andrew haigh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
andrew haigh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2014 Pazartesi

Ev Sineması: Arınma Gecesi: Anarşi, Hafta Sonu, Düş ve Gerçek, Attila Marcel




Bu hafta yine raflardan dört film seçtik. Arınma Gecesi: Anarşi ilkinin çok ötesinde, başarılı bir devam filmi. Hafta Sonu eşcinsel sinemanın son yıllardaki en iyi temsilcilerinden. Düş ve Gerçek Cannes ana yarışma filmlerinden eksiği olanlar için ulaşılabilir durumda. Attila Marcel ise içinizi ısıtacak, mutluluk saçan bir deneyim.



Arınma Gecesi: Anarşi (The Purge: Anarchy)
Yönetmen: James DeMonaco
Senaryo: James DeMonaco
Oyuncular: Frank Grillo, Carmen Ejogo, Zack Gilford
2014 / ABD-Fransa / 103 dk.
Şirket: As Sanat (Universal)
  


Hafta Sonu (Weekend)
Yönetmen: Andrew Haigh
Senaryo: Andrew Haigh
Oyuncular: Tom Cullen, Chris New, Jonathan Race
2011 / BK / 93 dk.
Şirket: Bir Film
 
Düş ve Gerçek (Jimmy P.)
Yönetmen: Arnaud Desplechin
Senaryo: Arnaud Desplechin
Oyuncular: Benicio Del Toro, Mathieu Amalric, Gina McKee
2013 / Fransa-ABD / 112 dk.
Şirket: Bir Film (Calinos Films)
  
Attila Marcel
Yönetmen: Sylvain Chomet
Senaryo: Sylvain Chomet
Oyuncular: Guillaume Gouix, Anne Le Ny, Bernadette Lafont
2013 / Fransa / 102 dk.
Şirket: Bir Film

1 Temmuz 2012 Pazar

WEEKEND (2011) by ANDREW HAIGH **-



Russell anne ve babasını tanımadan, koruyucu ailelerle büyümüş bir genç erişkin olarak hayatını travmalarının gölgesinde yaşıyor. İçine kapanık, sakin ve büyük bir değişimin peşinde değil. Glen aksine hep daha fazlasını istiyor. Çoğu kişinin imreneceği, yanlarında istediği gibi hareket edebildiği arkadaşları var ama ona yetmiyor. Çalıştığı sanat galerisi ve ufak projeleri ona yetmiyor. İngiltere ona yetmiyor. Amerika’ya taşınmak, sanat üzerine çalışmak ve sürekli büyümek istiyor. Russell aşka inansa da karşısına çıkacağını düşünmüyor. Glen aşk tam karşısında dursa elinin tersiyle itiyor, inanmadığını söylüyor.

Russell kardeşi gibi sevdiği evli-mutlu-çocuklu bir ailenin evinde geçen diğer konuklar için eğlenceli, kendisi için işkence gibi bir akşamın ardından Glen ile tanışıp seks yapmak için evine götürüyor. Sabah beklemedikleri hislerle uyanıyorlar. Konuştukça daha da bağlanıyorlar. Cuma gecesi seksi cumartesiye, birbirlerini ilginç bulmaları sonucu pazara bağlanıyor. Ama bir sorun var. Glen hafta sonunun bitişiyle Amerika’ya gidecek. Kalıcı olarak.

Ridley Scott’ın kurgucusu olarak çalışmış Andrew Haigh’ın ikinci uzun metrajı “Weekend” gösterime girdiği yıl İngiliz Bağımsız Film Ödülleri, Londra Film Festivali ve Rotterdam Uluslararası Film Festivali’nin de içinde olduğu çeşitli festivallerden övgü ve ödüller kazanmış, dünya çapında bilinirliğe ulaşmıştı. 120000 sterline mal olmuş bağımsız yapım iki kişinin aşka ve hayata bakışları üzerine yaptıkları sohbet üzerine kurulu. 

Glen iki gün içinde çok uzaklara gitmeyecek olsa yine de Russell’a bu kadar bağlanır mıydı sorusu benim en çok merak ettiğim nokta. Mutsuzluğunu ve kimseye bağlanamamasını eski sevgilisinin ihanetine bağlayan Glen’in bir gecede Russell’dan hoşlanmasını ilk görüşte aşk ile de açıklayabiliriz elbette ama bence asıl sebep Glen’in Amerika’ya gitmekten ve/ya orada başarısız olmaktan korkması. Böylece son anda “bana gitme de” diyebileceği birini bulup ona sarılıyor. Russell gitme dese, ilişkilerinin Glen’i tatmin edemediği nokta geldiğinde tüm suçlu o olacak. Bu öyle büyük bir suç olacak ki, Glen onu hayatının fırsatını kaçırtmakla ve geleceğini mahvetmekle suçlayacak. Neyse ki ayakları yere basan Russell, Glen’i durdurmuyor hatta gitmesi için cesaretlendiriyor. İçten içe kalmasını istese de önceki gece başlayan ani romantizmin rüzgâr gibi geçebileceğini bildiğinden mantıklı tercihler yapıyor. Böylece Glen gidişini şova dönüştürüp “Amerika’dan Paris’e uçmak üzere olan hayalperest genç kız” rüyasını kendi gidişinde yaşama şansı buluyor. Muhtemelen Amerika’ya ayak basar basmaz ilk bulduğuyla yatacak ve her mutsuz olduğu anda bunu Russell’ı geride bırakmış olmasına bağlayacak.

Haigh’ın filmi Richard Linklater’ın “Before Sunrise”ı misali akılda kalıcı bir tanışma ve vedalaşma öyküsü. Aldığı olumlu eleştiriler sonrası “Before Sunset”i gelir mi bilmem fakat şimdilik karşımızda olanın unutulmaz anlara sahip olmasa da görmeye değer bir bütüne ulaştığını söyleyebiliriz.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...