diyarbakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyarbakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2014 Pazar

KURTE FİLM – ALİ KEMAL ÇINAR *** ve KUSURSUZLAR - RAMİN MATİN **-




50. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde “En İyi Film” seçilen Kusursuzlar bu hafta gösterime giriyor. Arkasında işini çok iyi yapan bir iletişim ajansı var ve Başka Sinema salonlarında gösterilerek gişe/ilgi yarışına +1 puan önde başlıyor. Umarım Düğün Dernek'den daha çok izleyici bulur çünkü ondan fersah fersah başarılı. Peki, aynı Portakal'ın medyatik eleştirmenlerden en çok dayak yiyen filmlerinden, vizyon yüzü görmesi muhtemel olmayan Kısa Film'e ne olacak? O, Kusursuzlar'dan daha özgün ve ilgi çekici. Kim görecek, kim bilecek?

Ters Ninja için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.

29 Ağustos 2012 Çarşamba

KİM BU 85 KİŞİ


Geçen yıl doğum günümü 24 saat içinde 100 kişi kutlamıştı. Bu yıl rakam 62’ye düştü. Ertesi gün hatırlayanlarla yine toplam 85 kişi kutladı ama yine de düşündürücü bu düşüş. Yakından bakmak istedim.

Bu yıl 21 kişi güzel dileklerini yüzüme söyledi. Geçen yıl rakam 17 idi. Daha iyi oldu yani. Bol bol öpüşüldü. 6 kişi hediye verdi.

17 kişi erinmeden aradı. Hala konuşacak şeylerimiz olduğunu gösterdi. İki kelimeden fazlası olsun istedi. Geçen yıl rakam 13 idi. Daha iyi oldu yani.

17 kişi SMS gönderdi. Geçen yıl rakam 23 idi. Azaldı yani.

23 kişi Facebook kullandı. Geçen yıl 47 idi. Büyük düşüşün kaynağı burası demek ki. Ya insanlar geçen Pazar günü sosyal ağa girmedi ya da umursamadı, bilmiyorum. Facebook kullanarak kutlayan kişi sayısı 24 azaldı ama toplam 15 azalmış.

En ilginci hiç tanımadığım bir blog okurumun kutlaması oldu. Çok sevindim. Twitter ve whatsapp gibi yeni yolları kullananlar da oldu.

Şimdi asıl önemli kısma gelelim.

Kutlayanların 9 tanesi asker arkadaşım. Geçen yıl bu rakam 22 idi. Yani iki yıl önce hayatıma girmiş insanların %59’u bir yıl içinde dökülmüş. Kalanlara teşekkür ederim, gidenler için yapacak bir şey yok. Genelin askerde edinilen arkadaşlıklar hakkındaki düşüncesini desteklediler.

17 kişi şu anda birlikte iş yaptığım insanlar. Geçen yıl 14 idi. İş arkadaşlıkları işte. Yorum yok.

13 kutlayan akrabam. Geçen yıl 11 idi.

10’u üniversite yıllarımdan. Geçen yıl 11 idi.

13 kişi TOG-DSM ekibinden. Geçen yıl 9 idi. Bir kez daha 21 günde nasıl bağlar kurduğumuz, sevgimiz ortaya çıktı.

Birlikte yatağa girdiğim kişilerden üçü kutladı. Geçen yıl da rakam ve kişiler aynıydı.

Büyük hayal kırıklıklarından birini Kolukısa ekibi yaşattı. Her daim “yeryüzü cennetim” diye bahsettiğim kasabadan bir kişi bile kutlamadı.

Tüm resmi değerlendirirken yeni cümleler aramaya gerek yok. Geçen yıl yazdıklarımı aynen kopyalayıp yapıştıracağım:

“İnsanın yanına kimlerin kaldığını görmesi için güzel bir gün. Bir sınav. Kimin iki kelime etmeye erinmediğini, sevgisini göstermeye mecali olduğunu izlemek için de. Rakamlar her şeyi söylüyor.”

Kime ne kadar kıymet vermemiz gerektiği yıllar içinde daha iyi anlaşılıyor. Asker arkadaşlarım bu konuda sınıfta kaldı. Bazı banko dediklerim de öyle.

“Aynı şehirde olup da sizi görmeye gelmeyen kişi, hele de ufacık bir Anadolu şehrindeyseniz, gerçekte sizi sevmiyordur.”

Geçen yıl görmeye gelmemişti. Bu yıl mesaj atmaya bile erindi. Ama bir sorusu olunca arar. Gece, gündüz.

“Heyecanlılar her sene olur. Genelde de bir sonrakine kalmazlar. Bunlar aşırı dışavurumcudur. Yeni girmişlerdir hayatınıza. Size en özel günü yaşatmaya çabalarlar. Memnun da ederler ama işte ömürleri kısadır nedense.”

