gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2016 Pazartesi

En Gelişmiş Köhne Anadolu Şehri: İzmir

11-13 Mart arasını İzmir'de geçirdim. İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan Pegasus Havayolları ile iki kişi gidiş dönüş 65TL ödedik. Elimde Puşkin'den Yüzbaşının Kızı, sorunsuz bir yolculuk oldu. 

İzmir'de okuyan bir tanıdığım, kalacağımız yer olan Balçova'ya nasıl ulaşacağımız konusunda bilgilendirmişti. Havalimanından İzban adlı banliyö trenine bindik 70 yaşındaki annemle. Sağlık sorunu nedeniyle gidişatın ters yönünde oturamayan annemin şansına tek boş koltuğun yüzü arkaya dönüktü. Karşısında oturan adama olabilecek en kibar ses tonu ve kelime seçimiyle karşı koltuğa oturabilir mi diye sordum, elbette sebebini açıklayarak. Aldığım cevap "annene özel araba tut, onunla götür" oldu. İnanamadım. Tartışma çıkmasın diye trenin başka bir köşesine yürümeyi tercih ettim ama "bir de İzmir olacak burası" diye söylenmeme engel olamayarak. Ne de olsa Güzel İzmir'deydik. Uzaktan duyulan sesler orada yaşayan herkesin aydın ve modern olduğunu muştuluyordu. İlk dakikadan kavga çıkaran İstanbul öküzü olmak istemedim. Halbuki annemle İstanbul'da toplu taşıma kullandığımızda (üç yıl oldu) bir kez bile ayakta gitmedi. Onu farketmediklerinde yaşlı ve engellilere ayrılmış koltuklara yanaşıp oturanlardan rica ettiğim de çok olmuştur. Hepsi de itiraz etmeden, hatta mahcup olarak yer vermiştir. Ne İzban'da ne metro trenlerinde böyle ayrılmış koltuklar yok İzmir'de. 

İki kişiye yön-yol sordum. İkisinden de garip tepkiler aldım. Üstelik biri görevliydi. Roma'da cevap vermemek için kafalarını çeviriyorlar. Herkese öneririm. Terslediğinizde karşınızdaki insanın da size sertleşme ihtimalini artırıyorsunuz. 
Pencereden gördüğüm kadarıyla İzmir'de yeni bir şey yoktu. Sahil şeridi düzenleniyormuş. Her yer şantiye. Toz, toprak. Balçova'da dayımın yaşadığı ufacık sokakta bile üç inşaat var. Sabahın köründe başlıyorlar. İş makineleri yolları tıkamış, gürültü uyutmuyor. Eskisini yıkıp yenisini yapma virüsü İzmir'i de enfekte etmiş. 
Kaldığım bir buçuk gün boyu sokaklarda 3 saat geçirdim. Çok fazla yaşlı insan var, hoşuma gitti. Her şehirde yaşlı insanlar var ama demek ki İzmir'de sokağa çıkmaya çekinmiyorlar. Kendi aramızda konuşurken mutlaka lafa karışmalarını ise yalnızlığa bağlayabildim. 
Doğma büyüme evlenme doğurma ve evlendirme Karşıyakalı bir aileyle tanıştım. Elimden geldiğince yumuşatarak İzmir sevgisini sordum. Benim bir türlü göremediğim neydi acaba. Biraz düşünüp "İzmir'den kız almadan İzmir sevgisini anlayamazsın" dediler. İzmir'i sevmek için heteroseksüel erkek ya da lezbiyen kadın olmak, oralı bir kadını sevmek ve onunla evlenmek mi gerekiyordu? Tarihi binalarınız, kültür sanat hayatınız, ilgi çekici etkinlikleriniz, doğal güzellikleriniz falan yok mu? Bir şehrin kızlarıyla övünmesi de nedir azizim?

