altın koza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
altın koza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2019 Çarşamba

35. Yaşımı Ne Yaptım? (Birinci Bölüm)

35. yaş günüm, bir öncekiyle kıyasladığımdan olsa gerek, hayal kırıklığı oldu. Gazebo’da kemik takımla kahvaltı sonrası organizatör beni evine davet etti, diğerlerinden ayırarak. Tüm gün birlikte olmak isteyeceğim insanları “başka planlarımız var” diyerek evlerine yolladı ama yalnız kaldık çünkü başka planımız yoktu, en azından işleyen bir plan. Elinden geleni yapmıştı, tüm cevaplar “kusura bakma” ile bitmişti ve ikimiz, az önce yediğimizden de büyük bir pastayla yalnız kalmıştık. “Peki madem günün geri kalanı için çağırdığın herkes mazeretliydi, neden halihazırda yanımızda olanları evlerine gönderdin?” Sadece sordum, cevap alamadım çünkü o böyle biriydi. Beyni hiçbir zaman benimkiyle aynı frekansta çalışmayacak biri. Ben de o zaman “kusana kadar yiyelim” moduna geçtim ve birbirinden pahalı 4 restoranda kusmasak da karnımıza ağrılar girene kadar baş başa yemek yedik.

Yeni yaşımın ilk günleri parklarda, bahçelerde, otomobil servislerinde, sinemalarda ve spor salonlarında geçti. Suudi Arabistan ile ilgili içerden bilgiler edindim ve kaçacak yer aradım ve hayır, Cemal Kaşıkçı henüz öldürülmemişti yani sadece içgüdü diyelim. Netflix yüzünden Bollywood filmleri izlemeye başladım ama kısa sürdü, hayır filmler değil bu dönem. Suudi Arabistan ve Hindistan deneyimleri beni yeni gerçeğimiz Suriye’ye götürdü. Sadece San Pellegrino içebilen (diğerleri ağır kaçıyormuş) Beyaz Yakalı Beyaz Suriyeli olarak tarif edebileceğim biriyle tanıştım. Aramızda Love-hate Relationship tanımına bire bir uyan bir dostluk başladı. Görüşmediğimiz zamanlar sürekli bir araya gelmenin yollarını arıyor, aynı odaya girdiğimizde birbirimizi yiyorduk. Uzun eslerle neredeyse bir sene boyunca mülteci (hayır, sığınmacı değil) sorununa çok yüksek bir binanın tepesinden (hayır, Skyland değil) baktım. Çok iyi vakit geçirdim, çok da göğsüm kabardı fakat bazen insanların neden mutsuz olduklarını onlarla birlikte çukurlarına düşmeden anlayamıyormuşsunuz. Bu “annem hasta” kartının bana belki de ilk büyük hediyesiydi fakat keşke hiç cüzdanımı açmasaymışım diyorum şimdi.


Ozark’ın ikinci sezonundan da ilk kez gördüğüm Kınalıada’dan da tat almadım. Annem için çiğ tavuk yedim (Serdar Ortaç konserine gittim demek istemiyorum ama tavuk daha kötü sanırım), bazı Yoga sınıflarına kaynak yaptım, İstiklal’de hızlı davrandım ve Disenchantment’ı beğenmedim. Bazı vegan festivalleri, bazı zengin düğünleri, bazı annesi ölmüş make-up artistler ve bazı kazıkçı plant based restoranlar beni oyalasa da iki güne bir olmaktan korktuğum yerdeydim. The Ring’in (2002) hala taş gibi olduğunu onaylayıp, Insatiable ile ilk güzel dizi sürprizini yaşadım. Anneme protez yaptırmak için 8-10 kere Medipol denen hastaneye gitmek zorunda kaldım (ve şunu söylemeliyim ki; önünde kalp krizi geçiriyor olsanız başka yere götürülmeyi talep etmelisiniz.) ama o gün bile hatta Coffee Fest yüzünden kalp krizi geçireceğim gün bile olmaktan korktuğum yere gittim.


