the walking dead etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
the walking dead etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Aralık 2014 Perşembe
The Walking Dead: Beş Yıldır Ekranda Yürüyen Ölüler
The Walking Dead 30 Kasım 2014’de beşinci sezonunun sekizinci bölümünü yayınlayıp kış tatiline girdi. Yaklaşık üç ay sonra sekiz bölüm daha izleyecek ve sonra altıncı sezonu beklemeye başlayacağız. Peki, ne oldu beşinci sezonda?
Ters Ninja için yazdım. Okumak için tıklayın.
1 Ocak 2013 Salı
2012 ÖZET
2011’in son günleri,
her sene olduğu gibi “Dexter” izleyerek geçti. 30 ve 31 Aralık tarihlerinde
acil serviste nöbetçiydim. Yeni yıla tüm zamanların en kötü halleriyle girdim.
Yerel bir kadın satıcısı hiçbir şeyi olmayan karısına serum taktırmadığım için
beni ölümle tehdit etti. Sonra önemli şeyleri kaybetmeme neden olabilecek
yasadışı şeyler yaptım. 1 Ocak akşamını evde “The Walking Dead” izleyip,
yaşadığım taşra kentine yeni açılan Domino’s Pizza’dan getirttiklerimi yiyerek
geçirdim. Ertesi gün yine nöbet, iki gün sonra yine nöbet derken tek gördüğüm
mümessiller ve hemşireler olmaya başladı. Hatta hastanede görüştüğümüz
yetmiyormuş gibi bazılarının evine yemeğe falan da gittim. 35 gün ara verdiğim
spora döndüm. Eski bir manitayla yaramazlık yaptım. 16 Ocak’ta yeni bir telefon
aldım ve yeni bir rüya görmeye başladım. Rüyanın telefonla hiçbir ilgisi yoktu
tabi. 22 Ocak’ta Şanlıurfa’ya gitmek isterken otobanda yoğun kar nedeniyle
mahsur kaldım. “Yalan Dünya” ve “Alcatraz” yayınlanmaya başladı. Birine âşık
olur gibi oldum, onun dışındaki iki kişiyi aynı anda fuck buddy olarak görmeye
devam ettim. Blogda 500. yazımı yayınladım. Borç diye büyük paralar verdim. Çok
fazla film izledim. Kahve falına sardım. Her akşam dışarı çıkmaya başladım.
Kamuya açık alanlarda ayıp şeyler yaptım. Bir günde on kişiyle falan görüştüm.
Tiyatroya gittim. Nikâh şahidi oldum. Düğün salonu araştırdım. Abiye uzmanı
oldum. Dört yıldır konuşmadığım, hayatımın aşkının sesini duydum. Arkadaşımın
kanserini duydum. Sabaha kadar Oscar izledim. Arabada çay içtim. Kendi kendime
şarap içip dans ettim. Dışarı çıkıp birileriyle şarap içip sohbet ettim. Biraz
daha âşık olur gibi oldum. Senaryo danışmanı oldum. Annemin kaburgasına zarar
verdim. Birilerine bir şeyler hediye ettim. Çok para harcadım. Kitap okudum.
Hesap makinası oldum. Kızların asıldığı biri oldum. Baraj kenarında bira içtim.
“The Simpsons” tüm sezonlarından tek eksik bölümümü izledim. Defalarca
İstanbul’a gittim. Lüks harcamalar yaptım. Hayatımın ilk aşk tatilini yaşadım.
Çok düşünceli oldum. Çok sarıldım. Çok mutlu oldum. One Night Stand’lere devam
ettim. Şehir dışı arkadaşlar tarafından ziyaret edildim. Kıskançlıktan
çıldırdım. Sıra gecesi gördüm. İlk defa arabamı ödünç verdim. Yeniden bir hasta
yakını tarafından ölümle tehdit edildim. Birini mahkemeye verdim. Birinin
dizinde yattım. Biri tarafından korunduğumu hissettim. Uzağa itildim. Seks
yaptım. Biraz daha âşık olur gibi oldum. Göremedim. Özledim. Uçtum. Tek başıma
tatil yaptım. Yalan söyledim. Olmadığım biri gibi davrandım. Solaryuma girdim.
