david yates etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
david yates etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2011 Perşembe

HARRY POTTER AND THE DEATHLY HALLOWS: PART II (2011) by DAVID YATES


Son Harry Potter filmiyle ilgili Filmlerim.com için bir yazı kaleme aldım. Aslında baştan sona ağzımı bozmak istedim ama sonra edebimle yazdım. Sanırım ben bir "fan"ım! Okumak için buraya tıklayın.

28 Şubat 2011 Pazartesi

83.OSCAR ÖDÜLLERİ ÜZERİNE NOTLAR

- “The King’s Speech – Zoraki Kral” isimli film aday olduğu 12 daldan dördünde ödüle uzandı.
Yılın en iyi filmi - The King’s Speech
En iyi yönetmen – Tom Hooper
En iyi orijinal senaryo – David Seidler
En iyi erkek oyuncu – Colin Firth
Oysa hak ettiği tek ödül en iyi erkek oyuncu dalındaydı.

- “Inception – Başlangıç” filmi aday olduğu 8 daldan dördünde başarılı oldu.
En iyi görüntü yönetimi – Wally Pfister
En iyi ses miksi – Lora Hirschberg, Gary Rizzo ve Ed Novick
En iyi ses kurgusu – Richard King
En iyi görsel efekt – Chris Corbould, Andrew Lockley, Pete Bebb ve Paul J.Franklin
Film The Matrix(1999)’e benzer şekilde dört teknik ödülü de aldı. Zaten efektleri The Matrix’ten bu yana gördüğümüz en yaratıcı işlerden biriydi.

- “The Social Network – Sosyal Ağ” isimli film aday olduğu 8 daldan üçünde başarılı oldu.
En iyi uyarlama senaryo – Aaron Sorkin
En iyi kurgu – Kirk Baxter ve Angus Wall
En iyi orijinal film müziği – Trent Reznor ve Atticus Ross
Aldığı her ödülü sonuna kadar hak etti. Birçok dalda hakkı yendi.

- “The Fighter – Dövüşçü” filmi 7 adaylığından ikisini heykele çevirdi.
En iyi yardımcı erkek oyuncu – Christian Bale
En iyi yardımcı kadın oyuncu – Melissa Leo
İki oyuncu da muhteşem performanslarının karşılığını aldılar.

- “Toy Story 3 – Oyuncak Hikâyesi 3” isimli animasyon 5 adaylığının ikisini ödüle çevirdi.
En iyi animasyon film – Toy Story 3
En iyi orijinal film şarkısı – Randy Newman “We Belong Together”

- “Alice In Wonderland – Alis Harikalar Diyarında” 3 adaylık ve iki ödül aldı.
En iyi sanat yönetimi – Robert Stromberg ve Karen O’Hara
En iyi kostüm tasarımı – Colleen Atwood

- “Black Swan – Siyah Kuğu” 5 dalda adaydı ve bir tanesini kazandı.
En iyi kadın oyuncu – Natalie Portman
Özellikle yönetmeni Darren Aronofsky’nin hakkı yendi.

-Hævnen - In A Better World – Civilization” filmi yabancı dilde en iyi film ödülünü aldı.

- “The Wolfman” en iyi makyaj ödülünü aldı.

AYRICA…
- True Grit 10 dalda, 127 Hours 6 dalda, The Kids Are All Right 4 dalda, Winter’s Bone 4 dalda aday gösterilip hiç ödül alamayan en iyi film adayları olarak göze çarptı.

- Biutiful, Rabbit Hole, Blue Valentine, The Town – Hırsızlar Şehri, Animal Kingdom, Another Year, Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 1, I am Love, The Tempest, Salt, Tron: Legacy – Tron Efsanesi, Unstoppable - Durdurulamaz, Hereafter, Iron Man 2 – Demir Adam 2, Barney’s Version, The Way Back, Country Strong, Tangled - Karmakarışık, The Illusionist, How to Train Your Dragon – Ejderhanı Nasıl Eğitirsin, Dogtooth, Incendies ve Outside The Law filmleri listede adı geçip ödül alamayan diğer uzun metraj kurmaca filmler oldular.

- Mark Wahlberg aday olamadığı için çıldırmış görünüyordu.

- Sunucular çok sönük, espirileri kötüydü. Billy Crystal lafı tam gediğine koydu.

- Dekor ve sahne yine muhteşemdi.

- Fırat Yücel'in Twitter'dan gece boyunca yazdığı yorumlar şizofrenikti.

- Randy Newman 20 kez aday olup sadece 3 kez aldığı için mızmızlandı. Teşekkür etmek de tarzı değilmiş. Huysuz ihtiyar.

