tom hanks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tom hanks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2011 Cuma

DEXTER – 6.SEZON


Dexter'ın altıncı sezonu Harrison'ın ana sınıfına başlaması ya da polis karakterlerin terfii gibi zamanın geçtiğini belirtir değişikliklerin yani sıra yeni karakterlerin tanıtımı ve oyalayıcı ufak cinayetlerle başlıyor. Bildiğimiz evlere, karakola, cinayet mahallerine dönmeden önce ana kahramana sahada futbol oynatarak ya da lisedeki sınıfında ayaküstü seks yaptırarak mekân zenginliği yaratmaya çalışılıyor.

Altıncı sezonun teması din. Dexter’ın oğlunu Katolik bir eğitim kurumuna vermesiyle başlayan Tanrı üzerine düşünme durumu inanç, yaşlılık ve ölüm gibi başlıklar etrafında toplanıyor. Dakikada üç kez “Tanrı” kelimesinin geçtiği sezonda bildiğimiz dizi evreninin her köşesine başarıyla yerleştirilmiş simgelere rastlıyoruz.

“Doomsday Killer(DDK) - Kıyamet Günü Katili(KGK)” davasının şekillenmesiyle beraber karşımıza iki kötü adam konuyor. Biri Tom Hanks’in 34 yaşındaki oğlu Colin Hanks’in canlandırdığı Travis Marshall, diğeri Oscar adayı Edward James Olmos’ın oynadığı Profesör James Gellar. Yeni sezonda iç sesi hepten azalan Dexter’ın girdiği inanç sorgulaması yolunda katalizör görevi gören ise eski mahkûm yeni dindar The Good Shepard-Brother Sam oluyor. Ünlü Hip-hop şarkıcısı Mos Def’in katkısına rağmen ağır aksak ilerleyen altıncı sezon yeterince güçlü olmadığı için 7.bölümde The Ice Truck Killer-Buz Kamyonlu Katil ve The Trinity Killer-Üçlemeci hortluyor. Dexter’ın peşini bırakmayan babası Harry sağduyuyu yansıtırken, uzun zamandır görmediğimiz kadar duygusuz olmasını sağlayan ölü erkek kardeşe bu bölüm için minnet borçlanıyoruz.

Dokuzuncu bölümün sonuna dek homurdanmamızı durduramayan dizi burada ilk şoku yaşatıyor. Her ne kadar bayatlayan bir numarayla suni heyecan pompalanmış olsa da renksiz sezona hareket geliyor.

Rita’nın ölümü, Astor ve Cody’nin diziden çıkmaları derken Jennifer Carpenter’ın oynadığı Debra'nın ekran süresi artıyor ve ikinci başrol oluyor. Dexter'in sadece bir kez seviştiği altıncı sezonda katiller de heyecanlandırmaktan uzak kalınca on birinci bölümde psikiyatristin yaptığı açılım kurtarıcı oluyor. Bu ölü sezonun ardından diziyi izlemeye devam etmek için umut veren yegâne gelişme bu.

Sonuç olarak Dexter altıncı sezonda dibe vuruyor. Baştan savma uygulanan formül bu kez tepkime vermiyor. Dizideki roman okuyor lezzeti geçen sezon kaybolmuştu. Bu sefer de 2012-Maya takvimi-dünyanın sonu gibi popüler konulara temas etse de dizinin entrikası cılız seyrediyor. “Bir yıl nasıl bekleyeceğim” dedirtmeden bitiyor.

8 Temmuz 2011 Cuma

2011 TEMMUZ TÜRKİYE VİZYON FİLMLERİ – 2.HAFTA

Haftanın filmlerini Filmlerim.com için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.

("Blue Valentine/Aşk ve Küller" son anda eklendiği için editörüm Nilay Dirim'e ait.)


LARRY CROWNE - tom hanks 08.07
NEDS - peter mullan 08.07
THE RESIDENT - antti jokinen 08.07
CHATROOM - hideo nakata 08.07
BLUE VALENTINE - derek cianfrance 08.07

6 Mayıs 2011 Cuma

THE PACIFIC (2010) – Birinci Bölüm: Guadalcanal/Leckie


Milli tarihlerinden filme alınmadık tek saniye kalmaması için çabalayan Amerika’nın en güçlü sinemacılarından Steven Spielberg ve Tom Hanks’in yapımcılığında, ülkenin en önemli kanalı HBO için çekilen ve II.Dünya Savaşının Pasifik cephesini anlatan 10 bölümlük mini dizi “The Pacific” dünya çapında birçok ülkeye pazarlandı.

Gerçek savaş görüntüleri üzerine dönemi anlatan Tom Hanks’in sesiyle başlayan ilk bölüm, bir süre sonra inandırıcılığı artırmak adına kameraya bakan yüzlerin röportajlarına yer veriyor. İlerleyen bölümlerde de başvurulacak bu tercihin ardından sinema filmi edasıyla hazırlanmış fakat fazlasıyla uzun tutulmuş, HBO dizileri arasında bugüne dek şahit olduğumuz en kötü jeneriği izliyoruz. Hans Zimmer katkılı müzik de iç karartıcı.

Askerlerin savaşa gitmek üzere donanmaya yazılmaları ve Amerikan ailesini yücelten bir noel yemeği sahnesini takiben Pasifik adasına doğru yola çıkıyoruz. “Saving Private Ryan/Er Ryan’ı Kurtarmak” ve benzerleri ile büyütülmüş neslimize nanik yapan karaya çıkış sahnesinin ardından bolca ormanda yürüyüş izliyor ve bir gece baskını ile ilk bölümü noktalıyoruz.

Çatışma sahnelerinin heyecandan uzak olduğunu ve ele geçirilen Japon askerine yapılan eziyetin “Schindler’s List/Schindler’in Listesi”nde tüfekle pencereden Yahudi avlama sahnesinin etkisini yaratmak istese de beceremediğini belirtmeliyiz.
Fazlasıyla duygulara oynayan ancak etkisiz hamleleri var dizinin. Bir başka ölü Japon askerinin çantasında bulunan aile fotoğrafına kameranın uzun uzun dalıp gitmesi, onlar da insan demesi oldukça rahatsızlık veriyor örneğin.

Kısaca “The Pacific” savaş filmi diye ağaca çıkanlar hariç kimseye tavsiye edebileceğim bir başlangıca sahip değil.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...