Dönüş yolunda yine İzban'a bindik. Bir adam acil durum butonunu kullanarak makiniste "babanın arabası mı, yavaş kullan" diye bağırdı. Makinist "lütfen acil durumlar dışında kullanmayın" deyince iyice sinirlenip "gelirsem ağzını burnunu yamulturum, çoluk çocuk var düzgün kullan" diye iyice celallendi. Hey güzel İzmir. 
Adnan Menderes Havalimanı'na girişte güvenlik kontrolü yoktu. Çok şaşırdım. Güvenlik görevlisinin gözünün içine bakmaya çalıştım ama o bana yüz vermedi. Biletlerimizi aldıktan sonra son kontrol kapısına yöneldik, elimde biletler ve kimlikler var, güvenlik "gerek yok" dedi ve bakmadı. Bir iki adım sonra bir başka görevli vardı, o bakacak sanıp uzattım, o da bakmadı. Uçuşunuz olmasa da uçağın kapısına dayanabilirsiniz demek ki. Hava korsanları benden duymuş olmasın ama rezalet. 
Elimde on adet sipariş boyoz ve fırıncının ikramı poğaçalarla döndüm. Yüz yıl geçse aklıma gelmez bir daha gitmek. Yine çözemedim İzmir'in neden bu kadar sevildiğini. Bir ilk buluşmada karşımda oturan kişi beyaz atlı prensini tarif ederken "bir gün benimle İzmir'e yerleşecek birini arıyorum" demişti. Tanıma bak. Nedenini o da söyleyememişti. Yozgat'a, Erzincan'a, Hakkari'ye -oralı değilse- yerleşme hayali kurmamasını anlayabiliyorum; Bodrum, Çeşme, Yalova, Bursa diyenleri de ama İzmir? Türkiye'nin hiç varolmamış ve asla da olmayacak cennet şehir hayali İzmir mi? Bir tür Atlantis belki. 

30 Nisan 2015 Perşembe

ADANA’DA BİR GÜN


Herkesin kendi Adana’sı vardır. Çocukluğumdan beri yakın oluşu nedeniyle sıkça gittiğim, üzerine de 4 yıl üniversite okuduğum bu şehirde bir günde neler yapılabilir anlatmaya çalışayım.Sabah kahvaltısı için Sevgi Adası denen yerden yukarı çıkarak birçok pahalı ve manzaralı mekân bulabilirsiniz. Ancak bence Adana’da yapabileceğiniz en güzel kahvaltı Cemalpaşa semtinde bulunan Tiyatro Cafe’de. Üstü yelkenli hissiyatı doğuran kumaşlarla örtülmüş, girişte gerçek bir kayık bulunan ve kahvaltı yaparken yanınızda beyaz güvercinlerin yürüdüğü, lezzetli bir mekân. Çay sınırsız, Wi-Fi var ve fiyatlar makul.

Kahvaltıdan sonra Cemalpaşa ve şehrin en piyasa yeri olan Gazipaşa’da turlayabilir, yakınlardaki Atatürk parkında soluklanabilirsiniz. Ayrıca Gazipaşa mekânlarında oturup geleni gideni izleyerek kahvenizi içebilirsiniz.


Adana denince kebap gelir akla elbette. Adana’da kime sorsanız en iyi kebap için farklı bir yeri işaret eder. Ben büyükleri özetleyeyim. Hasan Usta denen yer modern görünür ancak iki kez şaibeli et kullandıkları gerekçesiyle yakalandılar, ispatlıdır. Kebapçı İbo, konumu nedeniyle çok tercih edilir ancak hiçbir artısı yoktur, Adana’da olması dışında. Türkiye’nin her yerinde yiyebileceğiniz standart bir kebap sunar. En ünlü yer olan Yüzevler Kebapçısı’nı da boş verin. Aynısı İstanbul’da da var. Hem pahalı hem de abartılmış. Hasan Kolcuoğlu denen yer hem lüks hem temizdir, salataları güzeldir. İyi bir hissiyatla ayrılmanızı sağlar. Tavsiye edebilirim ancak bir numara değildir. Bir numara Eyvan Kebap. 3 şubesi var. Size tavsiyen Eyvan 2 isimli Turgut Özal şubesi. Bilen bilir. Akşam saatlerinde iki katlı mekân dolar, bahçe dolar üzerine karşıdaki park yerine masa atılır. O yüzden ziyaretinizi yoğun saatlere denk getirmeyin. Gider gitmez salatalar gelmeye başlar. Sınırsız ve ücretsiz. Yedikçe yenisi gelir. Ezme domates salataya mutlaka nar ekişi dökün. İçecek ısmarlamayın, salataların tadını alın sadece. Kebap geldikten sonra da salataları bırakın. Ekstra olarak acılı pişmiş soğan söyleyin. Kebabın yanında sadece bunu yiyin. Temizdir, kalitelidir, muhteşem lezzetlidir. Çay da ikram. Künefenin Antakya’dan geldiğini iddia etseler de (bütün Adana için geçerli) yemeyin.