Pizza yedim. Kahve içtim. Özlem Tekin’i canlı dinledim. En pahalı çantamı
aldım, sökülünce geri verdim. Çok duygusal sürprizlere maruz kaldım. Yalanlar
yakaladım. Gözden düştüm. Aşağılandım. Isparta için yol teptim, kucağına yatıp
altyazısız “Moulin Rouge!” izledim. Hafiye kesildim. Kıskançlıktan delirdim.
Sapık gibi takip ettim. Almodovar izledim. Hayatımın en büyük hatalarından
birini yaptım. İçtim. Ağladım. Ağladım. Ağladım. Öfkelendim. Tatile gittim.
Ağladım. Denize girdim. Ağladım. Güneşlendim. Ağladım. İçtim. Kaydım. Ağladım.
Dedikodu yaptım. Ağladım. Eve doğalgaz bağlattım. Ağladım. Kaza geçirdim.
İnsanlara zarar verdim. Öfkelendim. Sertleştim. Enerjimi yitirdim. Suçladım.
Saatlerce telefonda kaldım. Yeni insanlarla tanıştım. Kötüledim. Ters Ninja’da
ilk yazım yayınlandı. Öteki Sinema’da ilk yazım yayınlandı. “Bizim Büyük
Çaresizliğimiz”i okudum. “The Hunger Games”i okudum. Birilerine yardım ettim.
60 gün sonra 20 dakika konuştum. Aracıma LPG taktırdım. En sevdiğim kişilerden
ikisi birbiriyle evlendi. En berbat doğum günümü geçirdim. Yeni birilerine
bakındım, yerini dolduramadım. Yazı yazdım. Kandırılmaya çalışıldım. İstanbul’u
tavaf ettim. Altın Koza’ya gittim. Yeşim Tabak’ı oteline bıraktım. Diş Hekimi
manita yaptım. Hastanede bir kez daha kimseyi öldürmedim. Yeni birini sevmeyi
denedim. Basın gösterimlerine katıldım. Film dağıtımcılarının mail listelerine
girdim. Filmekimi’ne gittim. Cafissimo aldım. Mahkemeye çıktım. Herkese çok
kötü davrandım. Biraz daha borç verdim. Eski manitamın yeni manitasıyla
tanıştım. Kitap okudum. Arabayı kirlettim. Yeni işimle ilgili planlar yaptım.
11 ay ara verdiğim spora yeniden başladım. Dört gün evden çıkmadım. Sahtekâr
şirketlere savaş açtım. İzmir Kısa Film Festivali’ne katıldım. Dayımı, yengemi
ve kuzenimi gördüm. Kuzenimin sekiz yaşındaki kızını ilk kez gördüm. İşimden
istifa ettim. Annem gözümün önünde boğulur gibi oldu. Dizi izledim, film
izledim. Orta yerde küfürler ettim. Daha mutsuz, daha sinirli bir insan oldum.
2012’den nefret ettim. Bir çantam daha söküldü. Şirket kurma planları yapmaya
başladım. Hayrına bir iş yaptım. Beyaz tene bakakaldım. Basın gösterimlerinin gediklisi oldum.
Zihnim yavaşladı.
Hücrelerim yaşlandı. Bir yıl daha sona erdi.
Everything. Everyone.
Everywhere. Ends.
Her şey. Herkes. Her
yer. Biter.
Etiketler:
2012,
alcatraz,
aşk,
dedikodu,
dexter,
FLASHland,
istanbul,
istatistik,
lacoste,
megapark,
mehmet serkan çellik,
seks,
the walking dead,
yalan dünya
22 Aralık 2012 Cumartesi
2012 DİZİ İSTATİSTİKLERİ
2012 yılında 27 farklı
diziden 502 bölüm izledim. Bu, son 4 yılın en yüksek rakamı.
