yas günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yas günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2022 Cuma

YAS GÜNLÜĞÜ – 584. GÜN

Bugün, başkası yapsa burun kıvıracağım, ciddiye almayacağım bir şey yaptım.

Artık cansız bedeninden kalanların yanına gelişlerim eskisi gibi planlı olamıyor. Genelde bir güç beni yakamdan tutup yanına getiriyor, karşı koyamıyorum. Yoksa gelmeyeceğim. Ama torunun gelecekmiş. Dün akşam söyledi. O beni her doğum günümde arardı, ben de her doğum günümde onun yanına gideceğim dedi.

Birçok gün durduruyorum kendimi ama bugün yapamadım. Geldim yine mermer ve çiçekle güzelleştirilmeye çalışılmış, dünyanın en mutsuz yerine. Oturdum yanına ve hiç planlamamama rağmen en sevdiğin şarkıyı açtım, telefonu güneşle ısınmış taşa dayadım. Bir an çekindim. Ya biri bir şey derse, mezarlıkta müzik mi çalınır vs., ama hazırladım hemen öfke dolu cevaplarımı ve nasıl siktiri çekeceğimi düşünüp devam ettim dinlemeye. Dinletmeye mi yoksa. Dinledin mi sen de benimle? Elbette hayır. Beynin çalışmıyor, kulakların gibi o da çürüdü, nasıl dinleyebilirsin ki artık en sevdiğin de olsa bir şarkıyı. Ben dinledim ikimizim yerine. Zaten benim dinlemem gerekiyormuş anladığım kadarıyla. Sen bana söylüyormuşsun çünkü sözlerini. İlk defa bu açıdan baktım.

Neden sevdiğini bilmiyordum şarkıyı. Belki melodisinden, belki acıklı tınısından. Ama şimdi düşününce, bana bilerek ve bilmeyerek bir mesaj bıraktığını fark ettim o şarkıyla. Senin sevdiğin şarkıları bir arada tutmak üzere oluşturup senin fotoğrafınla süslediğim müzik listesinin tek şarkısıyla bana söylemek istediğini anlıyorum artık. Çok ağladım yine yanı başında, şarkının da gazıyla ama nafile. Anlasam da ağlasam da geçmiş geri gelmiyor. Sensiz 584. gün bugün. Artık ayları, sonra da yılları saymak gerekecek artık, gün saymak için çok fazla rakam lazım olmaya başladı.

Beni emanet ettiğin kişileri düşünüyorum şimdi. Hayır, elbette hiçbiri senin kadar sevemez beni ama iki tanesi dışında hiçbiri son güne kadar beni sevmeyecek, senin varlığında sevdikleri gibi. Bunu biliyorum artık. Umarım sen bilmiyorsundur. Umarım bir yerden beni izlemiyorsundur. Umarım gerçekten bitmiştir her şey çürüyen bedeninle birlikte çünkü ne kadar mutsuz olduğumu bilmeni istemem. Bir yerden bana bakmanı, benim için endişelenmeni, üzülmeni, sesini duyuramadığın akıllar vermeni istemem. Eğer öyle bir yerin olduğuna inansaydım, bugün yanına gelmek için gerekeni yapardım zaten. O kadar kolay ki. Yarım saatimi almazdı. Ama öyle bir yer yok, sen artık yoksun. Beni seven

6 Temmuz 2021 Salı

YAS GÜNLÜĞÜ – 315. GÜN

Uzun zamandır yazamıyorum. Çok istiyorum yazmayı ama her seferinde okuyacak kişiler geliyor aklıma ve durduruyorum kendimi. Buraya değil, günlüğüme yazmayı tercih ediyorum çünkü birkaç kişinin bunları okuduğunu öğrendim. Elbette herkese açık yayımladığım şeyleri birileri okuyacaktı ancak kimlerin okuduğunu öğrenene kadar bu konu beni rahatsız etmemişti. Ben buraya seninle konuşmak için yazıyorum ve kimse aramıza girsin istemiyorum. Kimse okumasın diye düşüncelerimi yazmayı bıraktığımdaysa hepsi boşa gidiyor. Ne yapacağımı bilemez oldum.

