feridun düzağaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
feridun düzağaç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2013 Pazar

2013 YILINDA EN ÇOK…





Dalga geçtiğim: Hiç kimse, sanırım mizah gücümü kaybettim.
Sinirlendiğim: Uçakla seyahat etmeyi bilmeyen görgüsüzler
Tiksindiğim: Fabrika patronlarının politikaları
Müptelası olduğum: Her boşlukta İstanbul’a gitmek
Elde patlayan teknoloji: iOS 7 ve tüm yeni(!) Apple cihazları
Bezdiğim: Düşük gelir
Sıkılarak izlediğim: Yalan Dünya
Arabada günlerce dinlediğim: Feridun Düzağaç
Mutlu olduğum yer: İstanbul
Daraldığım yer: Kahramanmaraş
Beni üzen: Duygularımı yitirmek
Yapmam diye diye yaptığım: Annemle seyahat etmek
Beni gururlandıran: Hiçbir şey
Köşe yazılarını beğendiğim: Hiç kimse
Özlediğim dizi: Prison Break
Ayrılırken üzüldüğüm: İstanbul
Severken soğuduğum: Hemşireler
İmrendiğim: K.D. Yılmaz
Büyülendiğim manzara: Hıdiv Kasrı ve Fethi Paşa Korusu
Gitmek istediğim ve gidemediğim: Altın Portakal
Her gün yediğim: Supplementler
En çok içtiğim: Tchibo Cafissimo kahveleri
Ruhumu sakinleştiren: Hala vaktimin olduğunu düşünmek
Hiç özlemediğim: Megapark
Aldığım en büyük karar: Kredi çekip ev almak
En büyük pişmanlığım: Borç vermek ve Megapark'dan ev almak


2012
2011
2010
2009

3 Haziran 2012 Pazar

120601

Nöbetteyim. Mono Feridun Düzağaç dinliyorum. Konuşanlar var. Ben yazıyorum.

Hiç dolmayacakmış gibi hissettiren bir boşluk diyebilirim içimdekine.

Göğsümün üzerinde duruyor gibi olan taşı da tarif edebilirim.

Yeni tek kelime edemem ama.

Aynı bokun lacivertiyim şu anda.

Elime kalem aldım sıkıntıdan. Küçükken uydurduğum markalar geldi aklıma. Logolarıyla bir kez daha çizdim hepsini, tek tek. Hiç bir zaman hayal kurmaktan vazgeçmediğimi hatırladım. Ve hep hayallerin peşinde koşmaktan, anı ıskaladığımı. En iyi dostumla konuşamamaktan yakınmanın anlamsızlığını o an anladım. Sürekli alışveriş merkezi gezip yeme içme peşinde oluşumuz, satın almalarla geçirdiğimiz günler öyle küçümsenecek şeyler değil sanırım. Basbayağı anı yaşıyormuşuz işte. Oturup dertleşsek yine hayallere harcanacakmış vakit. Aferin bize. Yine doğru olanı yapmışız. Tersini düşündüğümüz zaman bile birbirimize iyi geliyoruz.

Bir anı daha geldi aklıma, anı yaşamayı becerdiğim. Yakın tarihli üstelik. Mayolu falan. Kumlarda. Hemen oraya dönmek geldi içimden. Değerini bilemediğimi düşündü hastalıklı beynim. Susturmayı başardım hemen ki genelde yapamam. Noktalı virgüle gitti çünkü aklım. Feridun "Yalnızlığım sana emanet" diyordu. O komik tweet çıkageldi. "Hayatta iki tip insan vardır. Noktalı virgül kullanmayanlar ve yanlış kullananlar." Ben ikinci gruptayım. Gülümsedim bak. Demek ki o kadar da mutsuz değilim. Mesela sana özel mesaj tonunu duysam şimdi. Eminim gülümserim. Dört maaşa beş günlük tatillerden daha keyifli olur. Masama bırakılan yenidünyaları sevmediğim için yemeyeceğimi söyleseydim keşke. Hande Yener Havaalanı açılmadan önce Feridun Düzağaç'ın Uçak'ı vardı. Hasta geldi. Mutsuz bir kadın. Muayene sedyesine oturmak cidden rahatlatıyor olabilir mi? Damardan su almak? Sigara içmek? Tütsü yakmak? Ağlamak rahatlatıyor bak onu biliyorum ama. Keşke şimdi bir güzel salıversem. Saat 03.14 oldu. İşkencecim, benim. Dizilerle geçsin ömür. Ve çalışarak. Yalnız.