İzlediğim diziler: Hung,
Glee, The Simpsons, Spartacus, Desperate Housewives, True Blood, Hell on Wheels,
Terra Nova, Fringe, Star Wars: The Clone Wars, House, Mad Men, Sherlock,
Revolution, Breaking Bad, Game of Thrones, The Walking Dead, Grey’s Anatomy,
Coma, Çıplak Gerçek, Alcatraz, Muck, Yalan Dünya, Person of Interest, Dexter,
American Horror Story ve Boardwalk Empire.
Bunların arasından
herkese tavsiye edebileceklerim: Spartacus, Breaking Bad, Game of Thrones, The
Walking Dead, Grey’s Anatomy, Dexter ve American Horror Story.
2011 Dizi İstatistikleri
2010 Dizi İstatistikleri
2011 Dizi İstatistikleri
2010 Dizi İstatistikleri
26 Mart 2012 Pazartesi
THE WALKING DEAD – 2.SEZON (2011-2012)
Frank Darabont tarafından Robert Kirkman, Tony Moore ve Charlie Adlard imzalı çizgi romandan geliştirilen AMC dizisi “The Walking Dead” altı bölümlük ilk sezonuyla 2010 tarihli diziler arasında en başarılısı sayılarak yoluna devam etme şansı elde etmişti. 13 bölümlük ikinci sezon ne yazık ki ilki kadar güçlü gelmedi. Zombi tasarımları ve aksiyon sahneleri yer yer ilk sezonun üzerine de çıksa, çatışmaların zayıflığı ve diyalog yazımındaki yetersizlik televizyon karşısında sıkıntılı anlar yaşanmasına neden oldu.
Bir diğer AMC dizisi “Breaking Bad” çok az konuşmasına ve durağanlığına rağmen her saniyesini ilgiyle izletirken “The Walking Dead” aksiyon yaratmadığı sahnelerde genelde sınıfta kalıyor. Frank Darabont'un yarattığı diziyi zaten zombi aksiyonu olarak gördüğümüzden değil; karakterlerini önemsediğimiz, altta yatan fikri sevdiğimiz ve enfes diyalogları duymaya devam etmek istediğimiz için göklere çıkarmıştık. Yoksa ortada “28 Weeks Later/28 Hafta Sonra"nın üzerinde bir zombi aksiyonu yoktu.
İkinci sezon ilk bölümlerde cepten yiyerek düşüşü hissettirmediyse de kahramanlarımızın çiftliğe yerleşmesiyle tempo dibe vurdu. Aralarındaki incir çekirdeğini doldurmayacak tartışmalar ve ahlak kuralları üzerine ahkâm kesenler-maço erkekler çatışması bunaltıcı hale geldi. Tüm kadınlar ihtiyaç içinde, tüm erkekler kahraman gibi sunuldu. Cinsiyetçi söylem rahatsız edici boyutlara ulaştı. Hal böyle olunca da zombi görünce gözlerimiz açılmaya başladı ve son dört bölüm tamamen saldırı beklentisiyle geçti.
Senaryo grubunun finalde cesur kararlar alarak yaptığı bir iki hamle takdir edilesi olsa da son karede görünen hapishane benzeri yapı üçüncü sezon konusunda umut kırıyor. Çiftlikte geçen vasat bir sezonun ardından bu kez de karakterler korunaklı diye kendilerini eski bir cezaevine tıkarlarsa yeni sezonu bitirmek uyku durumumuza tabii kalabilir.
Dizinin ilk sezonu ile ilgili yazdığım yazıya ulaşmak için tıklayın.
