27 Aralık 2011 Salı
2011 YILINDA EN ÇOK…
Dalga geçtiğim: Aptallar
Müptelası olduğum: Alışveriş
Elde patlayan teknoloji: iPhone 4S
Bezdiğim: Özel sektör
Sıkılarak izlediğim: House
Arabada günlerce dinlediğim: Ümit Sayın
Mutlu olduğum yer: Beşevler Starbucks
Daraldığım yer: Megapark
Beni üzen: Askerliğin bitmesi, Kahramanmaraş’a yerleşmek
Beni gururlandıran: Filmlerim.com’da yayınlanan yazılarım
Köşe yazılarını beğendiğim: Hiç kimse
Özlediğim dizi: Sex and the City ve Nip/Tuck
Ayrılırken üzüldüğüm: Hiçbir yer
Severken soğuduğum: Sinema salonları
İmrendiğim: Hiç kimse
Büyülendiğim manzara: Nemrut
Gitmek istediğim ve gidemediğim: Sevdiğim arkadaşlarımın düğünleri
Her gün yediğim gıda: Uno Çok Tahıllı ve Nutella
En çok içtiğim: Tchibo kahveleri ve Starbucks Chai Tea Latte
Ruhumu sakinleştiren: Metroda Nazan Öncel dinlemek
Hiç özlemediğim: İlişkimi kopardığım iki lise arkadaşım
Aldığım en büyük karar: Kahramanmaraş’a yerleşmek
En büyük pişmanlığım: Az sayıda film izlemek
2010 İstatistikleri
2009 İstatistikleri
Etiketler:
2011,
adıyaman,
ankara,
FLASHland,
istatistik,
kahramanmaraş,
megapark,
mehmet serkan çellik,
paralel evren,
starbucks,
tchibo,
teknoloji,
ümit sayın
2011 YILSONU İSTATİSTİKLERİ: GEZİLER
2011 yılında önceki seneye göre biraz daha evde oturdum.
Türkiye’nin 13 farklı ilini toplamda 70’ten fazla kez ziyaret ettim. Bu iller Adana, Ankara, Bolu, İstanbul, Konya, Kahramanmaraş, Gaziantep, Mersin, Diyarbakır, Mardin, Batman, Adıyaman ve Osmaniye idi.
Ayrıca bu şehirlerin merkezleri dışında Abant, Kadınhanı, Kolukısa, Mezitli, Midyat, Hasankeyf, Kâhta ve Kadirli gibi ilçe ve kasabalarda bulundum.
2010 İstatistikleri
2009 İstatistikleri
Türkiye’nin 13 farklı ilini toplamda 70’ten fazla kez ziyaret ettim. Bu iller Adana, Ankara, Bolu, İstanbul, Konya, Kahramanmaraş, Gaziantep, Mersin, Diyarbakır, Mardin, Batman, Adıyaman ve Osmaniye idi.
Ayrıca bu şehirlerin merkezleri dışında Abant, Kadınhanı, Kolukısa, Mezitli, Midyat, Hasankeyf, Kâhta ve Kadirli gibi ilçe ve kasabalarda bulundum.
2010 İstatistikleri
2009 İstatistikleri
Etiketler:
adıyaman,
ankara,
bolu,
diyarbakır,
FLASHland,
gaziantep,
gezi,
istanbul,
istatistik,
kahramanmaraş,
mardin,
mehmet serkan çellik,
mersin,
osmaniye
26 Aralık 2011 Pazartesi
MISSION: IMPOSSIBLE - GHOST PROTOCOL (2011) by BRAD BIRD **
Pixar Animasyon Stüdyosu'nun iki Oscar'lı dâhisi Brad Bird daha önce Brian De Palma, John Woo ve J.J. Abrams'ın yönetmenlik yaptığı serinin yeni filminin başındaki isim. "The Incredibles/İnanılmaz Aile" ve "Ratatouille/Ratatuy" ile kendini ispat eden Bird'ün gerçek oyuncularla çektiği ilk kurmaca filmin reji açısından problemsiz olduğunu söylemek mümkün olsa da türün izlediğimiz birinci sınıf örnekleri yanında "Ghost Protocol" eski usul kalıyor.
"Mission: Impossible - Ghost Protocol/Görevimiz Tehlike 4" filmini IMAX perdesinde deneyimleyip Filmlerim.com için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.
2011 ARALIK TÜRKİYE VİZYON FİLMLERİ – 4.HAFTA
Aralık ayının dördüncü cuması üçü yerli beş yeni yapım vizyona girdi. Yeni "Görevimiz Tehlike" filmi ve Ümit Ünal'ın "Nar"ı öne çıkanlar. Haftanın filmlerini, son anda sadece İstanbul'da tek salonda gösterime sokulan "Ünye de Fatsa Arası" hariç, Filmlerim.com için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.
