damon lindelof etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
damon lindelof etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Haziran 2013 Cumartesi

STAR TREK INTO DARKNESS (2013) by J.J. ABRAMS **




Bilinmeze doğru Star Trek ne yazık ki yerden yere vurulan Titanların Öfkesi (Wrath of the Titans) ya da Zor Ölüm: Ölmek İçin Güzel Bir Gün’den (A Good Day to Die Hard) daha iyi bir film değil. J.J. Abrams’ın bir an önce kendisine verilen kredinin sonsuza dek geçerliliği olmadığını fark etmesi ve işçilikten fazlasını yapabilmesi gerekiyor. Star Wars Episode VII’yi Michael Arndt’ın yazdığını bilmek bir nebze su serpse de içimize, her fırsatta (dakikada en az üç kez) mavi ışık yansımalarının gözümüzün içine girmeye devam edeceğini bilmek, şimdiden tüyler ürpertiyor.

"Star Trek Into Darkness/Bilinmeze Doğru Star Trek" filminin eleştirisini Ters Ninja için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.

11 Haziran 2012 Pazartesi

PROMETHEUS (2012) by RIDLEY SCOTT **

“Prometheus”un fazlasıyla ciddiye alınma ihtiyacı ortada: “Alien” prequeli olma iddiası, gizemli tanıtım kampanyası ve dopdolu bir öykünün ufacık kısmını gösteriyor gibi yapışı. Devam filmlerine kapı açmak için her şeyiyle başı sonu olan bir öykü anlatmamayı tercih edebilirsiniz ancak devamı için heyecanlandırmak istiyorsanız biraz zekâ göstermelisiniz.

“Prometheus” defalarca gördüğümüz ‘bir grup insanın uzun süren yolculuk sonrası ulaştıkları gezegende başlarına gelenler’ kalıbını kullanıyor. Bu şablonu seçen filmler uzun yolculuğa dayanabilmiş-bundan etkilenmiş olanları göstererek başlar. Böylece hangi karakterin kırılgan, hangisinin sert olduğu anlatılır. Mürettebat kendini yemeğe verirken ikili diyaloglarda bir daha haklarında hiçbir şey öğrenemeyeceğimiz yan karakterler kendilerini gösterme şansı bulur. Güvenli gemi terk edilerek gezegene inilir. İşin dalgasında olanlarla ciddiye alanlar arasında gerginlik yaşanır. Uyuklayan seyirci için ilk heyecan gruptan birinin elbisesinin başlığını çıkarma anına denk gelir. Perdedeki herkes karakterin boğulacağını düşünürken, izleyici bunun gezegende nefes alınabildiğini gösteren ve böylece başlıkların çıkacağı sahne olduğunu bilir. Tüm film cam bir fanusun içinde duracaklarsa, isim yapmış oyunculara para vermenin manası olur muydu! Sonra ufak heyecanlar yaşanır, sürüden ayrılanı kurt kapar, akşam herkes seks yapar ve ikinci gün ölümler başlar.

“Promeheus” ümit vadeden açılış sekansının ardından ezbere bildiğinizden karşısında gözlerinizi açık tutmakta zorlanacağınız yukarıdaki şablonu uyguluyor. Daha önce sadece Moskova’da geçen ikinci sınıf bilim kurgu aksiyonu “The Darkest Hour/Karanlık Saat”i kaleme almış Jon Spaihts ve efsane dizi “Lost”un belkemiği yazarlarından Damon Lindelof’un senaryosu hiç etkileyici değil. Suçu Spaihts’ten çok Lindelof’a atmak geliyor içimden. Belli ki altı yıl peşinden sürüklediği “Lost” izleyicisini finalde eli boş bırakmış olmakla sorunu yok. “Prometheus”da da aynı planı uyguluyor. Belki de bu bir plan değil, elinden fazlası gelmiyor. Sorular soruyor, hiçbir yere bağlanmayan anlık gizemler yaratıyor, günü kurtarıyor. İzleyici merak etsin, araştırsın istiyor. Ne yazık ki ne kadar araştırırsak araştıralım simge ve göndermelerle dolu bu öykülerin Lindelof’un zihninden başka dayanağı olmadığından, sonuca ulaşmamız mümkün değil. Mühendis ilk sahnede kendini parçalayarak ne yaptı, David Charlie’ye yapışkan madde verirken ne düşündü, Mühendisler neden yarattıkları insanları yok etmek istiyor ve bunun yolu neden başka yaratıklar meydana getirmek, aynı DNA dizilimine sahip olmamız bizi onların yarattığının nasıl kanıtı olabilir, yaratan ancak kendinin suretini mi yaratabilir… Sorular uzar gider. İflah olmaz bir hayransanız çekilmiş Alien filmlerini tekrar tekrar izleyerek kendinize zayıf bağlantılar ve kısmi tatminler bulabilirsiniz. Ya da kısa yoldan, bunu sizin için yapmış sinema yazarlarının yazdıklarını okuyabilirsiniz. Elinize bir şey geçmeyecek. “Prometheus” büyük bir zekâ ürünü değil. Başyapıt değil. Alien serisinden yola çıkarak hazırlanan yeni bir mitolojinin ilk ayağı değil. Klişelerle, zaaflarla dolu, mış gibi yapan bir kandırmaca. On beş yıl bekleyip beş devam filmi de izleseniz elinizde kalacak şey “Lost”un finali gibi olacak.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...