ridley scott etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ridley scott etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2014 Perşembe

EXODUS: GODS AND KINGS (2014) RIDLEY SCOTT ***-





Mısır’dan Çıkış! Exodus: Tanrılar ve Krallar

Ridley Scott’ın 2012 senesinde, 68 yaşında intihar eden kardeşi Tony’e adadığı yüz kırk milyon dolar bütçeli A sınıfı Hz. Musa ve On Emir uyarlaması Exodus: Tanrılar ve Krallar gösterimde. Filmde Musa’yı zor rollerin aktörü, Oscar’lı Christian Bale canlandırıyor.
 
Ters Ninja için yazdım. Okumak için tıklayın.

11 Haziran 2012 Pazartesi

PROMETHEUS (2012) by RIDLEY SCOTT **

“Prometheus”un fazlasıyla ciddiye alınma ihtiyacı ortada: “Alien” prequeli olma iddiası, gizemli tanıtım kampanyası ve dopdolu bir öykünün ufacık kısmını gösteriyor gibi yapışı. Devam filmlerine kapı açmak için her şeyiyle başı sonu olan bir öykü anlatmamayı tercih edebilirsiniz ancak devamı için heyecanlandırmak istiyorsanız biraz zekâ göstermelisiniz.

“Prometheus” defalarca gördüğümüz ‘bir grup insanın uzun süren yolculuk sonrası ulaştıkları gezegende başlarına gelenler’ kalıbını kullanıyor. Bu şablonu seçen filmler uzun yolculuğa dayanabilmiş-bundan etkilenmiş olanları göstererek başlar. Böylece hangi karakterin kırılgan, hangisinin sert olduğu anlatılır. Mürettebat kendini yemeğe verirken ikili diyaloglarda bir daha haklarında hiçbir şey öğrenemeyeceğimiz yan karakterler kendilerini gösterme şansı bulur. Güvenli gemi terk edilerek gezegene inilir. İşin dalgasında olanlarla ciddiye alanlar arasında gerginlik yaşanır. Uyuklayan seyirci için ilk heyecan gruptan birinin elbisesinin başlığını çıkarma anına denk gelir. Perdedeki herkes karakterin boğulacağını düşünürken, izleyici bunun gezegende nefes alınabildiğini gösteren ve böylece başlıkların çıkacağı sahne olduğunu bilir. Tüm film cam bir fanusun içinde duracaklarsa, isim yapmış oyunculara para vermenin manası olur muydu! Sonra ufak heyecanlar yaşanır, sürüden ayrılanı kurt kapar, akşam herkes seks yapar ve ikinci gün ölümler başlar.

“Promeheus” ümit vadeden açılış sekansının ardından ezbere bildiğinizden karşısında gözlerinizi açık tutmakta zorlanacağınız yukarıdaki şablonu uyguluyor. Daha önce sadece Moskova’da geçen ikinci sınıf bilim kurgu aksiyonu “The Darkest Hour/Karanlık Saat”i kaleme almış Jon Spaihts ve efsane dizi “Lost”un belkemiği yazarlarından Damon Lindelof’un senaryosu hiç etkileyici değil. Suçu Spaihts’ten çok Lindelof’a atmak geliyor içimden. Belli ki altı yıl peşinden sürüklediği “Lost” izleyicisini finalde eli boş bırakmış olmakla sorunu yok. “Prometheus”da da aynı planı uyguluyor. Belki de bu bir plan değil, elinden fazlası gelmiyor. Sorular soruyor, hiçbir yere bağlanmayan anlık gizemler yaratıyor, günü kurtarıyor. İzleyici merak etsin, araştırsın istiyor. Ne yazık ki ne kadar araştırırsak araştıralım simge ve göndermelerle dolu bu öykülerin Lindelof’un zihninden başka dayanağı olmadığından, sonuca ulaşmamız mümkün değil. Mühendis ilk sahnede kendini parçalayarak ne yaptı, David Charlie’ye yapışkan madde verirken ne düşündü, Mühendisler neden yarattıkları insanları yok etmek istiyor ve bunun yolu neden başka yaratıklar meydana getirmek, aynı DNA dizilimine sahip olmamız bizi onların yarattığının nasıl kanıtı olabilir, yaratan ancak kendinin suretini mi yaratabilir… Sorular uzar gider. İflah olmaz bir hayransanız çekilmiş Alien filmlerini tekrar tekrar izleyerek kendinize zayıf bağlantılar ve kısmi tatminler bulabilirsiniz. Ya da kısa yoldan, bunu sizin için yapmış sinema yazarlarının yazdıklarını okuyabilirsiniz. Elinize bir şey geçmeyecek. “Prometheus” büyük bir zekâ ürünü değil. Başyapıt değil. Alien serisinden yola çıkarak hazırlanan yeni bir mitolojinin ilk ayağı değil. Klişelerle, zaaflarla dolu, mış gibi yapan bir kandırmaca. On beş yıl bekleyip beş devam filmi de izleseniz elinizde kalacak şey “Lost”un finali gibi olacak.