- Ölünce fotoğrafımın nerede yayınlanması gerektiğine karar verdim.

- Ali Hakan'ın eksikliği hissedildi.

- Mehmet Açar yine çok isabetli tahminlerde bulundu. Jean-Pierre Jeunet çakması Tom Hooper'ı bile bildi. Benim filmimi de The Weinstein Company dağıtsın!

- Zarfı kolayca açabilen tek kişi Sandra Bullock oldu.

31 Aralık 2010 Cuma

SİNEMA DÜNYASINDAN EN İYİLER 2010

2010 yılında askerliğim nedeniyle yalnız 83 film izleyebildim. Bu rakam, her yıl izlediğimin yüzde 40’ı. Yine de bu kısıtlı sayıda film arasından en iyilerimi seçmek istedim. Sıralama 2010 yapımı filmler arasında değil, benim 2010 yılında izlediğim filmler arasında yapılmıştır.



EN İYİ FİLM
A Serious Man – Joel-Ethan Coen
Avatar – James Cameron
The Social Network – David Fincher
Inception – Christopher Nolan
Sex And The City 2 – Michael Patrick King



EN İYİ YÖNETMEN
James Cameron – Avatar
David Fincher – The Social Network
Spike Jonze – Where The Wild Things Are
Joel-Ethan Coen – A Serious Man
Christopher Nolan – Inception
Kathryn Bigelow – The Hurt Locker
Pedro Almodovar – Los Abrazos Rotos



EN İYİ SENARYO
The Social Network – Aaron Sorkin
A Serious Man – Joel-Ethan Coen
Inception – Christopher Nolan
Toy Story 3 – Michael Arndt
Los Abrazos Rotos – Pedro Almodovar



EN İYİ ERKEK OYUNCU
Colin Firth – A Single Man
Jesse Eisenberg – The Social Network
Jeremy Renner – The Hurt Locker



EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
Stanley Tucci – The Lovely Bones



EN İYİ KADIN OYUNCU
Gabourey Sidibe – Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire
Carey Mulligan – An Education



EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU
Mo’Nique - Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire



EN İYİ ANİMASYON
Fantastic Mr.Fox – Wes Anderson
Toy Story 3 – Lee Unkrich

EN İYİ SANAT YÖNETİMİ-SET DEKORASYONU
Avatar – Rick Carter-Robert Stromberg-Kim Sinclair
Inception – Luke Freeborn-Brad Ricker-Dean Wolcott-Larry Dias-Douglas A.Mowat

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ
Avatar – Mauro Flore
Alice In Wonderland – Dariusz Wolski
Harry Potter and the Deathly Hallows – Eduardo Serra

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI
Bright Star – Janet Patterson



EN İYİ BELGESEL
The Cove - Louie Psihoyos



EN İYİ KURGU
The Social Network – Kirk Baxter- Angus Wall
Inception – Lee Smith
Avatar – Stephen Rivkin-John Refoua-James Cameron



EN İYİ KISA ANİMASYON
Logorama – Nicolas Schmerkin

EN İYİ SES KURGUSU
The Hurt Locker – Paul N.J. Ottosson

EN İYİ GÖRSEL EFEKT
Avatar
Inception



EN İYİ TÜRK FİLMİ
Vavien – Yağmur-Durul Taylan



EN İYİ TÜRK YÖNETMEN
Ümit Ünal – Gölgesizler

20 Aralık 2010 Pazartesi

HARRY POTTER AND THE DEATHLY HALLOWS: PART 1 THE IMAX EXPERIENCE (2010) by DAVID YATES **



Harry Potter kitaplarının sonuncusundan uyarlanıp ikiye bölünerek gösterime sokulan ilk filmin yönetmeni; serinin beşinci ve altıncı parçaları olan Harry Potter and the Order of the Phoenix(2007) ve Harry Potter and the Half-Blood Prince(2009)’i yöneten kişi. Bu bilgi, filme temkinli yaklaşmak için yeterli.

Ne yazık ki Harry Potter filmleri milyar dolarlık kocaman bir şakaya dönüşmüş durumda. İlk filmden ve ilk kitaptan başlayarak size bütün Harry Potter evrenini sayfalarca anlatabilirim burada. Ancak gelinen içler acısı durum benim bu filmin eleştirisini yapmamı engelliyor. Şu an tek yapmak istediğim yakınmak.