Yemekten sonra Reşatbey’e gidip gençlerin gittiği yerleri görün. Kafeler sokağı. Mutlaka Taşmekan’a girin. Aynı zamanda sanat galerisidir. Nargilesi ve çayı iyidir.


Öğleden sonra baraj kenarında bisiklet turu yapabilirsiniz.


Vaktiniz varsa üniversiteyi görün. “Balcalı boş araba” diye bağıran bir muavine kulak verin. Turuncu otobüsleri tercih edin. En arkaya oturun. Yol boyunca otobüse bindiğini göreceğiniz yanık tenliler için Adana’ya taşınmak isteyebilirsiniz.


Kampüste yürüyüş yapıp Friends adlı mekânda filtre kahve ya da milkshake içebilirsiniz.
Bir de Cafe Dam var kampüste. Muhteşem sac tava ve açık büfe salata barı var.


Akşamüstü Çakmak caddesinde yürüyebilir, caddenin sonundaki Küçüksaat denen semte çıkarak Adana’nın tarihi dokusunu hissedebilirsiniz.


Hava karardıktan sonra Reşatbey’deki Fotografya’da şarap içebilir ya da Baraj Yolu Duygu Cafe durağındaki Rock Bar sayılabilecek Cafe Ora’da yöresel bir tatlı olan Bici Bici (cool adıyla Bici) yiyip bira içerek yerli müzisyenleri keşfedebilirsiniz.




31 Aralık 2014 Çarşamba

2014 YILINDA EN ÇOK…





Dalga geçtiğim: Yaşlandıkça kimseyle dalga geçmez oldum
Sinirlendiğim: İşini yapamayan, sorumsuz ve kapasitesi düşük insanlar
Tiksindiğim: Kamplaşan sinema yazarları
Müptelası olduğum: Seks
Elde patlayan teknoloji: Akıllı binalar
Bezdiğim: Son iki ay için de olsa her sabah işe gitmek
Sıkılarak izlediğim: Penny Dreadful
Arabada günlerce dinlediğim: Bu yıl iyi albüm bulamadım
Mutlu olduğum yer: İstanbul
Daraldığım yer: Kahramanmaraş
Beni üzen: Hala aynı rüyaları görmek
Yapmam diye diye yaptığım: Ailevi engellere rest çekmemek
Beni gururlandıran: Maraş’tan kurtulmak
Köşe yazılarını beğendiğim: Yiğit Karaahmet
Özlediğim dizi: Breaking Bad
Ayrılırken üzüldüğüm: Amsterdam
Severken soğuduğum: Geri kalan mümessiller
İmrendiğim: Kerem Sanatel
Büyülendiğim manzara: Eiffel’den Paris
Gitmek istediğim ve gidemediğim: Barlar
Her gün yediğim: Ton balığı
En çok içtiğim: Süt
Ruhumu sakinleştiren: Yatağım
Hiç özlemediğim: Kahramanmaraş
Aldığım en büyük karar: Aile Hekimi olmak
En büyük pişmanlığım: Daha fazla borç vermek


2013
2012 2011 2010 2009

1 Ocak 2014 Çarşamba

2013 YILSONU İSTATİSTİKLERİ: GEZİLER



Bu yıl hiç yurt dışına çıkmadım ve çok az gezdim. 9 il ve 13 ilçeye 79 ziyaret gerçekleştirdim. En fazla seyahat ettiğim il 12 kez gittiğim İstanbul.

