cem yılmaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cem yılmaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2015 Çarşamba

Ev Sineması: Sinyal, Kutu Cüceleri: Yaratıklar Aramızda, Dönüş, Pek Yakında


Sürpriz sonlu stilize bilim kurgu Sinyal, Laica firmasının son harikası Kutu Cüceleri, kısa filmlerden oluşan Dönüş ve Cem Yılmaz’ın en iyisi Pek Yakında raflardaki yerini aldı. Ters Ninja okuyucuları için izledik.

Okumak için tıklayın.

3 Aralık 2010 Cuma

AV MEVSİMİ (2010) by YAVUZ TURGUL ***



Gönül Yarası(2005) filminden iki yıl sonra Ömer Vargı’nın ellerine teslim ettiği Kabadayı(2007) senaryosu ile bekleyişimizi uzatan Türk sinemasının en usta yönetmenlerinden Yavuz Turgul’un yeni filmi Av Mevsimi; Türk polisiyesi nasıl olur sorusunu cevaplamaya çalışıyor.

Kısa süre önce sinemalarda dönmeye başlayan müzik ve görüntü yönetimi mucizesi heyecan verici teaserı ile merak uyandıran Av Mevsimi; söz konusu sahne ile açılış yaparken yine beklentiyi yükseltiyor. Tekinsizce ormanda gezinen kameranın ulaştığı kesik el; bizi cinayet masasının “Avcı” lakaplı eski kurt polisi Ferman (Şener Şen), oğlu gibi sevdiği sadık yardımcısı “Deli” İdris (Cem Yılmaz) ve kadro boşluğu nedeniyle yanlarına almak zorunda kaldıkları tez öğrencisi Hasan (Okan Yalabık) ile tanıştırıyor. Rakı sofrasında çenelerin açıldığını iyi bilen senarist Turgul, her daim başarılı olduğu matematik senaryolarına yeni bir denklem ekliyor. Son ana dek öğrenmemize lüzum görülmeyen bir hastalıktan mustarip eşiyle yalnız yaşayan çocuksuz aile reisi-hislerine güvenilir ekip amiri Ferman’ı, Laz kültürünün büyük bir temsilcisi ve babası gibi gördüğü Ferman uğruna her şeyi yapabilecek ancak öfke kontrolü bozuk olduğundan deli diye yaftalanmış İdris’i ve kesik ele değdikten sonra elinde kalan kokuyla kafayı bozmuş, iyi aile çocuğu çömez Hasan’ı işte bu rakı sofrasında hızlıca tanıyoruz.



Üçlünün, “Avcı” tavsiyesiyle ağır ağır araştırmaya başladıkları cinayet bizi bildik mekânlara götürüyor. Ölen kızın sevdiği bağımlı adam elbette ilk kuşkulu ve onu bulma çabası filmin yegâne hareketli anına ev sahipliği yapıyor. Soruşturma sırasında girdikleri evle ilgili gösterdiği ilk ayrıntı Lady Gaga posteri olan Yavuz Turgul, tek sahneyle de olsa eşcinsellere selam çakıyor.

Araştırma bir yandan sakince sürerken, Türk polisi gibi konuşan kahramanlarımızın ana hikâyeyle hiçbir bağlantısı olmayan hayatlarını izlemeye devam ediyoruz. Teşkilattan emekli olan birine yapılan veda gecesi, uzaktan izlenen eski eşin yanına yaklaşan adamın dövülmesi, normal bir hayata özenen yeni polisin iki dünya arasında kalışı gibi iyi yazılmış ayrıntılar karakterleri daha çok sevmemizi ve önemsememizi sağlasa da; bir polisiyenin olmazsa olmazı gizem bu filmde kendine yer bulamıyor.

Ecnebi örneklerinde sıkça rastladığımız aksiyon, gerilim ve akıl oyunları bilinçli ya da değil, dışarıda tutulurken; o filmlerin ıskaladıkları için topa tutuldukları karakter derinleştirme durumu Av Mevsimi’nin üzerindeki ölü toprağı oluyor.



Senaryo yazmayı düşünenlerin öğrendikleri ilk derslerden biri olan “karakteri yarat, sonra nereye gittiğini izle” taktiğinin en güzel örneklerinden biri Cem Yılmaz için yazılmış İdris karakteri. Tam bir Karadeniz erkeği. Ailesi, yaşantısı, öfkesi ve duruşuyla, arada kaçırdığı Lazca sözcüklerle Yavuz Turgul son yıllarda sadece komedi malzemesi olarak kullanılan Lazları çok doğru değerlendiriyor. Fetiş oyuncusu Şener Şen üzerine kurduğu filmlerin aksine başlayan ve biten bir öyküsü olan, en sağlam yazılmış kişiliği bu kez Cem Yılmaz’a giydiriyor. Peki, ünlü komedyen bu yükün altından kalkabiliyor mu? Film arasında gösterilen telefon şirketi reklamında canlandırmaya çalıştığı birden fazla karaktere bakmak bu sorunun cevabını bize vermesi açısından önemli. Cem Yılmaz her yerde görünüyor. Canlandıracağı karakter üzerinde pek fazla düşünmüyor. Mimiklerine güveniyor ancak sınırlı yüz ifadesi nedeniyle birkaç dakika içinde tekrara yeniliyor. Haşin polisi oynamaya çalıştığı için sert bakıyor başlarda, evet, ama ilk konuştuğu anda sesi stand-up gösterilerini hatırlatıyor. Gülmesi gereken ilk sahnede, sahnedeki gülüşü gibi, kendisi gibi gülüyor.

