışına çıkıp normale yaklaşmaya başlamışım. Aynı kişiyle üçten fazla kez yatağa girmeyi becermişim. Üstelik beş yıl öncesinden, hatta on yıl öncesinden daha iyi görünüyorum. Hücrelerim daha yaşlı belki, saçım dökük ve beyaz kaplı ama her zamankinden daha fit, daha sağlıklı ve daha estetiğim. Hepsini 29. yaşımda başardım. Bütün dünya bir araya gelip istediklerimi yapmama engel olmaya çalışsa da, ben galip çıktım.

Mutsuzluktan da ölmüyorum üstelik. Mutlu değilim belki ama mutsuzluktan ölmüyorum. Daha serin yaklaşıyorum acılara, eksiklere, ihtiraslara. Bugünün kıymetini biliyorum.

24 Ağustos 2013 Cumartesi

29. YAŞIMI NE YAPTIM (İkinci Bölüm)




İşyerinde seks yapma konusunda kendi kurallarımı yazdım. İşe yarar olduklarından emin olmak için defalarca deneme yaptım. Aile büyüğüme doğum günü için on hediye aldım ve büyük bir organizasyona giriştim. Mutlu ettim. Onun beni asla edemeyeceği kadar. Filmekimi için İstanbul’a gittim. Bazı burnu havada yazarlarla çay içtim. Porno yıldızı olma yolunda yeni numaralar denemek için, İstanbullu olmaya karar vermiş ex-tanımsız’ımla görüştüm. Kırık bir kalp öyküsünün evinde uyudum. Yeryüzüne inmiş bir melek ile günlerce gezdim, tozdum.



Cafissimo aldım, kahve canavarı oldum. Mahkemeye çıkıp bir hasta yakınına dersini verdim. Nöbet arası vakitlerimi cinsellik+kahve+davetler+içki ile doldurdum. Herkese çok kötü davrandım. Filmekimi için Gaziantep’e gittim. “Beasts of the Southern Wild”ı izledim. “Dupa Dealuri” adlı başyapıtı da. Çok güzel insanlarla. Kalbimin parçasıydılar, evlerinin bir parçası oldum. Beypazarı Kurusu geldi memleketinden. Windows 8 aldım. Bağ evinde şarap tattım. Öteki Sinema’da bir günde iki yazım çıktı. “Olur mu olmaz mı”lar hayatımın sağından solundan geçip durdu. “Açlık Oyunları” serisini okudum. İşyeri Hekimi olmaya karar verdim. Antep otobanında, arabada Beckham’ım sıyrıldı. Şirket kurma düşüncesi başladı. Kasım ayında yeniden spora başladım, evde, minimal. Ona ait her şeyi çöpe attım. Birilerinin düğünlerine gittim. Aile saadeti yaşamak için İzmir’e gittim. Ümit Ünal söyleşisine katıldım. Kumru yedim. Turistik seks yaptım. Bilmem kaçıncı kez Adana’ya gittim. Nöbetlerde önüme gelenin ağzına ettim. Günlerce evden çıkmadım. Diziler izledim. Arkadaşımın tiyatro oyunu için bilet sattım, sayesinde güzel bir oyun izledim. Çalıştığım hastaneye istifamı resmen ilettim. Yağmur altında Maraş yollarında otuz kilometre boyunca düşük hızla araba sürüp, elimle saç çektim. Annem ufacık bir ilaç yüzünden ölümden döndü. Biri bana zorla faturasını ödetti. Basın gösterimleri arası mekik dokudum. SAW’dan ilk kez uçtum. Lounge ne demek, gördüm. Birine daha ihtimal verdim, içimi ısıttım. 14 saatte 448 hasta baktım. Yeni yıl arifesini Antep’e giderek değerlendirdim. Bütün gün satın aldım. Yılbaşı gecesi Jack Reacher izledim.

(Devam edecek...)



29. YAŞIMI NE YAPTIM (Birinci Bölüm)





26 Ağustos 2012 Pazar, en kötü doğum günlerimden biriydi. Gece yarısı yeni yaşıma, normalde gitmeyi sevmediğim yüksek yere konuşlanmış bir kafenin otoparkında, tek başıma girdim. Hazır limonata içip arayanlarla konuştum. Taşınması güç dizüstü bilgisayarımdan anlamlı şarkılar dinledim. Bir saat dolmadan sıkılıp eve döndüm. Sabah uyanır uyanmaz Maraş’ta duramayacağımı hissedip, aile büyüğümle Antep Vagon Cafe’ye kahvaltıya sürdüm. AVM gezdim, ALŞVRŞ yaptım, İmam Çağdaş’ta berbat bir yemek yedim. Dönüp Maraş için bile salaş bir pastaneden ucuz pasta aldım. İki pasta. Bir “sonradan akraba”mla aynı gün doğduğumuzdan, birlikte doğum-günü-akşamı kutladık. Orta t-shirtler, pazar malı şortlar, doldurma parfümler felan geldi hediye niyetine. Beklediğimden çok az kişi aradı. Beklediğim bir kişi elbette aramadı. Ağlamadım.



Yeni yaşımın ikinci günü acil servis nöbetiyle geçti. Gece yarısı çıktıktan sonra kandırıkçı biri + sevişmek istediğim birini alıp bir yerlere gittim. İki gün sonra, aslı olmayacağı için suretini öptüm. Suriye olaylarından nasibimi aldım. Yine de aslına yazmamı durduramadım. Filmler izleyip nöbetler tuttum. Kandırıkçılarla bedava yemekler yiyip acımı anlattım. Bazı günler sadece uyudum. Nöbet yorgunluğum içime kapanmama eklendi.



Bir tanıdığın şehre düşen kardeşiyle ilgilendim. Başka bir tanıdığın ailesini yemeğe davet ettim. Aile büyüğümle İstanbul’a gittim. Öğrendiğim kadarıyla, 35 yıldır görmediği şehri gezdirdim. Ayaklarımızda kara sular, bol bol kavga ettik. Onu Maraş’a atıp Altın Koza için Adana’ya gittim. Basın kartımı aldım, Türk filmlerine daldım. Yeşim Tabak’ı oteline bıraktım. Bir diş hekimiyle karanlıkta uzandım. Tüyap’taki ödül törenine bir süredir konuştuğum, Maraş’a düşüşe geçmiş sevgili adayım geldi. Çimler üzerinde gördüğüm anda yanlış insan olduğunu anladım. Elimden geleni yapacak olsam da, Koza’dan ödülsüz döndüğümü biliyordum.

(Devam edecek...)


 



Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...