Yunanistan kendilerine ilk vize başvurumu 6,5 ay gibi bir cevapla hoş karşılamadıktan hemen sonra en sevdiğim şehir dışı festival için (şehir burada İstanbul oluyor tabi ki) Adana’ya gittim. 8 ay sonra ilk Podcast kaydıma konu olacak, yılın bence en iyi filmi Beoning’le tanıştım, bazı eski tanışlardan kaçamadım, azgınlıktan peşimden spora bile gelen ikiyüzlü yavşakları bir festivalde daha sallamadım ve Climax güzelliğini en sevdiğim sanatçı çiftle izleme şansına eriştim. İdolümle bir röp daha yaptım, bir akşamı Sangria içerek eski dedikoduları köpürtmeye ayırdım, Tarkan Adanalı olsa nasıl olurdu sorusunun cevabını “muah” ve haftayı ilk kez skorsuz tamamladım.

Dört ekim akşamı ablam hayatında ilk defa İstanbul’a geldi ve sekiz ekim sabahı döndü.

Homecoming’i görene kadar yılın en iyi dizisi olduğunu düşüneceğim The Haunting of Hill House ile tanıştığım günler kahvaltıcı kahvaltıcı gezdiğim döneme denk geldi. Hemen ardından ikinci kez Atina’ya gittim ve dört gün her şey dahil 1500TL’ye harika vakit geçirdim, dostlar sağ olsun. Sonunda Küçük Prens’i okudum, The Ghost müzikalini ve Kramer vs. Kramer’i izledim, evet bunlar 2018 yılında oldu ve dayım annemi görmeye geldi. Malatya FF gitmememe rağmen gitmişim gibi vaktimi yedi sonra dayımla kabak tatlısı yapıp onu yedik. Tarafıma seferberlik emri çıktı. Hizmet kesiminden biri yine gereksiz yakınlaşma çabasına girdi. Evi demans hastası birine uzaktan yardım edebilecek hale getirme çabalarım başladı. Hayatımda son kez akvaryuma gittim, Karaçili dostlar edindim, Bebek’te ev partisi düzenleyen sosyetelerle takıldım ve hayatımda ilk kez birinin kollarımda panik atak geçirip kaldırıma yığılmasına şahit oldum. Korkunçtu.

Celui Qui Tombe vadettiklerini sunmaktan çok uzaktı, 14 kasımda uzun süredir tanısam da kalbini açmaya o gün karar verdiğinden bir kadın dost edindim, birilerince Luzia’ya birilerince Esenler’deki pastanelere sürüklendim, yılın son 2 ayı dizi film ve annemin sinir krizleri ile geçti derken hayatımın en güzel hediyelerinden birini aldım: İki günlük Madrid seyehati. Door-to-door hizmet, alles inklusive paket, muhteşem bir şehir, harikulade seksi insanlar… Bu kadar popüler olduğum başka bir kara parçasında bulunmadım.

19 aralık hayatımda en çok sevdiğim insanlardan biriyle kopuşumuzun başlama tarihi oldu. Onun sevgisiyle birlikte kendi sevgimden de şüphe ettim.

Yalda gecesi, Swiss Fondue gecesi, ev davetleri, restoran buluşmaları derken 2018’i sürekli eğlenmeli ve annemi eğlendirmeliyim motivasyonuyla bitirdim.

(Devam edecek...) 
 

18 Ekim 2017 Çarşamba

24. Uluslararası Adana Film Festivali


24. Uluslararası Adana Film Festivali sona erdi. Festival süresince Ters Ninja için yazdığım eleştirilerin linklerini topluca aşağıda bulabilirsiniz. Ayrıca Ulusal Yarışma'dan yola çıkarak kaleme aldığım Türkiye Sineması'nın Yeni Sezonu yazımı Hokka Dergi'nin ilk sayısında okuyabilirsiniz.

#AdanaFF Kalp Atışı Dakikada 120 (2017)
#AdanaFF Aus dem Nichts / Paramparça (2017)
#AdanaFF Benim Varoş Hikayem (2017)
#AdanaFF Daha (2017)

 

30 Nisan 2015 Perşembe

YOLA ÇIKMAK (2014) EVREN ERDEM -



28 yaşında, Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu, reklam yönetmenliği yapan Evren Erdem’in ilk uzun metrajı Yola Çıkmak; ne yazık ki sinema filmi demenin bile zor olduğu bir iş. İşlevsiz senaryo, düzenlenmemiş renk, aynı sahnede karşılıklı konuşan iki insan arasında bile mantık hatası içeren diyaloglar…

Film, birbirine pamuk ipliği ile dahi bağlı olmayan iki hikâye anlatmaya çabalıyor. On yıl önce babaları tarafından terk edilmiş iki erkek ve ilgisiz kocasını çocuğunun okulundaki güvenlik görevlisi delikanlıyla aldatan kadın. Bir noktada aynı otelde kalmaları dışında olaylar kesişmiyor. Babalarını arayan kardeşlerin ne yapacakları belli değil, adamı bulup öldürecek gibi davranıyorlar. Kardeşlerden Ruhi Sarı’nın oynadığı Samet barda güvenlik görevlisi ama geceleri sokaklarda tek başına eşkıyalık yapıyor. Diğer kardeş Emre ise hasta annesinin dizinin dibinden ayrılmayan hayırlı evlat.