1 Haziran 2012 Cuma

2012 HAZİRAN TÜRKİYE VİZYON FİLMLERİ – 1. HAFTA

Dört yeni filmin gösterime girdiği haftanın en iyisi Ridley Scott'ın merakla beklenen "Prometheus"u. Filmlerim.com için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.
PROMETHEUS – ridley scott 01.05

SNOW WHITE AND THE HUNTSMAN – rupert sanders 01.06

BELLFLOWER – evan glodell 01.06

UN HEUREUX EVENEMENT - rémi bezançon 01.06

5 Ağustos 2011 Cuma

BATTLE LOS ANGELES (2011) by JONATHAN LIEBESMAN **


John Travolta'lı Simon West filmi "The General's Daughter/Generalin Kızı"ndan tanıdığımız Christopher Bertolini imzalı senaryodan Sony çatısı altında Jonathan Liebesman tarafından çekilen "Battle Los Angeles/Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı" bu yılın ilk büyük yapımlarından biriydi. Aaron Eckhart ve Michelle Rodriguez'li kadrosuyla açılış haftasında 70 milyon dolarlık bütçesinin yarısını çıkaran film toplam gişesiyle hayal kırıklığı yaratmıştı.

12 Ağustos 2011 günü uzaylıların dünyayı su için ele geçirme savaşını anlatan "Battle Los Angeles/Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı" adından da anlaşılacağı üzere savaşın Amerika kısmını anlatıp, Roland Emmerich aşırılıklarına kaçmadan, diğer ülkelerde yaşananları televizyon ve radyo haberleriyle duyuruyor.

Saldırının 24 saat öncesinde karakterleri tanıtmaya girişiyor film. Emekliliğini istemiş, son görevi hariç mükemmel bir üstçavuş, düğünü için çiçek seçen bir taze damat, hamile karısının göbeğini öpüp evden çıkan direk erkek ve kardeşinin mezarını ziyaret eden doğuştan askerin yer aldığı ana kadroyla tanışınca hala izlemekten vazgeçmediysek çok geçmeden aksiyonun içine çekiliyoruz. 10 yıl öncesinin Oscar'lı Ridley Scott filmi "Black Hawk Dawn/Kara Şahin Düştü"nün yeniden çevrimi diyebileceğimiz aksiyon sahneleri uzaylı filmlerinden çok zombi külliyatına yakın duruyor. Düşmanın ele geçirdiği bölgeye girip sağ kalan sivilleri kurtarmakla görevli ekibin yıkık şehirde hayatta kalmaya çalıştığı, binaları kale gibi kullandığı sekanslar onlarca zombi filminden ve başarılı televizyon dizisi "The Walking Dead"den çorlanmış.


Filmin gerçekten çok kaliteli bir işçiliğe sahip olduğunu teslim etmek gerek. Özel efektler, detaylı setler, ses tasarımı ve yakın plan çekimlerin bütünü gerçekçi. Geniş coğrafyasına rağmen yapay göründüğü tek sahne yok. Teknik ekibin bu başarısına senarist ve yönetmen ne yazık ki dahil olamamış. Amerika propagandasının ve kusturucu milliyetçiliğin yerli yerinde olduğunu söylemek bile lüzumsuz ama Jonathan Liebesman'ın bazen bize nerede olduğumuzu unutturan savrukluğu affedilemez. Beş yıl önce kotardığı "The Texas Chainsaw Massacre: The Beginning/Teksas Katliamı: Başlangıç"ta çok daha iyiydi. Büyük çaplı bu filmin tam olarak altından kalkamamış.

Aaron Eckhart bu tarz filmlerin prototip başrol suratını aynen devam ettirmiş. Michelle Rodriguez ise kendi rol seçimlerinin parodisine soyunmuş diyebiliriz.

Oldukça kaliteli olmasına rağmen duygusuz ve ilginçlikten uzak bir Hollywood aksiyonu. Adı bile zor hatırlanacaktır.

22 Ekim 2009 Perşembe

JONATHAN (2005) by JORDAN SCOTT-RIDLEY SCOTT *


Ridley Scott’ın kızı Jordan ile çektiği yirmi dakikalık bu kısa film önce armut dibine düşer dedirtiyor, sonra da Matchstcik Men (2003)’den beri yeni bir samimiyet beklediğimiz baba Scott ile ilgili ümitlerimizden vazgeçmemiz gerektiğini gösteriyor. Milyon dolarlık filmlerindeki gibi kusursuz bir sinematografi, tamamen göz boyamaya dayalı bir görsellik ve sırf şık duracağı düşünülerek konulmuş gereksiz sahneler, devasa bir savaş seti, patlamalar ve efektler. Ne gerek var? Amacı dünya üzerindeki çocuk problemleri ile ilgili sağduyu oluşturmak olan böyle bir projeye fikriniz yoksa katılmayın. Para kazanmak için yapılmış bir Hollywood oyuncağı değil ki bu. Bütün süresini konuşamadan geçiren kısa film sonunda başkarakterine dış sesten birkaç afili cümle kurdurup karanlığa çekiliyor. Orada kalması dileğiyle.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...