MISSION: IMPOSSIBLE – GHOST PROTOCOL - brad bird 23.12
LABİRENT – tolga örnek 23.12
NAR – ümit ünal 23.12
SHARK NIGHT 3D – david r. ellis 23.12
ÜNYE DE FATSA ARASI - esra alkan 23.12
MISSION: IMPOSSIBLE – GHOST PROTOCOL - brad bird 23.12
LABİRENT – tolga örnek 23.12
NAR – ümit ünal 23.12
SHARK NIGHT 3D – david r. ellis 23.12
ÜNYE DE FATSA ARASI - esra alkan 23.12
21 Aralık 2011 Çarşamba
HUGO (2011) by MARTIN SCORSESE **
1930’ların Paris'inde, on iki yaşındaki kimsesiz çocuk Hugo Cabret, tren istasyonunun duvarları ardında yaşamaktadır. Gün boyu binanın dört bir yanındaki saatleri ayarlamayı kendine görev bilen Hugo, bir taraftan da çaldığı mekanik parçalarla babasının bıraktığı otomatonu tamire uğraşmaktadır. Yine bir gün, istasyondaki oyuncakçıdan kurmalı fare çalmaya çalışırken huysuz ihtiyar dükkan sahibi onu yakalar. Ceplerini boşaltmasını ister. Çocuğun otomatonu tamir etmek için ihtiyacı olan defteri de zorla alan adamın bu sahnedeki inadı filmin sarkmasına neden olur ve seyir keyfi kaçar.
"Hugo" Martin Scorsese'nin ilk üç boyutlu filmi. Açılış sahnesinde uçan kamerasıyla nesnelerin arasından geçerek çok uzaklardan istasyonda saklanan çocuğa ulaşıyor yönetmen. 3D teknolojisinin oyuncaklarını en baştan önümüze seriyor, afili sahnelerin yoğunluğu açılışın ardından azalarak bitiyor. Uzun süre diyalogsuz ilerleyen filmde oyuncakçı Georges'un Hugo'yu yakaladığı sahne o kadar uzuyor, çocuğun adamı evine kadar takibiyle birlikte öyle sarkıyor ki; filmden kopmamak imkânsız. İlk perde Hugo'nun sağda solda dolaşmasıyla, babasının bıraktığı otomatonu tamir çabasıyla geçiyor. İstasyondaki işlevsiz karakterlerin geçit töreniyle süre uzuyor da uzuyor. Hepsi, babasından bir mesaj vereceğini düşündüğü mekanik kuklanın çalıştığı ana dek vakit doldurmak için.
Hikâyeye göre; tek sahnede gördüğümüz, Jude Law'ın oynadığı baba otomatonu müzeden alıyor ve aniden yangında ölüyor. İçine mesaj saklayacak vakti ne zaman bulduğu muamma. Babanın mesaj saklama niyeti olmadığını, çocuğun olayı öyle görmek istediğini düşünerek buna takılmasak bile kurmalı aletin tam sayfa karakalem resim çizdiği sihirli(!) sahne akıllara zarar. Yıllardır tamir edilmeyi bekleyen alet son derece gelişmiş robot koluyla Georges Méliès filmi "Le Voyage Dans la Lune/Aya Yolculuk"un unutulmaz gözüne roket girmiş ay imajını çiziyor, altına ad-soyad tam imza atıyor. Böylece Hugo ve oyuncakçıyı George baba olarak tanıyan diğer yetim Isabelle, istasyondaki huysuz adamın sırrını öğrenmiş oluyor. O, beş yüze yakın film çekmiş, sinema tarihinin en önemli isimlerinden Georges Méliès. Filmde bunun açığa çıkması bir saatten uzun sürüyor. Demek ki ilk yarının dinamiği bu sır üzerine kurulu. Peki, öyleyse neden tüm yazılı ve görsel medya bu spoilerı yüksek sesle dile getiriyor?
Sırrın film karakterleri için de açığa çıkmasıyla zaten bilen seyirci için eğlence (halen sıkıntıdan ölmedilerse) nihayet başlıyor. Ben Kingsley'in bedeninde hayat bulan Georges Méliès'in sihirbazlıktan sinemaya uzanan yolculuğu, dönemi için icat sayılacak uygulamaları, özel efekt ve kurgu girişimleri sinema aşıklarını mutlu etmek için yeniden canlandırılıyor. Sonunda da bu başarısız omurganın sinema filmi olarak hatırlanması adına katharsis numaralarına başvuruluyor ve 2011 model Scorsese işkencesi seyirciyi ağlatarak bitiyor.