"Yalnızlığım sana emanet."


Benimle görüşmek için en az beş kez davrananları iOS5'in Anımsatıcılar'ına kaydediyorum çoktandır. Her boş sabahı listeyi azaltmaya ayırayım diyorum, olmuyor. Bakıyorum bakıyorum, birini görmek gelmiyor. Ama silemiyorum da. Görev biliyorum bunu. Yapacağım.

"İçimde kapanmayan eski yaralar, sensiz bana uğramaz sanki ilkbahar, kalemimde anlam kâğıdım biterken, neden neden sen…" Bu da F.D.! Sıçrıyor ağzıma. "Sen kimsin bana sarılıp, çağırdıkça kaybolan - Oyuncaksız bir çocuk gibi gözü yaşlı koyan..."

"Çok su verilince ölür ya çiçekler…" dedikten sonra lafı değiştiriyor ya Adanalı. Devam etse belki, o kadar beslemeyin diyecek sevdiceğinizi. Solmuyor. Büyüdükçe ölüyor.

Sırtım üşüdü.

"Gitmek çözecekse, biri gidecekse, buralar gitsin, sen gitme."

Bertuğ Cemil şehirleri içinden geçirememiş. Sadece bir şarkı söylemiş. Cem Adrian bir yerde birine gerçekten "Beni Bırakma" demiş ama. Belli.

Isparta geldi bak. Hep kapıda ya zaten. Kapısına gidecektim pazartesi. Gitmeyeyim diye bir insan işsiz kaldı. Tamam, Allah'ım ya, başka türlü belli etseydin gitmemem gerektiğini. "Ahmet'in suçu ne?"

Köylü Çirkini arıyor. Sesindeki sevgiyi yeniden hissetmeye başladım. Üzerine çektiğim senet sepet milyarları gözüm önemsizleştirdi. Eskisi gibi. Para icat edilmeden önce sevdiğim gibi. Yok, o kadar sevmedim. Ama hatırladım 2009'da hissettiklerimi. Camdan bakmalarımı. Muhteşem bir dost yaratacak kadar acı çektiğimi. Yine de lafı uzatmadım. "Şimdi başkası için acı çekiyorum" diye kapattım telefonu. Kulağımdan çıkardım.

Hayaletli bir kafam var. Yoklamada kimse eksik çıkmıyor.

"Sensiz elbette ölmem. Ama inan kalbim kekeler. Bir sokak köpeği gibi yitik bakar gözlerim."

Uyku bastırdı. Yatacak olsam hasta gelir.

Günler önce tuvalette diz çökmüş, uzaklaştıracak atığım olmasa da yalnız kalmak uğruna beklerken, fazla da düşünmeden attığım e-postaya cevabın vardı bu sabah gelen kutusunda. Yolladığımı unutmak üzereyken geldi. İki kelime geveleyip bağladım bacağına, saldım kuzgunu haritada gösteremeyeceğim diyarına. Mutfaktan beni yanında isteyen bir ses geldi. On bir yıl ve on aydır aralıklarla da olsa yaşadığım odanın parçası olduğu evin ısınma şekli değişmeliymiş bu kış. Öyle dendi. Belediyenin kapımıza kadar getirdiği pahalı gazı dört duvarımız arasında işleyecek cihaza yer arama çabamız, soğutucunun kendine yeni bir köşe bulmasıyla sona erdi. Bir taş oynayınca, gerisi geldi. Maraş’ta buluştuğumuz zamanlar birbirimizi daha iyi görebilmek için çevresine kurulduğumuz mutfak masası köşeye itildi. Hemen olmasa da aynı gün içinde fark ettim. Kahve hazırlamak için içeri girdiğimde sanki bana hüzünle baktı. Biraz da kızdı. Onca unutulmaz anıya ev sahipliği yaptıktan sonra onu nasıl yerinden ederdim. Düşündüm. Yapacak şey yoktu. Değişim mecburiydi. Peki, bir masanın aynı odada bir metre yer değiştirmesi böyle hissettiriyorsa, nasıl olacak da her şeyi bırakıp gidecektim.