18 Mart 2012 Pazar
HELL ON WHEELS
Efsane olmak için yola çıkan AMC dizisi “Hell on Wheels” işe sıkıntının tarihini yeniden yazarak başlıyor. Prodüksiyon kalitesi ve tavrıyla HBO dizilerini anımsatan bir büyük prodüksiyon var karşımızda. İlk sezon yalnız on bölüm ve oldukça özenilmiş.
Sıfırdan yarattığı karakter kalabalığına tanışmamız için uzun uzadıya şans veren yazar kadrosu ilk beş bölümü katlanılması güç bir işkence gibi tasarlamış. Karşınızda çok güzel görünen, detaycı ve umut vaat eden bir iş olduğunu biliyor ancak tahammül güçlüğü çekiyorsunuz. En az bir diğer AMC dizisi olan “The Walking Dead”inki kadar harekete geçirici jeneriği ve her bölümün en bunaltıcı kısmına özenle yerleştirilen şarkılar da olmasa elinizin kumandaya gitmesi olası. Neyse ki sabredenler için beşinci bölümün bitişiyle mükâfat anları başlıyor. “Hell on Wheels” sessiz sakin attığı temellerin üzerine kalan beş bölümünde unutulmaz olması için çok çabalanmış sahneler kuruyor. Baştan beri akılda kalıcı cümleler yazmaya çalışan senaryo grubu bu konuda hala bir yere varamasa da yönetmenler deneme yanılma yoluyla bulunduğu çok belli, müthiş açılar yakalıyor.
“Hell on Wheels” kendi efsanesini yaratmak için çıktığı yolda amacına ulaşamasa da birbirine öykünen FOX dizilerinden sıyrılmayı ve akılda kalıcı-takip ettirici olmayı başarıyor.
Becerikli görüntü yönetimi, sanat yönetimi, kostüm tasarımı, müzik kullanımı ve çerçeveler sayesinde “efsane” olamayacak da olsa yeni bir “iyi dizi”miz var. Saatlerce gerilen ok yayından hızla çıktı. İkinci sezon yolda.
"The Walking Dead" eleştirisi için tıklayın.
30 Aralık 2011 Cuma
2011 DİZİ İSTATİSTİKLERİ
2011 yılında 14 farklı diziden 182 bölüm izledim. Bu, son 7 yılın en düşük rakamı. Üstelik en düşük yıldan %40 daha az.
İzlediğim diziler: Glee, The Simpsons, Spartacus, Desperate Housewives, True Blood, Mildred Pierce, Fringe, Dexter, House, Star Wars: The Clone Wars, Breaking Bad, Game of Thrones, The Walking Dead, Grey’s Anatomy.
2010 İstatistikleri
İzlediğim diziler: Glee, The Simpsons, Spartacus, Desperate Housewives, True Blood, Mildred Pierce, Fringe, Dexter, House, Star Wars: The Clone Wars, Breaking Bad, Game of Thrones, The Walking Dead, Grey’s Anatomy.
2010 İstatistikleri
9 Mart 2011 Çarşamba
THE WALKING DEAD – 1.SEZON (2010)

Frank Darabont ilk sinema filmi Shawshank Redemption - Esaretin Bedeli(1994) ile kimselere nasip olmayan bir başarıya ulaşmıştı. 7 dalda Oscar adayı olan film ödül alamasa da dünyanın en büyük sinema sitesi IMDb’nin kullanıcı oylarıyla oluşturulan “En İyi 250” listesinde en uzun süre 1 numarada kalmayı başaran film oldu.
İkinci uzun metrajı The Green Mile - Yeşil Yol(1999) ile benzer bir başarıya yaklaştıysa da bu film son 15 yılın en iyi filmlerini izlediğimiz 1999 yılında gösterime girdiğinden, önceki filmine nazaran sesini daha az duyurabildi.
Takip eden iki filmi The Majestic(2001) ve The Mist(2007) ise yönetmenin hayranlarını üzmüştü.
