21. Uluslararası Altın Koza Film Festivali bu yıl 15-21 Eylül
tarihleri arasında Adana’da gerçekleşiyor. 12 yerli yapım yaratıcı ekiplerin
katılımıyla ulusal yarışma kapsamında düzenlenen galalarda halkla buluşurken,
izleyenlere de oy verme şansı tanınıyor. Bir yanda sinemaseverler merak ettikleri
filmleri izlerken, şehrin farklı noktalarında konser ve söyleşiler
düzenleniyor. Festivali Ters Ninja için takip ediyoruz.
altın portakal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
altın portakal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Eylül 2014 Çarşamba
2 Eylül 2014 Salı
SİVAS (2014) - KAAN MÜJDECİ
Sivas; Yozgat Yerköy’de yaşayan insanları, ilköğretim
çağındaki başkahramanı Aslan üzerinden tanımlamaya çabalıyor. Uçsuz bucaksız
arazide günlük işlerinin yanı sıra köpek dövüşüyle ilgilenen bir grup insanın
yaşamını anlatıyor. Venedik Film Festivali’nde yarıştıktan sonra Antalya’da
Altın Portakal kovalayacak olan yapımı özel bir gösterimde izleme fırsatı
bulduk.
Ters Ninja üzerinden okumak için tıklayın.
Etiketler:
2014,
altın portakal,
eleştiri,
FLASHland,
kaan müjdeci,
mehmet serkan çellik,
Serkan Çellik,
sinema,
sivas,
Ters Ninja,
tersninja.com,
türk filmi,
türkiye,
venedik
Yer:
İstanbul, Türkiye
12 Ocak 2014 Pazar
KURTE FİLM – ALİ KEMAL ÇINAR *** ve KUSURSUZLAR - RAMİN MATİN **-
50. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde “En İyi Film” seçilen
Kusursuzlar bu hafta gösterime giriyor. Arkasında işini çok iyi yapan bir
iletişim ajansı var ve Başka Sinema salonlarında gösterilerek gişe/ilgi yarışına
+1 puan önde başlıyor. Umarım Düğün Dernek'den daha çok izleyici bulur çünkü ondan
fersah fersah başarılı. Peki, aynı Portakal'ın medyatik eleştirmenlerden en çok
dayak yiyen filmlerinden, vizyon yüzü görmesi muhtemel olmayan Kısa Film'e ne olacak?
O, Kusursuzlar'dan daha özgün ve ilgi çekici. Kim görecek, kim bilecek?
Ters Ninja için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.
Etiketler:
Ali Kemal Çınar,
altın portakal,
başka sinema,
diyarbakır,
FLASHland,
françois ozon,
Havuz,
kısa film,
KPSS,
Kurte Film,
Kusursuzlar,
ramin matin,
Serkan Çellik,
türk filmi,
türkiye
29 Aralık 2013 Pazar
2013 YILINDA EN ÇOK…
Dalga geçtiğim: Hiç kimse, sanırım mizah
gücümü kaybettim.
Sinirlendiğim: Uçakla seyahat etmeyi
bilmeyen görgüsüzler
Tiksindiğim: Fabrika patronlarının
politikaları
Müptelası olduğum: Her boşlukta İstanbul’a
gitmek
Elde patlayan teknoloji: iOS 7 ve tüm
yeni(!) Apple cihazları
Bezdiğim: Düşük gelir
Sıkılarak izlediğim: Yalan Dünya
Arabada günlerce dinlediğim: Feridun
Düzağaç
Mutlu olduğum yer: İstanbul
Daraldığım yer: Kahramanmaraş
Beni üzen: Duygularımı yitirmek
Yapmam diye diye yaptığım: Annemle
seyahat etmek
Beni gururlandıran: Hiçbir şey
Köşe yazılarını beğendiğim: Hiç kimse
Özlediğim dizi: Prison Break
Ayrılırken üzüldüğüm: İstanbul
Severken soğuduğum: Hemşireler
İmrendiğim: K.D. Yılmaz
Büyülendiğim manzara: Hıdiv Kasrı ve
Fethi Paşa Korusu
Gitmek istediğim ve gidemediğim: Altın
Portakal
Her gün yediğim: Supplementler
En çok içtiğim: Tchibo Cafissimo
kahveleri
Ruhumu sakinleştiren: Hala vaktimin
olduğunu düşünmek
Hiç özlemediğim: Megapark
Aldığım en büyük karar: Kredi çekip ev
almak
En büyük pişmanlığım: Borç vermek ve Megapark'dan ev almak
2012
2011
2010
2009
Etiketler:
2013,
altın portakal,
apple,
aşk,
feridun düzağaç,
FLASHland,
istanbul,
istatistik,
kahramanmaraş,
megapark,
mehmet serkan çellik,
pegasus,
prison break,
tchibo,
thy,
yalan dünya
19 Kasım 2013 Salı
MERYEM (2013) - ATALAY TAŞDİKEN *
Bir Türk yapımı daha, ensesinden
gördüğümüz erkek karakterin başını çevirip arkaya bakma sahnesini içeriyor. Hem
de en baştan. Söz konusu filmin ismi “Meryem”. 50. Altın Portakal Film
Festivali’nden beş ödülle döndü. 300’den fazla reklam yönetmiş ve bu birikimi
sinemaya taşımaya karar vermiş 49 yaşındaki Atalay Taşdiken’in yeni uzun
metrajı “Meryem”. Bu yazıyı ne Zahit Atam nefretiyle, ne de eleştirmen
etiketiyle yazıyorum. Filmin karşısına geçip 100 dakikasını veren sıradan bir
izleyiciyim.