Yirmili yaşlarının başında bir arkadaşımın 837 saniyelik ağıtını izledim. Aşktan kafası karışmış, dökülmüş. Herkesin aşkı kendine diye düşündüm. Aşağı yukarı aynı şeyi yaşasak da birbirimizi anlamamız zor. Yazdıklarımın o kadar da etkileyici olmadığını anladım yani. Merak duygusundan başkasına hizmeti yok. Beni merak edenler, dedikodu isteyenler ve yazıların muhatapları dışında değersizler. Hiç kimse’nin günlüğüler işte.

Sabahı beklediğim çalışma saatlerinde eve dönüp düşüncelerimle yalnız kalmayı hayal ediyordum on gündür. Bu gece çalışırken oldu.

27 Ocak 2012 Cuma

500


1999 senesinde aşkla tanışınca, bir de bu anlatılamaz durumu yalnız sırtlanmam gerekince elime geçen ilk deftere içimi dökmeye başlamıştım. Pembe sayfalı, ablamın yeni akrabalarının doğum günüm için hediye ettiği bu sert kapağın içine onunla ilgili her şeyi aktarmaya çalışıyordum. Çoğunlukla ağlayarak, bazen mutlulukla. O defter bitti, başkasına geçtim. O da bitti. Hayatımın aşkı doğum günümde bana sayfa eklenebilir bir defter hediye etti sonra. Hiç bitmeyecek bir defterim oldu. Uzaklara gitmeden evvel o alıyordu yeni sayfaları, şimdi ben tek başımayım.

2008’in sonlarında defterler yığın olunca teknolojiden yardım istemeye karar verdim. İnternete yazmak elbette çekmecemdeki kâğıtlar gibi özgürlük tanımayacaktı ama olsun, denemek istedim. Yazılabilecek yüzde biri açtığım bloga gönderdim, gerisini yeni eklenebilir sayfalarla paylaştım.

“İyi bir yazar olmak için önce günlük tutmalı” sözünden çıkmamak için defterlerden vazgeçmedim, sadece günlüğümden taşanları bu adrese yönlendirdim. Gönül işlerimin azaldığı dönemde sinema eleştirisine merak salınca blog iyice hareketlendi. Filmden çıkınca arkadaşlarıma anlattıklarımı -ortada gidilecek sinema ve arkadaş da kalmamasıyla birlikte- buraya yazdım. Yavaş yavaş yazılar ciddiyet kazandı ve 9 Nisan 2011’de Filmlerim.com’dan sevgili Nilay Dirim bana ülkenin en iyi sinema sitesinin kapılarını açtı. Bir yıl dolmadan sitede yayınlanan ve blogtan link verdiğim yazılarımın sayısı 80’e ulaştı.

Bu, http://serkancellik.blogspot.com adresinden yayınlanan 500. yazı. 261’i sinemayla ilişkili olan girdilerin 206 tanesi film eleştirisi. 47’si bir şekilde Oscarlara dokunuyor, 19’u Altın Kürelere, 37’si Türk filmlerine.

43 yazının içinde erkekler var, 23 yazının içinde kadınlar. 32’sinde aşk var.

Köylü çirkini 29 tanesine konu olmuş, Isparta 19’una.

20’sinde Kahramanmaraş var, 19’unda Adana, 13’ünde Ankara.

Günde 30 kişi girince sevinçten uçtuğum zamanlar geride kaldı. FLASHland Sinema Facebook sayfası, grubu ve Filmlerim.com’un verdiği linkler sayesinde günlük sayfa görüntülenme sayısı 500’ün altına düşmüyor artık.

