şanlıurfa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şanlıurfa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2013 Pazartesi

29. YAŞIMI NE YAPTIM (Üçüncü ve Son Bölüm)





Yeni yılın ilk kararı, Arzu’yu dinlediğim günleri saymamaktı. Nasıl olsa her gün dinliyordum. Kiremit rengi çantam geldi. Bir kandırıkçı işten atıldı. Yenileri hayatıma girmeyi denedi, şarap eşliğinde kavurma yendi. Spor, Migros, filmler, 550 hasta, uyku, holter, efor, 1-2 ventriküler ekstrasistol, Fringe’in son sezonu, İstanbul, Fil’m Hafızası’ndan arkadaş edinmece derken günler geçti. Astoria, Anthill, Rixos Bomonty gibi yerlerde ev aradım. Sevilenin mezuniyet sınavı için otobüsle Ankara’ya gittim, büyük ihtimalle sonraki on yıl gitmem. Hele ki Teppanyaki Alaturka deneyiminden sonra.




İskenderun’da düğün, Arsuz, Maraş’ta düğün, Laurence Anyways, diş implantı sorunsalı, Hitchcock DVD’leri, Grey’s Anatomy seksleri, Antep’te nişan, iddia, hastanenin bana veda gecesi düzenlemesi ve ardından yaşananlar, Ninja Yazar olarak ilk yazımın “Dupa Dealuri” olmasının verdiği sevinç, iş görüşmeleri, Megapark’ta son nöbet, !F İstanbul Festivali, Beyrutlu, Benim Çocuğum, Kült ile Oscar Night, Fatih Özgüven ile öğle yemeği, Uzunoluk ile anlaşma, istifa dilekçesi, borç dağıtmaca, kartvizit tasarımı, yan apartmandaki gizemli PDR uzmanı, fabrika gezmeleri, saadet zinciri, şarap sofrası, Slow Food akımı, Murat Boz’un kankası ile dumur, İstanbul Film Festivali açılış gecesi, herkesin hesabı bana ödetmesi, şehir dışına kahvaltılara gitmeler (samimiyet fazlası), Mezitli, Yorum İstanbul, IKEA talanı, ev alış ve ev alışverişi, Türk ustaları ile kavgalarım, üzerime 52 tapu olduğunu öğrenişim, İstanbul-Maraş-İstanbul-araş-İstanbul-raş, birilerinin doğum günü için çabalamaca, tüm zamanların en büyük anneler günü hediyesi, Grey’s Anatomy sezon finali, çok iyi niyetli bir yazar ile arkadaşlık başlangıcı, KVC uzmanlığı adayı gerzekle arabada eski çamlar altında, Bodrum Holiday Resort & Spa, tek başına şişe Bailey’s, iki günde üç kişi, İstanbul’daki evimde tek başıma iki hafta(mükemmeldi) ve -aş… Bir yaş daha böyle harcandı, bitti. Kaldı 70 yılım bu dünyada.



Şöyle bir bakınca; bir yıl çok kısa gibi. Yaptıklarıma bakınca, epey vaktim olmuş gibi. Çok yavaş ilerlemişim ama ilerlemişim sanki. Kalp kırıklarımdan kurtulmuşum, Ters Ninja’da yazar olmuşum(47 yazım çıktı bile), Antrakt Sinema Gazetesi’nde yazar olmuşum(8 yazım çıktı bile), basın gösterimlerine davetiye almaya başlamışım, şirketlerin tanıtım yazdırmak için DVD gönderdiği yazar yapmışım kendimi. Ülkenin en mega kentinde hiç de küçümsenmeyecek bir ev sahibi olmuşum, hiç kimsenin hayır diyemeyeceği kadar parayı ideallerim için elimin tersiyle itebilmişim hatta birinin sevgilisi olabileceğimi anlamışım. Uzun süre ya da kısa. Ama platonik türünün dışına çıkıp normale yaklaşmaya başlamışım. Aynı kişiyle üçten fazla kez yatağa girmeyi becermişim. Üstelik beş yıl öncesinden, hatta on yıl öncesinden daha iyi görünüyorum. Hücrelerim daha yaşlı belki, saçım dökük ve beyaz kaplı ama her zamankinden daha fit, daha sağlıklı ve daha estetiğim. Hepsini 29. yaşımda başardım. Bütün dünya bir araya gelip istediklerimi yapmama engel olmaya çalışsa da, ben galip çıktım.

Mutsuzluktan da ölmüyorum üstelik. Mutlu değilim belki ama mutsuzluktan ölmüyorum. Daha serin yaklaşıyorum acılara, eksiklere, ihtiraslara. Bugünün kıymetini biliyorum.

15 Aralık 2012 Cumartesi

2012 YILSONU İSTATİSTİKLERİ: GEZİLER



Bu yıl Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 19 il, ilçe, kaza ve bölgeyi 84 kez ziyaret ettim.
Gittiğim iller; Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, İstanbul, Mersin, Şanlıurfa, İzmir, Ankara ve Adıyaman iken kazalar ile bölgeler Lefkoşa, İskele, Boğaz ve Girne idi. İlçe olarak da Silifke, Susanoğlu, Mezitli, Harran, Çeşme ve Gerger’i ziyaret ettim. Çeşitlilik açısından geçen yıldan az fakat ziyaret sayısı ve evden uzakta kalma anlamında fazlaydı.