Dün gece yine rüyamda seni gördüm. Sürpriz değil. Haftanın en az dört beş gecesi seni gördüğümü hatırladığım rüyalardan uyanıyorum. Diğer gecelerdeyse belki görüyor da unutuyorum. Dün gece rüyamda birlikteydik. Ve ben Ankara’daydım. Şu an gerçekten Ankara’dayım. Sen yanımdaydın ama seni Mersin’e bırakmam gerekiyordu ki gidip İstanbul’da biraz vakit geçireyim. Sonra bir an durdum ve seni Mersin’e götürmek zorunda olmadığımı fark ettim. Önce nedenini anlayamadım, sonra öldüğünü idrak ettim. Öldüğün için artık bana yük değildin rüyamda. Şaşırdım çünkü yanımda duruyordun. Ne yapacağımı bilemedim. Ölmeden önce yük müydün peki bana? En iyi dostlarıma sorsak evet derler. Ama ben artık bu şekilde bakamıyorum yaşananlara. Yükmüş, sorumlulukmuş, ömürden götürmüş, zerre umurumda değil. Şu an da ömrümden gidiyor. Her saniye yaptığım ve yapmadığım şeyler ömrümden götürüyor. Bunlar senden daha mı değerli de ömrümü sen tüketince kötüydü, şimdi bu saçmalıklar tüketince iyi oldu? Elbette değil.

Apple pörsümüş kulaklığımı ücretsiz yenilediğinde seni aramak istedim hemen. Birkaç saat sonra yine oldu aynı şey. Sonra yine. Günlerce, yapmayı unuttuğum bir şey aklıma gelmiş gibi, defalarca irkilip kendime “annemi arayıp söylemedim yeni kulaklık verdiklerini” dedim. Sana söyleyemediğim için gerçek olmadı yaşanan. Bir hafta oldu kutusunda duruyor. Sevincimi seninle paylaşamadım. Ve işte yine bir yazıyı ağlamadan tamamlayamadım.

7 Haziran 2021 Pazartesi

YAS GÜNLÜĞÜ – 286. GÜN

Facebook’u açtım. Sevin Okyay “Anneciğim, sen gideli kırk beş yıl olmuş. Ama ayrı düşmedik, şükür. Nasıl düşelim ki, sen benim hayatımın dokusuna işlemişsin. O zaman şikâyet ettiğim her şey için şimdi minnet duyuyorum. Hem biz (iki kardeş) beraberiz, merak etme. Huzur içinde uyu. Ellerinden öperim.”, yazmış. Baktım, 78 yaşındaymış kendisi, 33 yaşında kaybetmiş annesini ve 45 yıldır bu acıyla yaşıyor. Ömrü uzun olsun, kim bilir daha ne kadar da böyle yaşayacak. Belli ki hala atamamış içinden. 9 ayda benim atlatmam nasıl bekleniyor, anlamıyorum.

En kötülerden biri bu sanırım. Onsuz geçecek yılların hesabını yapamamak. 9 ayı atlattık ama daha kaç ay, kaç yıl var bununla yaşamam gereken?

Neyse, yazamıyorum.

10 Mayıs 2021 Pazartesi

YAS GÜNLÜĞÜ – 258. GÜN

Dün, anneler günüydü. Mersin’e geleli neredeyse bir ay oldu. Ellinci bülten hazır. Tam kapatma bitmek üzere. Yaz kapıda. Kısacası zaman geçiyor, hem de çok hızlı.
 
Dün, annemsiz ilk anneler günüydü ve herkes benden büyük bir infial bekliyor gibi hissettim. Ağzımın içine bakanlar, korka korka soranlar, bakışlarıyla anlatmaya çalışanlar, aramaya korkanlar… Herhangi bir günden farklı hissetmedim oysa ben. Twitter’daki, her konuya fikir yetiştirmek zorunda hisseden fok balığı dışında kimseye sinirlenmedim, duygusal paylaşımlardan etkilenmedim. Annesiz 256 günden bir farkı yoktu. İnsanların annelerine ilgi göstermeleri için seçilmiş bir gündü sonuçta, oysa benim hayatımın her günü anneler günüydü zaten, onu kaybetmeden önce de sonra da.
 