Tam 12’den vurmuşum yine hedefi. Geçen yılın heyecanlısı bu yıl kutlamadı. Bu yıl üç adet yarı-heyecanlı vardı ama beklediğim olmadı. İkisi tamamen unuttu. Demek ki yalandan heyecanlı görünmemek lazımmış. Diğerinin de istediği gibi olmadı ya da o kadar da çok istememişti, olmadı. Olmadı yani. Özel bir kutlama yapan çıkmadı.

“Sadıklar her yıl vefalı davranıp gece yarısı ilk kutlayan olmaya çalışırlar. Biri bu sene başarır, diğeri öbür. Her daim sevgi doludurlar ve sevilirler.”

Yine öyle oldu.

“Facebook’ta görüp “mutlu yıllar dile”ye tıklayanların belli bir profili yok. Sizi çok seven, sürekli arayan biri de oradan kutlayabiliyor; yılda bir kez bile konuşmadığınız da. O yüzden yorum yok.”

Kutlayan herkese teşekkür ediyorum.

26 Nisan 2012 Perşembe

KOMUTANIM GÖRÜŞÜNÜZ (YARIM KALAN PROJELER)

- İçimde bir merak. Ne yapıyor diye. Ufak bir huzur. Var diye. Geçmeyen bir özlem. Doyamamaktan.

- Bütün bu çabalar yeniden yalnız bırakılmak için. Tam ayaklarımı yere sağlam bastığım anda. Yalnızlıkla başa çıkmanın zorluğunu sindirdiğim sırada yine birine terk etmesi için fırsat vermek kimin eşekliği.

- Şimdiki yalnızların belki de vaktinde çok kalbi kırılmıştı. Yalnızlık belki yalnızca bir tercih.

- Yeni açtığım kalem nasıl diye kâğıdın köşesini karalarken, adını yazdığımı fark ettim.

- “Maraş’a geldiğimden beri üç kişiyle tanıştım. Biri sensin, diğer ikisi de seninle yatmış.” Belki de bu cümle fazla geldi. Belki ben çok hesap sordum, çokça alaya vurdum. “6mart” olayı böyle bitti.

- Bütün dizilerin 3.sezonu iyi çıkıyor. Fringe’in 3-15 (59) bölümü 1985 yılında geçiyordu. Retro jeneriği ve zekice senaryosu ile ilginçti.

- Sakin bir yere gitme isteğimizin sebebi nedir, neden hep karaya çıkmayı arzularız. Evlilik, suyun üzerinde kalmaya çalışmaktan yorulduğumuzun mu göstergesi. Kumrular hariç.

- 29 Kasım 2009 Pazar günü hastalığına moral olsun diye annemi de alıp düştüm yollara. İlk durağımız Gaziantep’in öve öve bitirilemeyen Sanko Park adlı yeni alışveriş merkeziydi. Şehir için bir gelişme sayılsa da gerek mimari hataları gerek çeşit azlığı nedeniyle kendimizi hemen dışarı atmak istedik. Aynı gün vardığımız Şanlıurfa’da dünyanın en güzel ev yapımı lahmacununu yiyip birkaç akraba ziyareti yaptık. Ertesi sabah Türkiye’nin daha önce gitmediğimiz kadar doğusuna gitmeye başladık. Bir zamanlar Teksas kabul edilen Siverek ilçesinde berbat bir çay içip öğle olmadan Diyarbakır’a vardık. Yol yapım çalışmaları, yüksek binalar ve alışveriş merkezleri ile hiç de beklediğimiz dokuya sahip değildi. Urfa’dan tekrar batıya hareket etmiş gibiydik. Arkadaşımız bizi Kahvaltıcı Edip adlı bir mekâna götürdü. Başımızı nereye çevirsek kahvaltıcı başlıklı mekânlar vardı zaten. Başka hiçbir şehirde rastlamadığım bu konsept içerisinde birbirinden lezzetli yiyecekler barındırıyordu. Yoğurt üzerine dökülmüş nar sosu, meyve salatası, kavurmalı yumurta, petekli bal vs. Hepsi de çok taze ve lezzetliydi. Diyarbakır’da gittiğimiz her lokantada kare peçeteyi önümüze servis olarak açtılar. Amerikan servis yerine Diyarbakır servis diye isim koyduk buna. Balıkçılarbaşı, Mardin kapı, Urfa kapı isimli şehrin eski yerleşim yerlerini gezdik. Ertesi sabah sadece bir saat uzaklıktaki Mardin’e gittik. Boyut değiştirmiş gibiydik. Tarihi evler, konaklar, daracık merdivenli sokaklar, eski çarşılar ve durmayan yağmurla sabun kokuları arasında güzel bir gün yaşadık. Annemi Kahramanmaraş’a yolladıktan sonra benim için gerçek Diyarbakır başladı. İki yıldır görmediğimiz arkadaşlarım ve hocalarımla hasret giderdim...