3 Mayıs 2012 Perşembe

OT

“İlk olarak Mısır Firavunu Tutankhamun M.Ö. 1346 yılında öldüğünde mezarının çiçekten taçlarla kaplandığı saptanmış. Kuzey Avrupa’da ise en eski M.Ö. 2000’li yıllarda mezarlara çiçek konduğu belirlenmiş. O zamanlar bu çiçeklerin amacı iyi ruhları çekmek, kötü ruhları kovmakmış. Sonradan asıl amaç cesetler çürürken çıkan kokuyu gizlemek olmuş.”

Yukarıdaki bilgiye internet denen çöplükte rastladım. Belki doğru, belki yanlış. İslam dini için anlamını bilmiyorum. Biraz araştırdım, kesin cevaplar bulamadım.

Fotoğrafta gördüğünüz bir mezar taşı. Üzerine belki güzel görünsün, iyi ruhları çeksin, çürüyen cesedin kokusunu gizlesin diye; belki de sadece herkes yapıyor diye bitki ekilmiş. Toprak izin verdikçe bitki köklerini salmış. Derine inmiş. Gün gelmiş, mezar taşının sınırları yetmemiş. İçinde bir insan yatan dört köşe taş o bitkiye kucak açmış, ev olmuş ama bitki sonunda taşı delmiş. Taşmış. Verilenle doymamış.

Asla ama asla bir insanı sizi sevebileceğinden daha fazla sevmeyin. Bir kez daha söylüyorum: Asla! Mutluluğun formülü bu. Sanmıyorum ki yüzyıllar önce ya da varsa paralel evrenlerde durum farklı olsun. Günümüz insanının sorunu değil bu. Zamansız. İnsanoğlu çiğ süt emmiş. Doğru. Yanınıza yaklaştırırsınız, içinize işlemek ister. Mutlu olmak için kalbinizi verirsiniz, o delip etrafta gezer. “Klişeler çoğunlukla doğrudur” yazıyordu bir yerde. Biz kimiz ki aşkın klişelerini yıkabilecek ruhlar bulduğumuzu düşünüyoruz. Mutlu olmak istiyorsanız, bir insanı sizi sevebileceğinden fazla sevmeyin. Ok yaydan çıktıysa bile durun. Debelendikçe batacağınız garanti. Ayağa kalkın. Geri adımlar atın. Bu dünyada birini sevmek ve karşılığında sevilmek için bulunduğunuzu düşünseniz bile alevinizi kısın.

THERE WAS A BOY
A VERY STRANGE ENCHANTED BOY
THEY SAY HE WANDERED VERY FAR, VERY FAR
OVER LAND AND SEA
A LITTLE SHY AND SAD OF EYE
BUT VERY WISE WAS HE
AND THEN ONE DAY
ONE MAGIC DAY HE PASSED MY WAY
WHILE WE SPOKE OF MANY THINGS
FOOLS AND KINGS
THIS HE SAID TO ME:
THE GREATEST THING YOU’LL EVER LEARN IS JUST TO LOVE
AND BE LOVED IN RETURN
written by Eden Ahbez

26 Nisan 2012 Perşembe

KOMUTANIM GÖRÜŞÜNÜZ (YARIM KALAN PROJELER)

- İçimde bir merak. Ne yapıyor diye. Ufak bir huzur. Var diye. Geçmeyen bir özlem. Doyamamaktan.

- Bütün bu çabalar yeniden yalnız bırakılmak için. Tam ayaklarımı yere sağlam bastığım anda. Yalnızlıkla başa çıkmanın zorluğunu sindirdiğim sırada yine birine terk etmesi için fırsat vermek kimin eşekliği.

- Şimdiki yalnızların belki de vaktinde çok kalbi kırılmıştı. Yalnızlık belki yalnızca bir tercih.

- Yeni açtığım kalem nasıl diye kâğıdın köşesini karalarken, adını yazdığımı fark ettim.

- “Maraş’a geldiğimden beri üç kişiyle tanıştım. Biri sensin, diğer ikisi de seninle yatmış.” Belki de bu cümle fazla geldi. Belki ben çok hesap sordum, çokça alaya vurdum. “6mart” olayı böyle bitti.

- Bütün dizilerin 3.sezonu iyi çıkıyor. Fringe’in 3-15 (59) bölümü 1985 yılında geçiyordu. Retro jeneriği ve zekice senaryosu ile ilginçti.

- Sakin bir yere gitme isteğimizin sebebi nedir, neden hep karaya çıkmayı arzularız. Evlilik, suyun üzerinde kalmaya çalışmaktan yorulduğumuzun mu göstergesi. Kumrular hariç.