Yola çıktıktan sonra Emre karakteri anlamsız bir hızla keskin virajlar alıyor. Kadının yaşadıklarıysa absürt. Bankacı kocasının ilgisizliği sonucu yarı yaşındaki çirkin bir gençle yatmaya başlıyor. Kocanın aniden eve gelmesiyle olaylar mekanik bir İtalyan işi aile içi hesaplaşmaya dönüşüyor. Kimsenin neden gördüğümüz şekilde davrandığı açıklanmıyor.

Gösterimden sonraki söyleşide yönetmen “bütün film boyunca hikâyelerin kesişmesini bekliyor izleyici ama ben bunu yapmadım” dedi. Beklentiyle oynadığını zannediyor yani. Kural yıktığını, ezber bozduğunu belki. Müzik kanallarında boyacı küpüne düşmüş, sesi olmayan hanımefendiler gördüğünüzde “nasıl bir özgüven, nasıl çıkıyor bu ses ve şarkıyla insan karşısına” diye düşündüğünüz olmuştur. Yola Çıkmak gibi filmler de bunun sinemadaki karşılığı. Tavsiyem dost edinmeleri. Dışarıdan bakıp doğruyu yanlışı söyleyen; hem Kültür Bakanlığı’nın bütçesini hem de kendi paralarını boşa harcamadan önce yol gösteren insanlar lazım çevrelerinde.

17 Aralık 2014 Çarşamba

İki Kardeş, Bir Kariyer: Dardenne Kardeşler




Cannes Film Festivali’nin gediklilerinden Belçikalı Dardenne Kardeşler’in beş filmi yakın zamanda koleksiyon yapanlar için bir araya getirildi. İki Gün, Bir Gece filmleri de 26 Aralık tarihinde gösterime girecek sinemacıların bu vesileyle, dört filmini değerlendirdik.

20 Eylül 2014 Cumartesi

BALIK (2014) – DERVİŞ ZAİM ***-


Balık: Derviş Zaim'den Doğa ve İnsan İlişkileri



Derviş Zaim’in Devir ile başlayan yeni üçlemesinin ikinci ayağı Balık ilk gösterimini Adana’da yapan filmlerden. İnsanın doğayla ilişkisini konu eden üçlemenin ilk filmi belgesel yanı ağır basan bir kırmaydı. İki yıl önce Altın Koza’da görücüye çıkan Devir yerli sinema için taptaze bir nefes ve başarıya ulaşmış cesur bir girişimdi, ne var ki hakkı yendi. Balık ise gerçek karakterlerden yola çıkan bir konvansiyonel sinema örneği ama ne yazık ki Devir kadar yaratıcı değil.
 
Yazıya ulaşmak için tıklayın.

19 Eylül 2014 Cuma

21. Altın Koza Günlükleri - 2





21. Uluslararası Altın Koza Film Festivali devam ediyor. Bu yazıda üçüncü ve dördüncü gün olanları değerlendiriyoruz.

TOZ RUHU (2013) – NESİMİ YETİK ***-




Toz Ruhu: Sahne Tozu mu, Yıldız Tozu mu?

21. Adana Altın Koza Ulusal Yarışma filmlerinden Toz Ruhu 18 Eylül akşamı ilk kez izleyiciyle buluştu. Yozgat Blues’un ardından içinden şarkı geçen bir filmimiz daha oldu.
 
Yazıya ulaşmak için tıklayın.



Toz Ruhu
Yönetmen: Nesimi Yetik
Senaryo: Betül Esener, Nesimi Yetik
Oyuncular: Tansu Biçer, Ertuğrul Aytaç Uşun, Selin Yeninci, Aytaç Arman, Settar Tanrıöğen
2013 / Türkiye / 95 dk.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...