Imax Deneyimi olsun, belki daha etkileyici olur diye gittiğim salonda filmi muhtemelen olabilecek en büyük ve berrak şekilde izledim. Ara verilmeden gösterildiği için ne dikkat dağıtıcı çocuklar vardı etrafta ne de laf olsun diye gelenler. Gayet kaliteli bir kitle ile izlediğim film bittiği anda yan tarafımda oturan çiftin kadın tarafı erkeğe şunu dedi: Hiçbir şey olmadı!

Harry Potter dünyasında son üç filmdir hiçbir şey olmuyor. Muhtemelen dünyanın en sıkıcı adamı olan David Yates filmleri yönettiği için bu böyle. Adamı hayal ettiğimde o kadar sıkıcı olmalı ki diyorum, yazılmış en heyecanlı hikâyelerden birini esneyerek izliyoruz. Bütün yıl beklediğimiz yeni Potter filminde gözlerimizi dinlendirmekte sakınca görmüyoruz sayesinde.



Voldemort’un aktif bir oyuncuya dönüştüğü heyecan ve hüzün dolu bu dur durak bilmez macerayı oradan oraya gidip çadır kuran üç ergenin sohbet akşamları filmine dönüştüren David Yates’e benim filmden çıkınca söylediğim ilk şey “Allah belanı versin” oldu. Benim gibi yıllarını sinemaya ve eleştirisine adamış birinin bir filmle ilgili söyleme ihtimali olan son cümle gibi durmuyor mu? İyi deriz, kötü deriz, belki aşağılarız ama yönetmene bela okumak? İşte Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm I bu kadar kötü.

6 Ağustos 2009 Perşembe

HARRY POTTER AND THE HALF-BLOOD PRINCE by DAVID YATES (2009) *-



Bu ziyadesiyle gecikmiş Melez Prens eleştirisi, fazlasıyla kısa olacak çünkü daha fazla sinirlenmek istemiyorum.

Henüz hala çocuk sayılırken tanıştığım bu çocuk kitapları serisi; benim gibi okumayı sevmeyen nice insana binlerce sayfalık kitaplar okuttu bildiğiniz gibi. İlk filmin yapılacağını duyduğumda çok keskin bir sinemasal ağız tadına sahip olmadığım için “uyarlama konusunda endişelere” sahip değildim. İlk film Chris Columbus’un elinden çıkageldi ve ben büyülendim. Kitabı satır satır filme aldığı için eleştirilen yönetmen ikinci filmi de çekip seriden ayrıldı. İlk iki kitabın çok hoş çocuk kitapları olması gibi, ilk iki film de çok eğlenceli çocuk filmleri olarak hatırlanacak.

Üçüncü film; Children of Men ile daha sonradan yönetmenlik becerisi ile parmak ısırtacak Alfonso Cuaron’a teslim edildi. Sinema duygusu daha yüksek ancak Felsefe Taşı ve Sırlar Odası’na göre daha sıkıcı bir film çıktı karşımıza. Büyü biraz unutulmuş, yetişkinleşirken ana noktaları kaçırılmış bir yarı başarı izledik.

Daha kötüsü, daha sonra geldi. Ateş Kadehi’ni bir romantik komedi işçisine teslim ettiler. Film eğlenceli, sürükleyici ama dördüncü kitabın inanılmaz finalini hissettirmekten çok uzaktı. Sadece o finale hazırlayan ve diğer her şeyi boş veren bir film, elimizdekinden milyonlarca kat daha başarılı olabilirdi. Kimse günlerce zekâsına hayran bırakacak bir büyük filmi, şaşaalı bir balo sahnesine değişmezdi sanırım.

Beşinci filmi İngiltere’nin önemli bir televizyon yönetmeni olan David Yates’e teslim ettiklerinde bütün dünya yeni filmin gerçek bir sinema şöleni olacağından emindi. Ortak görüş; 1000 küsür sayfalık bir post-apokaliptik romanı ancak böylesine güçlü siyasi filmler yönetmiş bir adam 2,5 saatte bize hakkını yemeden izletebilir şeklindeydi. Her yıl olduğu gibi zamanı geldiğinde koltuklarımıza oturduk ve 12 ANGRY MEN’i izledik. Masa başında oturmuş, normal kıyafetler içerisinde büyülerden bahseden bir sürü konuşan kafa. Sıkıntıdan öldük, roman böyle miydi diye düşündük ve başımız önümüzde eve döndük.

Altıncı filmin de aynı adama teslim edildiğini duyduğum anda içimi bir nefret kapladı. Ama altıncı kitap asla o kadar durağan çekilemezdi. Hortkuluklar bulunacak, Hogwards’a büyük bir saldırı düzenlenecek ve serinin en önemli 4 karakterinden biri öldürülecekti, hem de baştan beri iyi mi kötü mü bir türlü anlayamadığımız biri tarafından. Filmin çekimi normalin iki katı sürdü, bekleyiş arttıkça heyecan da arttı. Tek bir sahnedeki özel efekt için 9 ay uğraşıldığı kulağımıza geldi vs.