Geçen sene anneler gününde acaba onu ihmal mi etmiştim, bunun pişmanlığını mı yaşayacağım korkusuyla, çekinerek günlüğümü açtım. Geçen sene anneler gününde, aylar sonra ilk kez dışarıya çıkma izni verilmiş yaşlılara ve biz kendimizi öleceği şehrin sahiline atmışız. Dondurma da yemiştik diye hatırlıyorum, sanırım son kez o gün Migros’a girdik birlikte. Çektiğim fotoğraflar var elbette. Bir yıl geçmiş üzerinden, hepimizin üzerinden.
 
Bir süredir misafirim vardı. Zaten hayattaki son akrabalarımla aynı şehirdeyim, neredeyse her gün görüşüyoruz. Evimdeyim. Eşyalarım, benliğim, dört yanımda. Ama ne yazık ki, zamanla geçmesini beklediğim bir düşünce aksine yerini sağlamlaştırıyor: Temas ettiğim onlarca insana karşın, benim hayatımda bir kişi vardı ve artık yok. Herkesin bir şeyi var; karısı, kocası, ağabeyi, çocuğu, sevgilisi, anası, babası, en iyi dostu, “you are my person”ı… Benim için bir kişi varmış meğerse ve o kişi artık yok. Bunun getirdiği yalnızlık duygusunu hiçbir ruh, hiçbir beyin, hiçbir vücut gideremiyor. Şu an yine gözlerim dolu dolu yazıyorum bunları ama sonsuza dek “yalnızım” diye dövünmeyeceğim elbette. Bu gerçeği kabullenip, bununla başa çıkıp, en az hasarla ömrümü tamamlamaya gayret göstereceğim. Tanıdığım en yalnız insanın tabiriyle, 37 yılda 1 tane bile “person”ım olmaması da bana dert olsun.
 
(Not: Grey’s Anatomy izlemediyseniz “Person” göndermesini anlamamanız doğal.)

18 Mart 2021 Perşembe

YAS GÜNLÜĞÜ – 205. GÜN

Her sabah yazma isteğiyle uyanıyorum ama elim gitmiyor, sanki büyüsü kaçtı. Sanki yazarsam gerçekten hissettiklerimi değil de hissetmem gerekenleri yazacakmışım gibi geliyor. Artık üzülmüyor muyum, emin değilim. Belki de artık üzülmüyorum ve görev olarak yas günlüğü tutmak saçma geliyor. Peki neden üzülmüyorum artık, mümkün mü bu, altı ayda unuttum mu seni?

Hayır, bütün gün aklımda, her gece gözümün önündesin hala. Geçen hafta arkadaşımın hamburgerinden çıkan salyangozla ilgili olsa gerek, dün gece mutfakta bazı egzotik böcekler gördüm ve seni çağırdım. Hiç korkmazdın böyle şeylerden, fareyi bile elinle tutup atabilirdin. Seni çağırdım, mutfak lavabosunun yanındaki ufak, renkli ve güzel görünen böceklerden birini eline aldın. O sırada “ya annem olmasaydı, bu böceği nasıl dışarı atardım” diye düşünüp, yanımda olduğun için şükrettim. Saçmalığa bak. Sen zarar vermek istemedin böceğe ve dışarı atmak üzere hamle yaptın ama uçtu yavaşça, çok uzaklaşmadan. Havada süzüldü daha doğru ifade etmek gerekirse. Yukarı doğru süzüldükçe büyüdü, genişledi, hacmi onlarca kat arttı ve büyüdükçe daha da güzelleşti. Sonra bizi içine almaya başladı şeffaf bedeninin ve oradan bir maceraya atıldık seninle. Kendi kendime, uyanır uyanmaz bunları yazmalıyım, harika bir çocuk filmi senaryosu bu dedim. Sigmund Freud, Analyse This.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...