Üç yıldır kamera arkasına geçmeyen Darabont; her detayıyla ilgilendiği iddialı bir televizyon dizisi ile döndü. Söz konusu diziye iddialı dememizin sebebi, artık haklarında her şeyi bildiğimiz ve her türlü halleri defalarca sinemada karşımıza çıkmış zombilerle ilgili bir proje olması.
Yaşayan ölülerle ilgili yeni bir şey yapmaya çalışmak, söylenmemiş söz bulmak ve projenin ölü doğmasını engellemek için ciddi bir çaba sarf edilmesi gereği herkesin malumudur. En ince detaylarına kadar inilmiş, bütün kodları ameliyat edilmiş bu türe Frank Darabont’un nasıl yaklaştığı merak uyandırıcı en önemli unsur.

Mad Men ve Breaking Bad dizileriyle son dönemde yükselişe geçen “AMC” kanalında gösterilen The Walking Dead; Robert Kirkman, Tony Moore ve Charlie Adlard’ın aynı adlı grafik romanından uyarlandı. İlk iki bölümün senaryosu Frank Darabont imzası taşıyor. Senarist-yönetmenin her şeyini ortaya koyduğu, muhteşem repliklerle dolu incelikli bir başlangıç yapıyor böylece dizi.
Darabont’un Hollywood sistemi içinde ne kadar özel bir yeri olduğunu ve yeteneklerini yeniden hatırlatan bu iki bölümün ardından ortak yazarla çalıştığı üçüncü bölümde seviye düşüyor, dördüncü ve beşinci bölümü emanet ettiği senaristler ne yazık ki büyük kan kaybına neden oluyor ve finale yaptığı katkılar sayesinde dizi kötü hatırlanmaktan bir nebze olsun kurtuluyor.

Darabont’un bizzat yazdığı kısımlarla ilgili tek problemi ilk bölüme afili bir açılış yapma isteğiyle zamanda ileri geri gidiş yöntemine başvurmuş olması. Heyecanı artırma işlevi görse de yanlış tercih olduğunu düşündüğüm bu hamle dışında neredeyse kusursuz bir metne imza atmış. Keşke ekibin geri kalanı da onun kadar yetenekli olsaydı, belki de Lost’tan bu yana True Blood ile birlikte izlediğimiz en iyi yeni dizi olacaktı The Walking Dead.
Oyuncu kadrosunda ilk göze çarpan isim Prison Break’in çok sevdiğimiz Sara’sı Sarah Wayne Callies olsa da aktrisin ne kadar kötü bir oyuncu olduğunu, Sara karakteri dışında seyirciye vereceği hiçbir mimiği ya da jesti olmadığını üzülerek anlıyoruz. Başroldeki Andrew Lincoln elinden geleni yapsa da dizinin asıl yıldızı Jon Bernthal. 33 yaşındaki aktör göründüğü her sahnede parlıyor.

31 Ekim 2010’da dünya prömiyerini yapan altı bölümlük ilk sezonuna zombi külliyatı ile post-apokaliptik filmleri harmanlayarak başlayan, Lost’a benzer bir atmosferde devam edip 2001: A Space Odyssey(1968) dahil birçok filme gönderme yaparak nokta koyan dizinin devamının ne zaman geleceği henüz belli değil ancak o zamana kadar çeşitli kanallardan daha fazla kişinin keşfedip ikinci sezonda reytingleri artıracağına kesin gözüyle bakılıyor.
Dizinin ikinci sezonu ile ilgili yazdığım yazıya ulaşmak için tıklayın.
Etiketler:
amc,
breaking bad,
dizi,
eleştiri,
FLASHland,
frank darabont,
IMDb,
lost,
mehmet serkan çellik,
prison break,
stanley kubrick,
the walking dead,
true blood
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Sen!
İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun. Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...
-
İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun. Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...
-
Zevk sahibi insanlar için üretildiği hiçbir zaman iddia edilemeyecek “Spartacus: Kan ve Kum” isimli dizi Amerikan paralı Starz kanalının or...





