jeremy irvine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jeremy irvine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2014 Salı

THE RAILWAY MAN (2013) by JONATHAN TEPLITZKY **





İkinci Dünya Savaşı ve Bitmeyen Hikâyeleri: Geçmişin İzleri

1942 yılında Japon Kuvvetleri Singapur’u istila eder ve Churchill’in “İngiliz İmparatorluğu’nun başına gelen en büyük felaket” olarak tanımladığı olaylar yaşanır. Esir alınanlar Ölüm Demiryolu olarak anılan Tayland-Burma Demiryolu inşaatında çalışmaya zorlanır.



Geçmişin İzleri (The Railway Man)

Yönetmen: Jonathan Teplitzky
Senaryo: Frank Cottrell Boyce-Andy Paterson
Oyuncular: Colin Firth, Nicole Kidman, Jeremy Irvine
2013 / Avustralya-İngiltere-İsviçre / 116 dk.

29 Nisan 2012 Pazar

WAR HORSE (2011) by STEVEN SPIELBERG *-

Heidi gibi kırlarda koşarken bir atın doğumuna şahit olan küçük Albert (Jeremy Irvine) uzaktan izlediği ve içten içe çok sevdiği bu hayvanla deyim yerindeyse birlikte büyür. Bir gün at annesinden koparılıp satışa çıkarılır. Sabana koşulamayacak kadar çelimsiz fakat enerjisiyle çekici at için 1 İngiliz Gine’sinden başlayan açık artırma, bir ayağı aksak sarhoş çiftçi Ted Narracott (Peter Mullan) ile zengin ev sahibinin atışması sonucu 30 Gine’ye Ted’in elinde kalır. Kiracısı olduğu çiftliğin ücretini ödemek yerine işe yaramaz bir at alarak eve dönen Ted, cefakâr eşi Rose’dan (Emily Watson) tepki görür. O an anlarız ki Albert, Ted-Rose çiftinin oğludur ve hayallerindeki at babası tarafından az önce satın alınmıştır. Rose geri vermek istese de Albert ata sahip çıkar. Onu eğitir. Dostlukları pekişir. Kira günü gelir. Kötü kalpli ev sahibi çiftliği boşaltmalarını ister ve Ted ile alay eder. İddiaya girerler. Eğer Joey ismini verdikleri at çiftliğin kaya dolu arazisini sürebilirse ev sahibi kira için ek süre verecektir. Albert, Joey’i tarla sürme konusunda eğitmeye başlar. Bu arada aksak bacaklı alkolik Ted’in eskiden köyün en çok saygı gören çiftçisi olduğunu öğreniriz. Kardeşlerine husumet besleyip verimli topraklarını arkada bırakarak bu kiralık araziye yerleşmiştir. Aksayan bacağı savaş gazisi olmasına, sürekli içmesi ise madalyalarına rağmen savaşta insan öldürmüş olmayı kaldıramamasına bağlanır. Albert ve annesi Rose o ana dek zaten melek gibi tasvir edilirken, Ted de onlara katılır. İddia günü gelir. Mazlumun yanındaki köylünün psikolojik desteğinin de sayesinde, Joey tarlayı sürer. Bütün bunlar en yavan şekilde, birbirinden yapay arka planların önüne kurulan İngiliz taşra görüntüleri eşliğinde anlatılır. Alabildiğine didaktik ve inandırıcılıktan uzak bir dil tutturulur.

“Jaws”, “E.T.: The Extra-Terrestrial”, “The Color Purple” “Jurassic Park”, “Schindler’s List”, “Saving Private Ryan” ve “Minority Report” filmlerinin yönetmeni; Hollywood’un dahi çocuğu Steven Spielberg’in 2011 tarihli 6 dalda Oscar adayı filminin ilk 40 dakikasının yukarıda anlatılan şekilde olduğuna görmeden inanmak zor ama durum aynen böyle. Joey’nin bir İngiliz yüzbaşı tarafından satın alınmasıyla filmin farklı yönlere gideceğini düşünseniz de, olmuyor. Yüzbaşıdan iki Alman gencine, oradan Fransız bir kıza ve yine Alman bir komutana geçiyor at. Finali de tüm yufka yürekleri mutlu edecek cinsten.

Spielberg “The Adventures of Tintin”le birlikte 2011’e sığdırdığı “War Horse/Savaş Atı”nda da büyük hayal kırıklığı yaratıyor.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...