catherine keener etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
catherine keener etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2013 Cuma

A LATE QUARTET (2012) by YARON ZILBERMAN ***





Son Konser New York aşığı bir film. Büyük kısmı Central Park’ın muhteşem doğasında, şehrin kaldırımlarında, taksilerinde, konser salonlarında ve müzelerinde geçiyor. Ömrünü sanata adamış dört şehirli modern insanın öyküsünü anlatmak için daha iyisi düşünülemezdi zaten. Bizim gibi siyasetçilerin laflarıyla, temel haklarının ellerinden alınmasıyla, ötekileştirilen yurttaşlarının kederiyle zamanları çalınmayan insanlar bunlar. Yaşamları sanattan aldıkları ve sanat için yaptıklarıyla dolu. Bir notanın nasıl sese dönüştürülmesi gerektiği üzerine düşünme lüksleri var.

"A Late Quartet/Son Konser" filminin eleştirisini "Hayat sahnesinde son sınav!" başlığıyla Antrakt Sinema Gazetesi için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.

A LATE QUARTET (2012) by YARON ZILBERMAN ***




Son Konser (A Late Quartet) ilk bakışta müzik ve müzisyenler üzerine bir film gibi görünse de, katları açıldıkça dört insanın hikâyesi olduğunu gösteriyor: Robert (Philip Seymour Hoffman), eşi Juliette (Catherine Keener), hem hocaları hem dostları Peter (Christopher Walken) ve idealist liderleri Daniel (Mark Ivanir). Yirmi beş yıldır dört kişilik gruplarıyla dünyayı gezen bu yetenekli müzisyenler, Peter’ın erken dönem Parkinson belirtileri göstermesiyle büyük bir çıkmaza giriyor.

7 Temmuz 2011 Perşembe

HANNA (2011) by JOE WRIGHT **


1972 İngiltere doğumlu Joe Wright, ilk uzun metrajı “Pride&Prejudice/Aşk ve Gurur” ile 2005 senesinde büyük başarı kazanmış, filmi dört dalda Oscar’a aday gösterilmiş ancak ödüle uzanamamıştı. İkinci filmi “Atonement/Kefaret” ile de yedi dalda aynı ödüle aday gösterilmiş ve bu kez filmin orijinal tema müziği Oscar’ı almıştı. “Atonement/Kefaret”in ilk 40 dakikası mükemmeldi. Ardından “The Soloist/Virtüöz” geldi; Jamie Foxx, Robert Downey Jr. ve Catherine Keener’a rağmen yerden yere vuruldu.

Tür değiştiren Joe Wright birçok ünlü yönetmenin masasından geçmiş “Hanna” projesinin başına getirildi. Kendi filmi “Atonement/Kefaret” ile Oscar adayı olan 1994 doğumlu oyuncu Saoirse Ronan’ın başrolde olduğu, Eric Bana ve Cate Blanchett’li bu insancıl aksiyon filmi yapım süreci boyunca büyük merak uyandırdı.

“Hanna” baştan sona kafası karışık bir film. Aksiyon filmi, ajan filmi, gençlik filmi, yol filmi, müzik klibi! Bunların hepsi, hepsinin de kötüsü. Aksiyonu heyecansız, günümüz için nostalji tadında. Ajan entrikaları sıkıcı ve bayat. Gençlik sancılarına ayırdığı vakit eğlenceli ama yersiz. Filmin tek inandırıcı unsuru Hanna’nın yol arkadaşı, yaşıtı kız ama bu onun filmi değil. Yol filmi desek, yollarda geçmesi dışında filmi bu türe bağlayan çok az şey var. The Chemical Brothers’a klip çektiği sahneler filmin bütünlüğünü bozan, ayrık duran ve yine orijinal olmaktan uzak anlar.

“Hanna”nın senaryosu eksik gedik abartılı saçma. Kullanılan öğeler, hikâyenin çıkışı ve gidişatı inandırıcılıktan uzak, kendi içinde bile tutarsız. Hanna’nın medeniyete adım atmadan önceki halini anlatan giriş kısmını kısa tutmak adına senaristlerin sürekli kızcağıza “Ben hazırım, ben oldum” dedirtmesi, yerlerini belli eden cihaz, masalsı olsun diye dayatılan öğeler, yan karakterlerin işlevsizlikleri, otomobil kazası sahnesinin tamamındaki zamanlama ve mantık hataları! Saymakla bitmez. Amerika mükemmel askeri elde etmek için daha kaç film çekecek?


“Hanna”da oyunculuk kötü. Saoirse Ronan’ın yüzü karakteri yansıtamıyor. Eric Bana sadece ismi ve vücudu için seçilmiş, doğru düzgün repliği bile yok. Cate Blanchett karikatürden ibaret. Jason Flemyng’nin oynadığı Sebastian karakteri kendini Tim Burton filmlerinde sanıyor ama bu filmde şaka gibi duruyor.

“Hanna” iyi bir film değil. Vasat bir film bile değil. Mayası tutmamış, Joe Wright’ın güzel görüneceğini düşündüğü fikirleri bir araya getirdiği ancak bunlardan bütünlüğe ulaşamadığı büyük bir başarısızlık.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...