Martin Scorsese'nin yaşayan en büyük yönetmenlerden biri olduğunun bilincindeyim. Sinema tarihi boyunca başardığı işler önünde saygıyla eğilebilirim. Sinema sanatının atalarından Georges Méliès'in hayatı üzerine film çekmesi de çok hoş görünüp Akademi’yi ve bu sanata tapanları mest edebilir. Ne yazık ki ortaya çıkan sonuç, ne Scorsese adına yakışıyor ne de Méliès. “Shutter Island/Zindan Adası” için de aynı şeyleri düşünmüştüm, “The Aviator/Göklerin Hâkimi” için de. “The Departed/Köstebek” suyunun suyuydu Scorsese külliyatının, “Gangs of New York/New York Çeteleri” de. Benim için Scorsese 1999 senesinde çektiği “Bringing Out the Dead/Yaşamın Kıyısında” ile bitti. O muhteşem filmden beri hep eski performansına rahmet okutuyor.
Sanat yönetimi, yapım tasarımı, kostümleri, müziği, 3D efektleri birinci sınıf da olsa “Hugo”; baştan savma uyduruk ve dağınık senaryosu, başroldeki çocuğun yeteneksizliği ve Martin Scorsese’nin düşük performansıyla “iyi” kelimesinden çok uzaklarda.
19 Aralık 2011 Pazartesi
CARNAGE (2011) by ROMAN POLANSKI ***
Roman Polanski’nin Yasmina Reza’nın “Le Dieu du Carnage” adlı oyunundan yazarla birlikte uyarladığı "Carnage/Acımasız Tanrı" filminin eleştirisini Filmlerim.com için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.
Etiketler:
christoph waltz,
eleştiri,
filmlerim.com,
FLASHland,
golden globe,
jodie foster,
kate winslet,
mehmet serkan çellik,
oscar,
roman polanski,
sinema,
yasmina reza
Yer:
Ankara, Türkiye
16 Aralık 2011 Cuma
LE GAMIN AU VELO (2011) by JEAN-PIERRE DARDENNE – LUC DARDENNE ***-
Dardenne kardeşlerin Cannes Film Festivali'nde Jüri Büyük Ödülü kazanmış filmleri "Bisikletli Çocuk"u Filmlerim.com için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.
2011 ARALIK TÜRKİYE VİZYON FİLMLERİ – 3.HAFTA
Aralık ayının üçüncü cuması yine film enflasyonu yaşanıyor. Gösterime giren sekiz filmden öne çıkan ikisi Dardenne kardeşlerden "Bisikletli Çocuk" ve Roman Polanski'den "Acımasız Tanrı". İkisi de mutlaka izlenmeli. Filmlerim.com için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.
SHERLOCK HOLMES: A GAME OF SHADOWS – guy ritchie 16.12
ALVIN AND THE CHIPMUNKS: CHIP-WRECKED – mike mitchell 16.12
MA PART DU GATEAU – cedric klapisch 16.12
CARNAGE – roman polanski 16.12
AŞK VE DEVRİM – f. serkan acar 16.12
SÜMELA’NIN ŞİFRESİ: TEMEL – adem kılıç 16.12
MICROPHONE – AHMAD ABDALLA 16.12
LE GAMIN AU VELO – jean-pierre dardenne – luc dardenne 16.12
SHERLOCK HOLMES: A GAME OF SHADOWS – guy ritchie 16.12
ALVIN AND THE CHIPMUNKS: CHIP-WRECKED – mike mitchell 16.12
MA PART DU GATEAU – cedric klapisch 16.12
CARNAGE – roman polanski 16.12
AŞK VE DEVRİM – f. serkan acar 16.12
SÜMELA’NIN ŞİFRESİ: TEMEL – adem kılıç 16.12
MICROPHONE – AHMAD ABDALLA 16.12
LE GAMIN AU VELO – jean-pierre dardenne – luc dardenne 16.12
Etiketler:
2011,
adem kılıç,
ahmad abdala,
aralık,
ayın filmleri,
dardenne,
filmlerim.com,
FLASHland,
guy ritchie,
mehmet serkan çellik,
mike mitchell,
roman polanski,
sinema,
türk filmi,
türkiye
Yer:
Ankara, Türkiye
10 Aralık 2011 Cumartesi
ARTIK HİÇ DERDİM YOK
“İkinci hayatımın aşkı”nı yedi ve sekizinci kez gördüm.
“02 Haziran 2009 Konya. 226 gün sonra görmüştüm seni.
28 Ekim 2009 Ankara.
26 Kasım 2009 Adana.
22 Nisan 2011 Adıyaman. 512 gün sonra.”
Böyle yazmıştım son görüşmemizin ardından. 210 gün daha geçti.
18 Kasım 2011 Gaziantep.
19 Kasım 2011 Kahramanmaraş.
Bu tarihler eklendi ortak kişisel geçmişimize. Bu sefer ayılıp bayılmadım. Ardından ağlamadım. Günlerce yas tutmadım. İki eski dost buluşmuşuz gibi geldi. Şaşırdım.