Uzun süredir içimden şehirler geçmediğinden sadece sinema yazıyor oluşum takipçileri sıksa da gereksiz bir duygusallıkla baştan beri her gün “Serkan ne yazmış” diye bakan herkese teşekkür ediyorum.

15 Haziran 2011 Çarşamba

ÇOCUKLAR İÇİN SÖYLENEN FERİDUN DÜZAĞAÇ ŞARKILARI “İYİLİK GÜZELLİKSPOR”


Feridun Düzağaç ne zaman şarkıları başkaları tarafından da söylenen birine dönüştü? Yanlış anlamayın. Benim için yoktan var olup Sezen Aksu, Şebnem Ferah, Umay Umay ve hatta son albümleriyle Nazan Öncel’i yakalamış-geçmek üzere bir sanatçı kendisi. Hayatım boyunca dinlediğim en iyi şarkılar listesinin dominant eser sahibi. Ama, bu kadar ünlü mü sahiden?

01 NADAS
İlk yorumum: Redd son on yılda yazılmış Türkçe sözlü en iyi şarkı demekten kendimi alamayacağım “Nadas”ın resmen içine etmiş. Yeniden yorumlayacağım derken melodiye yetişememiş. Kirli suyuna bastırıp parlatamadan asmış.
Haftalar sonra: Redd’in “Nadas” yorumu ile açılıyor albüm. “Nadas” benim hayatım boyunca dinlediğim en iyi üç şarkıdan biri, hatta belki en iyisi. Bana uzun metraj senaryo yazdırmış bir cümlesi var: ‘Gözlerim bitti.’ Bu kadar sevdiğim bir şarkı konusunda muhafazakâr olmam doğal, kim söylerse söylesin beğenmem de imkânsız.

02 BENİ UNUTMA
Manga'nın seslendirdiği “Beni Unutma” tek kelimeyle müthiş olmuş. Hem albümün geri kalanıyla ilgili ümit veriyor hem de bir şarkının aranjesinin ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Feridun Düzağaç’ın söylemine göre birçok grup ve şarkıcı şarkılar üzerinde fazla değişiklik yapmaya, özgün yorumlar getirmeye çekinmiş. Oysa Manga-ki kendilerinden hiç hazzetmem, bambaşka bir şarkı ve başka bir “çok iyi şarkı” çıkarmış ortaya.

03 BOŞ DERS ŞARKISI
İlk yorumum: Multitap’ın “Boş Ders Şarkısı” bugüne dek bu eserin yapılmış en kötü yorumu-düzenlemesi olmaya aday.
Haftalar sonra: Multitap imzalı “Boş Ders Şarkısı” vasatın altında seyrediyor. Zaten bir Feridun Düzağaç şarkısı olmayan bu parçayı neden seçtikleri ve neden provasız konser kaydından öteye gidemedikleri meçhul. Albüme alınması da öyle demek isterdim ama Düzağaç bir röportajında istediği sanatçılarla çalışamadığını buruk şekilde ifade etmişti zaten.

04 ÇOK ÂŞIK
İlk yorumum: Pinhani “Çok Aşık”ı uzattıkça yaymış, gevşettikçe esnetmiş.
Haftalar sonra: Pinhani her zamanki uykulu tonunu korumuş. Mutlaka dinlenesi bir eser çıkmasa da CD'de atlanmayacak numaralardan biri 4 olmuş.



05 ÇOK GEÇ
İlk yorumum: Melis Danişmend fena değil gibi. Yok yok, fena.
Haftalar sonra: Melis Danişmend'in FD'nin ‘en iyi albümüm’ dediği "Uykusuza Masallar"ın açılış şarkısı "Çok Geç"e getirdiği yorum sınıfı geçebilenlerden. Düzağaç'ın sert yorumuna karşın Danişmend'in buğulu sesini ön plana çıkardığı "Çok Geç"; yeni düzenlemesi ile kendi hayran kitlesini oluşturabilirmiş, daha yüksek perdeden anlar içerseymiş eğer.

06 DELİ
Hayko Cepkin söyleyebileceği tek FD şarkısını bulmuş ve kendi tarzında yorumlamış. Gereksiz. Özelliksiz. Değersiz.

