ben affleck etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben affleck etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2013 Cuma

RUNNER RUNNER (2013) by BRAD FURMAN **



Justin Timberlake'in oyunculuğa, başrollere iyiden iyiye alıştığının göstergesi, bu hafta vizyona giren Büyük Kumar (Runner Runner). Müzisyenin rol aldığı filmler arasında en fazla diyalog içereni ve bu sebeple en zor olanı. Timberlake orijinal sayılamasa da basit kabul edilemeyecek karakterinin altından kalkmayı bilmiş ve kadroda yıldız kumaşı olan kimse olmamasının avantajını yaşamış.

"Runner Runner/Büyük Kumar" filminin eleştirisini Ters Ninja için yazdım. Yazının tamamını Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (27 Eylül 2013) başlığı altında okuyabilirsiniz.


Büyük Kumar (Runner Runner)
Yönetmen: Brad Furman
Senaryo: Brian Koppelman, David Levien
Oyuncular: Justin Timberlake, Ben Affleck, Gemma Arterton
Yapım: 2013 / ABD / 91 dk.

2 Ocak 2011 Pazar

THE TOWN (2010) by BEN AFFLECK ***


Oyunculuk kariyeri sürekli düşüşte seyreden Ben Affleck, hiçbir yapımda rol almadığı 2006-2009 döneminde yönettiği ilk film olan Gone Baby Gone(2007) ile gündeme geldi. Dennis Lehane’nin romanından Aaron Stockard ile birlikte uyarlayıp kardeşi Casey Affleck’i başrole koyduğu bu ilk uzun metrajı beklenmedik bir ilgi gördü ve Affleck’in ölçülü yönetmenliği başarılı bulundu. Amy Ryan’ı Oscar adayı yapan film, birçok törende Ben Affleck’in “umut vadeden yönetmen-ilk filmini çeken yönetmen” benzeri ödüller almasını sağladı. Bu projenin ardından oyunculuğa yeniden ısınsa da başarıya ulaşamayan aktör tam da ödül sezonunda Hırsızlar Şehri ile karşımıza çıktı.

The Town kısaca üç soygun sahnesi içeren romantik bir suç filmi. Ben Afleck’in o mahalleleri çok iyi bildiği için konuyu bu kadar iyi yansıttığı basın bültenleriyle dağıtılan –ilgi çeksin- bilgiler arasında.



İlk soygun sahnesi; hemen açılışta olması, kullanılan maskeler ve zekice hamleler ile birçok başyapıtın yanı sıra yakın dönemden The Dark Knight(2008)’i hatırlatıyor, üstelik onun altında ezilmiyor. Sürenin ortasına denk gelen ikinci soygunda işler ilkine göre kötü gidiyor ve doğrudan “son bir soygun yapalım” demese de lafı oraya getiren final soygunu filmin en yüksek anlarını sağlıyor. Ancak filmin güzel aksiyon sahneleri çekmek için yapılmadığını, çoğu türdeşinin aksine bu sahnelerin dramatik yapıyı desteklemek ve izleyiciyi salona çekmek için dolgu malzemesi olarak kullanıldığını söylemeliyiz. Yani ortada nefes kesen hareketli sahneler dışında meziyeti olmayan ve seyircisine iki aksiyon arasında süreyi doldurmak adına dolanan şuursuz karakterler sunan bir film yok. Aksine klişelere düşmemek için oldukça uğraşan bir senaryo ve iyi olmak için çırpınan oyuncular var. Blake Lively’nin abartılan performansından çok şey beklemez ve Ben Affleck’in kendini putlaştırmaya çalıştığı bazı anları saymazsak, seviyenin vasatın üzerinde olduğunu söyleyebiliriz.



Kısıtlı kullandığı aksiyonu olabildiğince sertleştiren yönetmen, ortalamanın biraz üzerinde bir toplama ulaşsa da sonuçta eli yüzü düzgün bir suç filmi yapmış olmanın ötesine geçemiyor.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...