 - “Sibek kovar istiyorum” demişti biri.

 - “Falling apart konusu” hakkında ne zaman yazacağım? “Hayatın anlamı, hayatımın anlamı, hayatın benim için anlamı” da iyi konu.

- “Düğün rezaletleri”ni yazamamamın sebebi yakın-düğün bolluğu.

27 Aralık 2011 Salı

2011 YILSONU İSTATİSTİKLERİ: GEZİLER

2011 yılında önceki seneye göre biraz daha evde oturdum.

Türkiye’nin 13 farklı ilini toplamda 70’ten fazla kez ziyaret ettim. Bu iller Adana, Ankara, Bolu, İstanbul, Konya, Kahramanmaraş, Gaziantep, Mersin, Diyarbakır, Mardin, Batman, Adıyaman ve Osmaniye idi.

Ayrıca bu şehirlerin merkezleri dışında Abant, Kadınhanı, Kolukısa, Mezitli, Midyat, Hasankeyf, Kâhta ve Kadirli gibi ilçe ve kasabalarda bulundum.

2010 İstatistikleri

2009 İstatistikleri

28 Ağustos 2011 Pazar

KİM BU 100 KİŞİ

26 Ağustos 2011’de 24 saat içinde 28. doğum günümü 100 kişi kutladı.

Bunlardan 17’siyle yüz yüze görüştüm. İki ayrı mekânda pastalar yendi, bol bol öpüşüldü, hediyeler verildi.

13 kişi telefonla aradı. Sağ olsunlar.
23 kişi sms gönderdi. Mutlu etti.
47 kişi facebook kullandı.

100 kişinin 22’si asker arkadaşım, 14’ü iş arkadaşım, 11’i akrabam, 11’i üniversite yıllarından, 9’u TOG-DSM ekibinden, 4’ü Kolukısa’dan, 3’ü yataktandı.

İnsanın yanına kimlerin kaldığını görmesi için güzel bir gün. Bir sınav. Kimin iki kelime etmeye erinmediğini, sevgisini göstermeye mecali olduğunu izlemek için de. Rakamlar her şeyi söylüyor.

Aynı şehirde olup da sizi görmeye gelmeyen kişi, hele de ufacık bir Anadolu şehrindeyseniz, gerçekte sizi sevmiyordur.

Heyecanlılar her sene olur. Genelde de bir sonrakine kalmazlar. Bunlar aşırı dışavurumcudur. Yeni girmişlerdir hayatınıza. Size en özel günü yaşatmaya çabalarlar. Memnun da ederler ama işte ömürleri kısadır nedense.

Sadıklar her yıl vefalı davranıp gece yarısı ilk kutlayan olmaya çalışırlar. Biri bu sene başarır, diğeri öbür. Her daim sevgi doludurlar ve sevilirler.

Facebook’ta görüp “mutlu yıllar dile”ye tıklayanların belli bir profili yok. Sizi çok seven, sürekli arayan biri de oradan kutlayabiliyor; yılda bir kez bile konuşmadığınız da. O yüzden yorum yok.

Bir de kutlamamayı maharet zannedenler çıkar arada. Bekliyoruz sanırlar. Oysa aklımıza bile gelmemişlerdir. Onlara şunu söylemek istiyorum: Çok da tın!

Tekrar, 100’ünüze de teşekkür ediyorum. Kalan 364 gün dileyin benden ne dilerseniz.

15 Mayıs 2011 Pazar

BULUT FİLM’DEN YAPIMCILIK ATÖLYESİ


“5. Film Günleri” kapsamında, kendi filmini çekmeye hazırlanan gençlere Bulut Film'den yapımcılık atölyesi. Haberi okumak için buraya tıklayın.

14 Mayıs 2011 Cumartesi

2 Nisan 2011 Cumartesi

2011 NİSAN TÜRKİYE VİZYON FİLMLERİ – 1.HAFTA

Nisan ayının ilk cuması 6 yeni film ülkemizde gösterime giriyor. İstanbul Film Festivaline dâhil olamayacaklar için işte vizyon alternatifleri…

Geçtiğimiz yıl “Deli Dumrul: Kurtlar Kuşlar Âleminde” filmini gösterime sokan senarist yönetmen Oğuz Yalçın, aynı karakteri içeren ikinci filmi “Hop Dedik: Deli Dumrul” ile bu hafta ülkemizin 50’den fazla il merkezindeki sinemalarda boy gösteriyor. Dönemsel popülaritesinden faydalanmak isteyen yapımcıların ilk filmde Mustafa Üstündağ’ı konuk oyuncu olmasına rağmen önemli bir rolü varmış gibi reklam kampanyasında kullanmaları; filmin 35 bin izleyicide takılıp kalmasını engelleyememişti. Finansal yapısını çok merak ettiğim filmin devamı nasıl ve neden çekildi, kim izleyecek bilmiyorum.