07 DİPTEYİM SONDAYIM DEPRESYONDAYIM
İlk yorumum: Emre Aydın sadece kendi yazdığı şarkıları söylesin. Teoman’ınkileri değil, Feridun’unkileri değil. Sadece kendi şarkılarını.
Haftalar sonra: Albümde yer alan şarkıcıların en popülerinin Emre Aydın oluşu, FD'nin en geniş kitlelere ulaşan şarkılarından birini seçip söylemesi ve ‘depresyon’ kelimesinin yitip gitmeyen güncelliği neticesinde albümün radyolarda çalınmaya başlanan ilk şarkısı olan "Dipteyim Sondayım Depresyondayım", bence on dört şarkının en kötüsü. Emre Aydın sadece kendi bestelerini seslendirirken başarılı. Bu şarkıda FD’nin sesini taklit etmeye çalışmış gibi komik duruyor.

08 İÇİMDEN ŞEHİRLER GEÇİYOR
Acı veren derecede eskimiş orijinal düzenlemesinden sonra ilaç gibi gelse de bu yeni "İçimden Şehirler Geçiyor" aranjesinin çağdaşlık dışında meziyeti yok. Bertuğ Cemil de sınıfta kalanlardan.


09 YENİKÖY
İlk yorumum: Jehan Barbur da Cem Adrian gibi söylemeye çalışmış. Yeniköy’ü de o katletmiş.
Haftalar sonra: Jehan Barbur'un ilginç "Yeniköy" yorumu pamuk gibi, ruhu okşayıcı tarzda.

10 AŞKIN E HALİ
Badem her projede yer almak zorunda mı? Cidden! Böyle bir liste mi var? Toplama albüm yapıyoruz, kimi çağıralım, A harfi boş, B, Badem. Uysa da olur uymasa da.

11 SON YAPRAĞIYDI GÜZÜN
12 YANINDA
13 AŞK ÇOK UZAK
Feridun Düzağaç üç şarkısını yeniden yorumlamış. Üçü de taptaze olmuş. Albümün diğer parçalarını hiç sevmeseniz dahi bu üç yeni düzenleme için almaya değer. Hiç single yapmamış bir adamın yeni çalışması gibi bile bakılabilir.

14 BENİ BIRAKMA
Cem Adrian bütün şarkıyı küçük bir kız çocuğu gibi söylemeye çalışmış diyorum, başka da bir şey demiyorum.

…

Üzerinde Feridun Düzağaç yazan her şeye sahip olma arzumuz ve Eğitim Gönüllüleri yararına olduğu için albümü satın almalıyız. Ama albümün tamamı, ilk çalışmasından itibaren FD’yi baştan dinleme arzusu yaratıyor, o kadar.

6 Mart 2011 Pazar

HER ŞEY YOLUNDA (aka THE KIDS ARE ALL RIGHT)

Ben koydum her şeyi –çok zorlandım- yoluna
Unutmak için seni düştüm kirli kuyuma
Ellerinden kurtuldum, bir de baktım yeni bir yol
O yol benim olsun
Yolum açık olsun


Feridun Düzağaç’ın FD7 albümünü 500’den fazla kez dinlediğime eminim. Şarkıların hepsini ezbere bildiğime de. Ama bugün birinin sözleri kafamda ilk kez yerini buldu. Kartonetine baktım, ismi “Devrik”. Bugüne kadar Feridun Düzağaç’ın “Devrik” isimli bir şarkısı var mı diye sorsalar ne derdim bilmiyorum gerçekten. Tüm albümlerini hatmetmiştim ama o şarkı işte sanki bugün gelip girdi elimdeki CD’ye. Bugün ilk kez dinledim sanki.

Eninde sonunda, dersin elbet bir gün ‘HER ŞEY YOLUNDA’

10 Ekim 2009 Cumartesi

evet, bugün burada da cumartesiymiş!

köyde uzun süre sonra geçirdiğim ilk yalnız cumartesini derin deprese uykuda geçirince anladım ki gitmeliyim, burdan, hemen!

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...