IMAX’te ilk 12 dakikayı üç boyutlu izlemek için oturduk. Büyük bir aksiyon sahnesi ile başladı film. Büyük dediysem, bir patlama ve bir köprü yıkılışı. Olsun, çok güzeldi. Sonra Harry ve Dumbledore gerçek gibi karşımıza belirdi. Üç boyut ikiye indiğinde ise filmin bütün büyüsü bitti. Tam iki buçuk saat boyunca şirinlik yapmaya çalışan, âşık ergenler izledik. Filmin temposu sanki hiç bitmeyecekmiş gibi acelesizdi. Kahramanlarımız birlikte oturup uzun uzun tart yerken filmin ilk iki saati bitmiş ancak halen baştaki aksiyonun sebebi açıklanmamış, hortkuluk kelimesi bile geçmemiş, ana konuya dair tek kelime edilmemişti. Buna rağmen hala Harry ve Ginny’nin ortasına oturan Ron espiriler yapabiliyorsa; filmin en azından dört saati daha vardır diye düşündüm. Sonraki on dakika içinde şöyle şeyler oldu: Dumbledore sadece kitabı okuyanların anlayacağı bir kaş göz hareketi yaptı. Snape onu öldürdü. Harry, Snape ve diğer okula baskın yapan ölüm yiyenlere meydan okudu. Snape Harry’i yere serdi. Harry, Dumbledore’un bedeni başında yere oturdu ve bütün okul havaya baktı! İşte hepsi bu. Dumbledore’u öldüren adamlar neden Harry’i öldürmedi? Harry yere serilmiş ve okul en sapıtmış ölüm yiyenler tarafından basılmışken nasıl cenazeye geçtik? Harry o bahçeden nasıl kurtuldu? Ölüm yiyenler okuldan nasıl dışarı atıldı? Hiçbiri yok! Şaka mı bu? Yedinci filmde aksiyon sahnesi çok olacağı için bu filme koymak istememişler. Biriyle sevişmek istemiyorsan ondan çocuk sahibi olamazsın! Bütün film boyunca katil kim sorusunu sorup sonunda katili bize göstermeden oyunculara “vay be katil bu muymuş” diye replik okutamazsın. Bir adam karşımızda yanıyor taklidi yaparken ateş göstermezlik edemezsin!

Bunları kitabın iflah olmaz bir hayranı olarak değil, sinemaya 2,5 saatini ayırmış herhangi bir insan evladı olarak yazıyorum. Hayatımda izlediğim en ama en kötü filmdi Harry Potter ve Melez Prens. Sadece kitabı bildiğim için sinirden ekstra kuduruyorum o kadar. David Yates sinema dünyasının en yeteneksiz, en beceriksiz insanıdır. Herhangi bir set çaycısına çay götürmesine bile izin verilmemelidir. Sinema dünyasının nazisi, sinema sanatının en büyük katilidir. Kafası zerre kadar çalışmamakta, sinemada mizansen, oyuncu yönetimi, kadraj konularında da tek kelime bilmemektedir. 7.1 ve 7.2 numaralı Harry Potter filmleri de bu adama teslim edildiğinden Harry Potter serisinin en geç on yıl içinde yeniden çevrimine başlanması gerekecektir. Çünkü en geç 2-3 yıl içinde “biz ne yaptık” diye ağlayacaklar. Toplam hasılatta şimdiden serinin en kötüsü oldu Melez Prens, neden acaba!
Bir de filme adını veren Melez Prens’in kim olduğunu ve filme neden adını verdiğini merak ediyorsanız bunun da filmde olmadığını belirteyim! Ya da şöyle var: 6.His filminde Bruce Willis’in oynadığı karakter mahallenin bakkalı olsun. Film yine bildiğiniz gibi başlasın ve bitsin ama sonunda psikiyatrist değil de film boyunca 1 saniye gördüğümüz bakkal efendi çıkıp “ben aslında ölüyüm” desin. İşte anlatılışı ve etkisi bu kadar!

Bu berbat film eleştirime, Allah David Yates’in belasını versin diyerek son noktayı koymak istiyorum.

Ekleme: "film, kitabın ırzına geçmiş" yorumuna bayıldım. http://www.sinema.com/makale/1-7910/yeni-harry-potter-buyulemiyor

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...