NBC dememek için kendimi zor tutuyorum
ama malum geriye kafayı çevirip bakan erkek sahnesinin ardından akıllara zarar,
özenti bir rüya sahnesi geliyor. Ardından yaşlı/huysuz bir kadının uyandırma
gürültüsü. İsmi elbette "Sarıkız" olan bir ineğin masum/mazlum (zulmedilen,
sessiz, uysal, boynu bükük)/dünya iyisi/altın kalpli/cennetten çıkma ana
karakterimiz Meryem tarafından sevildiğini öğrenmemiz. Parkinson hastasından
beter el titremesi göstererek "heyecan" duygusunu izleyiciye
geçirebileceğini hesaplayan(!) bir yönetmen. Seyirciyi ısıtmak adına yakamoza
karşı "Ah Yalan Dünya". Feci rol kesen İsmail Hacıoğlu. Kaşı-sakalı
eşit beyazlatılmış, tiyatro makyajlı Mustafa Uzunyılmaz görüntüsü. Meryem'in o
yaşta, o cahillikle onbaşı-çavuş rütbelerini ayırt edebilmesine inanmamız
bekleniyor. Sarıkız'ın ardından Meryem’in zihinsel engelli Celil ile de iyi
iletişim kurduğu gösterilip daha da melekleştirme çabasına giriliyor. Filmin
öyküsüne tamamen zıt cilalı doğa görüntüleri. (Bilinçli olabilir ama bana doğru
gelmedi.) O bayılma sahnesi ne öyle? Murat karakteri için “Amerikalılar Irak
sonrası post-travmatik stres bozukluğunun suyunu çıkardı ama biz de kullanalım,
ne olacak” kafası. Bir türkü daha girsin, seyirci sever. Çocuğu olan kızla
çocuksuz gelin arasındaki farkın iyice altını çiz, kör parmağım gözüne
seviyesinden aşağısı olmaz ama. Dakikalar geçerken kayınbabanın monoloğu, sütçü
fıkrası, konudan tamamen bağımsız-mahalle dizisi menşeli küçük esnaf bunalımları,
görümce karikatürü... Bitmiyor amatör senaryonun zayıflıkları, bitmiyor. Hiç mi
film izlemiyor bu insanlar? Hiç mi eleştirmenleri takip etmiyor? Neyin doğru
neyin yanlış olduğunu tartmıyor? Hem yapanlar, hem alkışlayanlar! Ödül
verirseniz bu adama, bir sonraki işi daha da yalapşap olur. Neden üzsün ki
kendini!
En gerçek karakter kaynana, o da klişe
cümlelerin kurbanı. Bütün karakterler gerçek hayatta birer karşılığa sahip ama
perdede gerçek durmaları sağlanamamış. İsmail Hacıoğlu'na bakıyorsun, vay be
cuk oturmuş diyorsun. Bir konuşmaya başlıyor, yaptığı oyunculuk değil sanki taklit
yeteneğini konuşturuyor. Hacıoğlu ne yapsın, oyuncu yönetimi diye bir şey yok
ki. “Hadi şimdi kameranın tam önünde el ele tutuşup dümdüz koşun, sokağın
sonundan sağa dönün.” şeklinde konuşan bir adam var sanırım sette. Başka türlü
o sahnelerin çiğliği açıklanamaz.
Her neyse. İçim şişti bu filmleri
anlamaya çalışmaktan, iyi yönlerini görmeyi denemekten. “Saç”ı izlerken bu
kadar mı kolaycılık olur diyorsun, “Güzelliğin On Par’ Etmez”e geçince
amatörlüğe şaşıp Fatih Akın’ı düşünmeye başlıyorsun, karşına “Meryem” çıkıyor! “Güzelliğin…”i
affedip “Saç”ın başyapıt olduğunu anlıyorsun. Tabi aklına “Dupa Dealuri”
düşmezse. O zaman ne olacak? Bütçe azsa, onda da az. Teknoloji yetersizse, onda
da yetersiz. Yok, ülke sineması bir iki insan sayesinde ilerliyor. Onlar da
olmasa bitmişiz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Sen!
İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun. Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...
-
İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun. Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...
-
Zevk sahibi insanlar için üretildiği hiçbir zaman iddia edilemeyecek “Spartacus: Kan ve Kum” isimli dizi Amerikan paralı Starz kanalının or...