- 29 Kasım 2009 Pazar günü hastalığına moral olsun diye annemi de alıp düştüm yollara. İlk durağımız Gaziantep’in öve öve bitirilemeyen Sanko Park adlı yeni alışveriş merkeziydi. Şehir için bir gelişme sayılsa da gerek mimari hataları gerek çeşit azlığı nedeniyle kendimizi hemen dışarı atmak istedik. Aynı gün vardığımız Şanlıurfa’da dünyanın en güzel ev yapımı lahmacununu yiyip birkaç akraba ziyareti yaptık. Ertesi sabah Türkiye’nin daha önce gitmediğimiz kadar doğusuna gitmeye başladık. Bir zamanlar Teksas kabul edilen Siverek ilçesinde berbat bir çay içip öğle olmadan Diyarbakır’a vardık. Yol yapım çalışmaları, yüksek binalar ve alışveriş merkezleri ile hiç de beklediğimiz dokuya sahip değildi. Urfa’dan tekrar batıya hareket etmiş gibiydik. Arkadaşımız bizi Kahvaltıcı Edip adlı bir mekâna götürdü. Başımızı nereye çevirsek kahvaltıcı başlıklı mekânlar vardı zaten. Başka hiçbir şehirde rastlamadığım bu konsept içerisinde birbirinden lezzetli yiyecekler barındırıyordu. Yoğurt üzerine dökülmüş nar sosu, meyve salatası, kavurmalı yumurta, petekli bal vs. Hepsi de çok taze ve lezzetliydi. Diyarbakır’da gittiğimiz her lokantada kare peçeteyi önümüze servis olarak açtılar. Amerikan servis yerine Diyarbakır servis diye isim koyduk buna. Balıkçılarbaşı, Mardin kapı, Urfa kapı isimli şehrin eski yerleşim yerlerini gezdik. Ertesi sabah sadece bir saat uzaklıktaki Mardin’e gittik. Boyut değiştirmiş gibiydik. Tarihi evler, konaklar, daracık merdivenli sokaklar, eski çarşılar ve durmayan yağmurla sabun kokuları arasında güzel bir gün yaşadık. Annemi Kahramanmaraş’a yolladıktan sonra benim için gerçek Diyarbakır başladı. İki yıldır görmediğimiz arkadaşlarım ve hocalarımla hasret giderdim...

 - “Sibek kovar istiyorum” demişti biri.

 - “Falling apart konusu” hakkında ne zaman yazacağım? “Hayatın anlamı, hayatımın anlamı, hayatın benim için anlamı” da iyi konu.

- “Düğün rezaletleri”ni yazamamamın sebebi yakın-düğün bolluğu.

24 Nisan 2012 Salı

Bir SATC yazısı: DUYGUSAL DOYUM YETERLİ Mİ?

Bu sabah yine ilişkilerden konuşurken “ben dayanamazdım” diyen bir arkadaşa cevabım “o kadar da içimden gelmiyor” oldu. Yani, elbette çekiciydi ama riske girmeye değmezdi. Üstelik sonucun iyi olacağını da düşünmüyordum.

Duygusal maceramdan bahsediyorduk. Açlığımı doyurma şeklimden. İlişki yürütürken illa ki cinsellik isteyen bir başka arkadaşım heyecanın tavan yaptığı bir anda hamle yapmamı önerdi. “Bakış bakış nereye kadar” dedi. Oysa ben bakışmanın değerini biliyor, dokunmayı pek önemsemiyordum. Üstelik cinselliği uyum içerisinde götürdüğüm, hatta ilişkimi sadece yatak odasıyla sınırladığım biri hâlihazırda bulunuyordu. Birlikte sosyalleşmiyor, özel hayatlarımıza burun sokmuyor, sadece bedenen özlem çekiyorduk. Şartlar her müsait olduğunda birbirimizin üzerine atlıyor, tatmin olur olmaz gelecek sefer için sözleşip uzaklaşıyorduk.

Her şeyi aynı kişiden almak zaruri mi?

Birine deli gibi âşıkken (ama sevişemiyorken) cinsel ihtiyaçlar için başkasını bulundurmak alçaklık mı?

Duygusal ilişki yürüttüğünüz kişi seks partnerinizden haberdar, seks partneriniz gönül bağınızdan bihaberse bir de! Olur mu?

Biz düşündük. Sevdiğimiz kişiyle yatamıyorsak yatmak için başkasıyla görüşmenin kabul edilebilir olduğuna karar verdik. Bir koşulla. Sevdiğimizden cinsel beklenti içine girmenin duygusal huzuru engelleyeceğine eminsek. Zaten insanlar birer durak değil mi şu hayatta…

Bugünlük kendi kendimize serptiğimiz suyla ferahladık. Yarın ne hissederiz, belli olmaz.

24 Şubat 2011 Perşembe

İÇ. KAHRAMANMARAŞ – GÜN

(Telefon çalar)
-Efendim?
-Serkan, annemin telefonu niye kapalı?
-Biz seni arayacaktık. Şimdi biraz işimiz…
-Dur şimdi!
-Bir şey mi oldu?
-Bir şey oldu.
-Ne oldu?
-xxxxx amcam ölmüş.
-Ben şimdi Arzu’yu dinliyorum. Annem de dünkü “Unutma Beni”’yi izliyor. Bitince ararız.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...