Gittiğim yerler: İstanbul, Ankara, Gaziantep, Kahramanmaraş, İskenderun, Arsuz, Adana, Mersin, Mezitli, Bodrum, Islahiye, Hatay, Pozcu, Alanya, Manavgat, Side, Türkler, Silifke, Şekeroba, Narlı.
 
2012
2011
2010
2009

15 Aralık 2012 Cumartesi

2012 YILSONU İSTATİSTİKLERİ: GEZİLER



Bu yıl Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 19 il, ilçe, kaza ve bölgeyi 84 kez ziyaret ettim.
Gittiğim iller; Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, İstanbul, Mersin, Şanlıurfa, İzmir, Ankara ve Adıyaman iken kazalar ile bölgeler Lefkoşa, İskele, Boğaz ve Girne idi. İlçe olarak da Silifke, Susanoğlu, Mezitli, Harran, Çeşme ve Gerger’i ziyaret ettim. Çeşitlilik açısından geçen yıldan az fakat ziyaret sayısı ve evden uzakta kalma anlamında fazlaydı.



26 Nisan 2012 Perşembe

KOMUTANIM GÖRÜŞÜNÜZ (YARIM KALAN PROJELER)

- İçimde bir merak. Ne yapıyor diye. Ufak bir huzur. Var diye. Geçmeyen bir özlem. Doyamamaktan.

- Bütün bu çabalar yeniden yalnız bırakılmak için. Tam ayaklarımı yere sağlam bastığım anda. Yalnızlıkla başa çıkmanın zorluğunu sindirdiğim sırada yine birine terk etmesi için fırsat vermek kimin eşekliği.

- Şimdiki yalnızların belki de vaktinde çok kalbi kırılmıştı. Yalnızlık belki yalnızca bir tercih.

- Yeni açtığım kalem nasıl diye kâğıdın köşesini karalarken, adını yazdığımı fark ettim.

- “Maraş’a geldiğimden beri üç kişiyle tanıştım. Biri sensin, diğer ikisi de seninle yatmış.” Belki de bu cümle fazla geldi. Belki ben çok hesap sordum, çokça alaya vurdum. “6mart” olayı böyle bitti.

- Bütün dizilerin 3.sezonu iyi çıkıyor. Fringe’in 3-15 (59) bölümü 1985 yılında geçiyordu. Retro jeneriği ve zekice senaryosu ile ilginçti.

- Sakin bir yere gitme isteğimizin sebebi nedir, neden hep karaya çıkmayı arzularız. Evlilik, suyun üzerinde kalmaya çalışmaktan yorulduğumuzun mu göstergesi. Kumrular hariç.

- 29 Kasım 2009 Pazar günü hastalığına moral olsun diye annemi de alıp düştüm yollara. İlk durağımız Gaziantep’in öve öve bitirilemeyen Sanko Park adlı yeni alışveriş merkeziydi. Şehir için bir gelişme sayılsa da gerek mimari hataları gerek çeşit azlığı nedeniyle kendimizi hemen dışarı atmak istedik. Aynı gün vardığımız Şanlıurfa’da dünyanın en güzel ev yapımı lahmacununu yiyip birkaç akraba ziyareti yaptık. Ertesi sabah Türkiye’nin daha önce gitmediğimiz kadar doğusuna gitmeye başladık. Bir zamanlar Teksas kabul edilen Siverek ilçesinde berbat bir çay içip öğle olmadan Diyarbakır’a vardık. Yol yapım çalışmaları, yüksek binalar ve alışveriş merkezleri ile hiç de beklediğimiz dokuya sahip değildi. Urfa’dan tekrar batıya hareket etmiş gibiydik. Arkadaşımız bizi Kahvaltıcı Edip adlı bir mekâna götürdü. Başımızı nereye çevirsek kahvaltıcı başlıklı mekânlar vardı zaten. Başka hiçbir şehirde rastlamadığım bu konsept içerisinde birbirinden lezzetli yiyecekler barındırıyordu. Yoğurt üzerine dökülmüş nar sosu, meyve salatası, kavurmalı yumurta, petekli bal vs. Hepsi de çok taze ve lezzetliydi. Diyarbakır’da gittiğimiz her lokantada kare peçeteyi önümüze servis olarak açtılar. Amerikan servis yerine Diyarbakır servis diye isim koyduk buna. Balıkçılarbaşı, Mardin kapı, Urfa kapı isimli şehrin eski yerleşim yerlerini gezdik. Ertesi sabah sadece bir saat uzaklıktaki Mardin’e gittik. Boyut değiştirmiş gibiydik. Tarihi evler, konaklar, daracık merdivenli sokaklar, eski çarşılar ve durmayan yağmurla sabun kokuları arasında güzel bir gün yaşadık. Annemi Kahramanmaraş’a yolladıktan sonra benim için gerçek Diyarbakır başladı. İki yıldır görmediğimiz arkadaşlarım ve hocalarımla hasret giderdim...