“Kız ve Kurt” Twilight serisinin ilk ve en iyi halkasının yönetmeni Catherine Hardwicke’nin üç yıl sonra gelen yeni filmi. Şimdilik gişesi fena gitmese de eleştirmenlerce yerden yere vurulan yapım ülkesinden 3 hafta sonra bizde de bu hafta gösterimde. Filmin iştah kabartan tek yanı senaristinin zamanında bizi bizden alan Orphan(2009) filmini yazan David Johnson olması.

“Başka Dilde Aşk” filminden hatırlayabileceğiniz İlksen Başarır’ın ensesti konu edinen ikinci uzun metrajı “Atlıkarınca” haftanın en önemli filmi.

Ülkemizde “Arı Kovanına Çomak Sokan Kız” ismiyle basılan Stieg Larsson imzalı Milenyum Üçlemesinin son kitabından ikinci filmin yönetmeni Daniel Alfredson tarafından uyarlanan aynı adlı İsveç polisiyesi bu hafta yalnız İstanbul ve Ankara salonlarında gösterilecek.

“Güneşin Karanlığında” filmi beklentilerin üzerinde seyreden ve iyi yazılıp oynandığı eleştirmenlerce iddia edilen bir roman uyarlaması, haftanın ilgiye değer tek Hollywood yapımı.

“Yürüyüş” ise kendisine Ankara, Batman, Diyarbakır, Kocaeli, Mardin, Van ve Şanlıurfa salonlarını mesken tutan; Kürt yönetmen Shiar Abdi imzalı bir 12 Eylül filmi.

HOP DEDİK: DELİ DUMRUL - oğuz yalçın 01.04
RED RIDING HOOD - catherine hardwicke 01.04
ATLIKARINCA - ilksen başarır 01.04
LUFTSLOTTET SOM SPRANGDES - daniel alfredson 01.04
THE LICOLN LAWYER - brad furman 01.04
MEŞ - shiar abdi 01.04

14 Şubat 2011 Pazartesi

İKİ

Bir genç vardı. Aslen garson. Tek eğlencesinin çalıştığı otele gelen yabancı turistlerle fotoğraf çektirmek olduğunu öğrendim çok sonra. Pozlarda hep ayrık kalmıştı. Kızlar ne kadar güler yüzlü ve sıcakkanlı olsalar da o amacına ulaşan genç Türk erkeği, sonucun bir parçası olamamıştı. Askere gitti o çocuk. Garson olarak. Rütbeli kızlarına sürekli bir şeyler ısmarladı. Asker maaşının 58 katı açık çıkardı hesaplarda. Yaşıtları, devreleri maaşlarını almamak için imza topladılar. Onun kız sevdasına bağışladılar gelecek ayki ücretlerini.

Hayatta hiç kimseye inanmayan bir genç vardı. Diyarbakırlı. Kaça kadar okudun sorusuna “hiç okumadım” cevabı veren. İlkokula bile gitmemişti. Hatta okuma yazması bile yoktu. Türkiye’de 1990 yılında doğan çocuklar arasında küçük bir azınlığın mensubuydu. Babası hastaydı. Erken ölmüştü. Annesi yol bilmez, iz bilmezdi. Abileri hep başka şehirlere gitmişlerdi çalışmak için. Kalanlara yardım etmek yerine gittikleri yerlerde hayatlar kurmuş, yeni aileler oluşturmuşlardı. Yani onlardan da fayda yoktu. Bu genç de gitti. Annesini bırakacağı kimse olmadığından o yeni bir aile ekmedi, kazandığını annesinin de hayatta kalması için memleketine gönderdi. Ama o kadar kolay değildi İstanbul’da yaşamak. Çok çalışıyordu. Az kazanıyordu. İlk yıllarda çocukluğu çokça kullanılmıştı. Patronlar para vermiyordu. O da alamıyordu. “Kimsenin doğru olduğunu görmedim” diyordu. Ama kendi çok doğru görünüyordu. O, isyan yerine burukluğu yoldaş edinmişti. Teskeresinden kısa bir süre önce tanıdım bu genci. Asker ocağı da değiştirmemişti fikrini. Paranın pek de geçerli olmadığı erler dünyasında, kışla hayatında da dost edinememişti. Belli ki bu nasırlarla, uzun bir süre daha edinemeyecekti.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...