Yurt dışındaki örneklerden de gördüğümüz üzere her büyük komedyen oyunculuğunu ispat amacıyla ciddi bir rol bekler. Cem Yılmaz ona bahşedilen bu fırsatın altından kalkamıyor.

Yıllar önce Gönül Yarası’nın bir köy okulu sınıfında Şener Şen’in ayaklarını takip eden açılışı; ustanın sesinin ardından yüzünün gelişiyle bu büyük aktörün yeni filmini izlemek üzere olduğumuzu müjdeliyor, heyecan yaratıyordu. Av Mevsimi de benzer şekilde Şener Şen’in bir sınıfa, bu kez polis adaylarına anlattığı dersle başlıyor. Fakat karizması, ona verilen ışık ve ihtimam önceki örneğin oldukça altında kalıyor. Zaten bütün film Şen’in ortalıkta sakince gezdiği, zorlamadığı, yorulmadığı performansıyla sürüyor.

Filmin oyunculuk açısından en büyük başarısı ise oldukça klişe yazılmış karakterine değer katan Okan Yalabık. Oyuncu, ustalarla çalışma fırsatını bulmuşken elinden geleni yapıp ismini bir üst sınıfa yazdırmayı başarıyor. Göründüğü her sahnenin altından başarıyla kalkıyor.

Çetin Tekindor’un Adanalı iş adamı portresi ise oyuncunun her zamanki performanslarından biri olarak hatırlanacak gibi duruyor.



Av Mevsimi yer yer doğru kullanılmasa da muhteşem müziklere sahip. Uğur İçbak birinci sınıf bir atmosfere imza atmış. Beklentileri düşük tutarsak Cem Yılmaz dışında aksayan oyuncu yok. Diyaloglar beklendiği gibi çok iyi. Ağır kamera estetik hareketlerle sürekli geziniyor. Kalite üst düzey ancak büyük bir eksiklik var. Yavuz Turgul polisiyenin ruhunu yansıtamıyor. Yakın zamanda izlediğimiz iki Avrupalı örnek El Secreto De Sus Ojos(2009) ve Män Som Hatar Kvınnor(2009) gibi sakin ama heyecanlı filmlerin aksine tek cümleyle özetlenmek gerekirse sıkıcı olmaktan kurtulamıyor.

13 Ekim 2009 Salı

A.R.O.G. (2008) by ALİ TANER BALTACI-CEM YILMAZ –


Ne söylesem, ne kadar saldırsam, aşağılasam boş. Anlamı yok. Değmez. İki buçuk saat boyunca bakıp durdum. Anlamlandıramadım. Harcanan parayı, oyuncuların ne yaptığını, Cem Yılmaz’ın ne yazdığını. Alain Chabat’ın RRRrrr!!! (2004) diye bir filmi yok muydu? Bu onun Türk yeniden çevrimi miydi? Taş devri esprilerine kim gülerdi, bulamadım.
Türkiye şartları için çok büyük para harcanmış, set çok rahatmış kime ne? İki kişi ve sıfır bütçeyle Antichrist (2009) gibi bir film yapılabilirken siz dünyanın en pahalı filmini yapsanız ne yazar. Hollywood zaten yüzlerce milyon dolarlık anlamsız filmler yapmıyor mu? Stand-up şovunda söylediği gibi bunların hepsinin zaten yapılmışı yok mu?
Cem Yılmaz dışında bütün oyuncu kadrosu neden dökülüyor? Neden hiç kimse kendi ekran personalarının önüne geçemiyor? Yalnızca Cem Yılmaz mı oyuncu, yoksa Cem Yılmaz karakterler değil de Ozan Güven’ler, Özkan Uğur’lar mı yazıyor?
Saatler süren bir komedi filmi olmasına rağmen toplasan on tane komiklik neden yok? Olanları da neden “zekice” dedirtiyor ama güldürmüyor? Düşündüm ve oyuncuların-karakterlerin iticiliğine bağladım. Yoksa Arif’in taksiyi durdurup içinden sopa almasına, kalecinin yerine dublör kullanıldığı çok belli olduğunda “ne yani adam kendi mi zıplasaydı” demesine neden gülmeyeyim?
Film tıkandığı anda kendisinin Türklere ait bir iş olduğunu hatırlayıp son yirmi dakikasını bir futbol maçına ayırıyor, kesin tutar. Peki, adını yönetmen diye yazdıran iki adam birleşip tek bir heyecanlı kare bile neden çekemiyor? Settekiler gerçekten maç yapsa daha heyecanlı olmayacağını iddia eden var mı aranızda?
chiponline.com Yılmaz’ın yeni filmi Yahşi Batı’dan bahsederken “bir Cem Yılmaz klasiği daha” yazmış. Pardon ama “daha” derken, ne anlamda yani? Hangisi klasikti, klasik ne demekti, bu adam büyücü de mi bu kadar başarısız olmasına rağmen insanlar göremiyor? Sahne şovunu hatırlayıp karnınızda gülmekten yerleşen ağrıyla sinema salonuna ulaştığınızda hala evde izlediğiniz görüntülere mi gülüyorsunuz, esprilerin ayrı ayrı olduğunu, önceki komik diye ikinciye de gülünmesi gerektiğini mi sanıyorsunuz?
Neredeyse hiçbir şey söylemeden sorular sormak istiyorum çünkü kafam basmıyor. Bütün birikimimi yan odada bırakmıştım A.R.O.G’u izlerken, gülmek için, ondan galiba. Gidip alayım da aptallıktan başıma bir iş gelmesin bari.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...