 - “Sibek kovar istiyorum” demişti biri.

 - “Falling apart konusu” hakkında ne zaman yazacağım? “Hayatın anlamı, hayatımın anlamı, hayatın benim için anlamı” da iyi konu.

- “Düğün rezaletleri”ni yazamamamın sebebi yakın-düğün bolluğu.

26 Şubat 2012 Pazar

SONRAKİ GÜN (24.02.2012)


Sabah, yeryüzündeki şimdilik en tiksindiğim yere gidip telefonumu kapattım. Türk medyasının asla beynime sokmayacağım propaganda yayınlarından birini elime aldım. Nemrut’un Adıyaman ve Malatya arasında nasıl gerginliğe sebep olduğuyla ilgili başarısız yazıyı okudum. Isparta’nın Adıyaman’da, Malatyalının kollarımda oluşunu düşünüp durdum. On dakika sonra, farklı işlerin ucundan tutarak aynı sistemden kan emdiğim bir arkadaşın Adıyaman’a tayini çıktığını öğrenip vedalaştım. Mobil iletişim cihazımla bağlantı kurup kimlerin aradığına göz attım. Isparta’nın yaklaşık bir yıldır belki de ilk kez kendiliğinden arayışını gördüm. Döndüm. Uzun zamandır beklediğim için dilemekten vazgeçtiğim bir davet aldım. Adıyaman'a. Kapattım. Olmam gereken odaya yürüdüm. Isparta’yı son görüşümde yanımda olan insanı beni beklerken gördüm. Tesadüf olamaz dedim, ilgilendim. Bunların hepsi sonraki gün oldu. Bir gün önce yaşananların sonrasındaki günün erken sabahında.

27 Aralık 2011 Salı

2011 YILSONU İSTATİSTİKLERİ: GEZİLER

2011 yılında önceki seneye göre biraz daha evde oturdum.

Türkiye’nin 13 farklı ilini toplamda 70’ten fazla kez ziyaret ettim. Bu iller Adana, Ankara, Bolu, İstanbul, Konya, Kahramanmaraş, Gaziantep, Mersin, Diyarbakır, Mardin, Batman, Adıyaman ve Osmaniye idi.

Ayrıca bu şehirlerin merkezleri dışında Abant, Kadınhanı, Kolukısa, Mezitli, Midyat, Hasankeyf, Kâhta ve Kadirli gibi ilçe ve kasabalarda bulundum.

2010 İstatistikleri

2009 İstatistikleri

23 Nisan 2011 Cumartesi

ADIYAMAN


Turist gözüyle. İlk bakışta.

- Adıyaman’a ulaşan bütün yollar kötü. Nereden gelirseniz gelin kötü.

- Gündüz 1 TL karşılığında her yer otopark. Caddeler kalabalık. Trafik akşam saatinde korkunç. Ama saat 19’u geçtiğinde sokakta kimse kalmıyor.

- Trafik ışıkları çok sık. Süreleri ise fazla uzun.

- Karşıdan karşıya geçen yayalar kesinlikle araçlara bakmıyor. Genci de yaşlısı da. Köylüsü de kentlisi de. Kedi ve köpekler de böyle. Kaç tanesine son anda çarpmadım bilmiyorum.

- Yollar otostopçu ve bisikletli kaynıyor. Bisikletliler kendilerine kamyon edası vermiş. Uzayda kapladıkları alan hesaplanamıyor.

- Turiste alışık değiller. Sorduğumuz hiçbir yeri bilemediler.

- Birine nereyi gezebiliriz diye sorduk. “Gezecek çok yer var” dedi. “Neresi mesela” dedik. Elini uzatıp “Şurası” dedi.

- Gül Cafe isimli bir yere gittik. Kahvaltı sorduk. Tost ve hamburger önerdi. Tost istedik. Yarım saatte geldi. Yarım somuna üç gram kaşar koyup 18 parçaya dilimlemişler. Yanında da tabağa sıkılmış ketçap ve peçeteye sarılmış çatal geldi. Tadını hiç sormayın.

- Görülmesi gereken yerlerden biri olarak tanıtılan “Oturakçı Pazarı” 100 metrelik tek bir ara sokak. Anladığım kadarıyla şark köşeleri için minder kilim satılıyor. Toplasan 10 dükkân yok.

- İnternette araştırdığımız tüm yöresel değerler için “o şimdi olmaz” cevabını aldık. Peki, ne zaman olur? Cevap yok.

- Cendere köprüsü kendi haline bırakılmış. Böyle bir değer için içler acısı durumda.


- Nemrut uzak. Çok uzak. Şehir merkezinde 55 km. yazıyor. 35 km. gittikten sonra 45 km. yazıyor. Ama ne yol. Arabayla dağa tırmanırken aynı zamanda tek teker üzerinde ölüm dansı yapıyorsunuz. Keçi yolu bile değil. Çok keçi telef olmuştur o yolda. Git git bitmiyor. Çık çık bitmiyor. 4x4 araç bile zorlandı. Resmen ölümle dans. Yön tabelası da yok. Yolda birini bulacaksın da sana “şu taraftan” diyecek. Çevre bakımsız. Rehber yok. Araç yolu bitince 20 dakika dağa tırmanış başlıyor. Ama değer.

- Yöresel yemek sorduğumuz insanlar dönercileri işaret etti.

- “Kervansaray Restaurant” şehir merkezinde yemek yenecek tek yer. Menüden ne istesek “o şimdi olmaz” dediler. Uzun ısrarlardan sonra 30 dakika beklersek “Hıtap” yapmayı kabul ettiler. 10 dakikada geldi. Çok da güzeldi. Parça etli, bol yeşillikli bir kapalı pide. Tatlı istedik. “Ne isterseniz yandaki pastaneden alıp gelelim” dediler. Çayları mükemmeldi. Utanmadan dört bardak içtim. Aldıkları yeri öğrenip kendime de aldım.

- Herkes çok zayıf. Çoğu da uzun boylu. Yemeğe düşkün olmadıklarından mı diye düşündüm.

- Şillik tatlısını nerede yeriz sorusuna “o Urfa’da meşhur” dediler. Biber dedik, “Bize de Kahramanmaraş’tan geliyor” dediler. Besni üzümünü de mevsimi olmadığını söyleyip geçiştirdiler. Turist nereye para bırakacak?

- Tesadüf eseri bir peksimet fırınına rastladık. Bildiğimiz peksimetle alakası yok. Tuzlu ve şekerli tipleri var. İkisi de çok lezzetli.

2 Ocak 2011 Pazar

2010 YILSONU İSTATİSTİKLERİ: GEZİLER

2010 yılı ülke içinde en çok gezdiğim yıl oldu. Türkiye’nin 19 farklı ilini toplamda 70’ten fazla kez ziyaret ettim. Bu iller Konya, Ankara, Aksaray, Mersin, Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Samsun, Isparta, Antalya, Afyon, İstanbul, Bolu, Mardin, Şırnak, Şanlıurfa, Bursa, Düzce ve Eskişehir idi. Ayrıca bu şehirlerin merkezleri dışında Ilgın, Kolukısa, Mezitli, Eğirdir, Midyat, Cizre, İkizce, Kızıltepe, Viranşehir, Birecik, Abant, Mudurnu, Gölcük, Akçakoca, Beypazarı gibi ilçe ve kasabalarında da bulundum.

geçen yılın yazısı: http://serkancellik.blogspot.com/2009/12/yilsonu-istatistikleri-geziler.html

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...