Değişen bir şey yok gibiydi. Yine aylar geçmişti son görüşmemizin üzerinden. Yedi ay. Yine imkânsızlıklar içinde buluşmuştuk. Herkesten gizli. Yine farklı bir şehirde görüşmüştük. İstemeden adet edindiğimiz üzere. Sekiz görüşme, sekiz farklı kent. Ama bu kez aynı hisler yoktu. Ben, itiraf etmeliyim ki; hiçbir şey hissetmedim.
Bloga seksen iki gün boyunca kişisel yazı yazmadım. Bunu senin gelişin bile değiştirmedi. Ağlak ağıtlar döktüremedin. Sebebine baktım. Ne göreyim. Artık hiç derdim yok. Dertlerim var ama hiçbiri bana ait değil. Güncel yüklerimin her biri, başkaları menşeili.
Paramın dertleri. Mutsuz annemin dertleri. Paranın dertleri. Mutsuz ablamın dertleri. Parasının dertleri. Evlenen arkadaşlarımın dertleri. Paramızın dertleri. Ekmek kavgasındaki ilaç sektörü çalışanlarının dertleri. Paranızın dertleri. Hasta olan kaza geçiren insanların dertleri. Paralarının dertleri…
Para ne ara hepimizi ele geçirdi.
Yıllar sonra bir cinsel hayatım oldu diyordum, o da para meselesine bitti.
Artık hiç derdim yok gibi hissediyorum. Hep başkalarının dertleri var, sırtıma yükledikleri.
Fotoğraf: Kutluğ Ataman'ın bir çalışması.
6 Aralık 2011 Salı
2011 ARALIK TÜRKİYE VİZYON FİLMLERİ – 2.HAFTA
Üçü yerli yapım, altı yeni film gösterime giriyor yine bu hafta. Aralarında önerebileceğim yok. Hiç birini izlemek için vakit harcamak istemem. Yalnız "Moneyball/Kazanma Sanatı" yönetmeni için ilgiyi hak ediyor. İlla sinemaya gidilecekse tercihiniz o olmalı. Filmlerim.com için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.
MONEYBALL – bennett miller 09.12
JANE EYRE – cary fukunaga 09.12
I RYMDEN FINNS INGA KANSLOR – andreas öhman 09.12
AY BÜYÜRKEN UYUYAMAM – şerif gören 09.12
İZ(REÇ) – m.tayfur aydın 09.12
YANGIN VAR – murat saraçoğlu 09.12
MONEYBALL – bennett miller 09.12
JANE EYRE – cary fukunaga 09.12
I RYMDEN FINNS INGA KANSLOR – andreas öhman 09.12
AY BÜYÜRKEN UYUYAMAM – şerif gören 09.12
İZ(REÇ) – m.tayfur aydın 09.12
YANGIN VAR – murat saraçoğlu 09.12
3 Aralık 2011 Cumartesi
KENDİ HAYATIMA YETİŞEMİYORUM
On iki saat kala yatağa giriyorum. Bir saat kala uyanıp hazırlanıyorum. Yirmi dört saat boyunca elimde olsa suratına sıçmayacağım insanlarla muhatap oluyorum. Dinliyorum. Cevap veriyorum. Çözüm üretiyorum. Koşturuyorum. Eve dönüyorum. Bir saat boyunca temizleniyorum, besleniyorum. Yatağa giriyorum. Dinlenmeye çalışıyorum. En az on saatimi alıyor. Kırk sekiz saat geçmiş oluyor. Ayda beş kez oluyor bu. İki yüz kırk saat ediyor. Net on gün böyle gidiyor. Beş kez de başkalarının işini kolaylaştırmaya gitmem gerekiyor. Bir saat kala hazırlanıyorum. Yedi saat sürüyor. Bir saat temizleniyorum. Dokuz saat ediyor. Ayda beş kez yapıyorum. Net kırk beş saat ediyor. İki güne yakın. On iki gün böyle gidiyor.
Ayda on beş gün spor yapıyorum. Bir saat kala hazırlanıyorum. İki saat sürüyor. Bir saat temizleniyorum. Altmış saat ediyor. İki buçuk gün ediyor. On dört buçuk gün ediyor. Net.
İş öncesi-sonrası olmayan on gün, günde sekiz saat uyuyorum. Seksen saat ediyor. Ayda yirmi gün ikişer saat radyo dinliyorum. Kırk saat ediyor. Yüz yirmi saat ediyor. Beş gün ediyor. On dokuz buçuk gün ediyor.
Haftada en az iki yazı hazırlıyorum gönül verdiğim siteye. Ayda sekiz ediyor. Ortalama üç saat sürüyor. Yirmi dört saat ediyor. Bir gün ediyor. Yirmi buçuk gün ediyor.
Her hafta tiyatroya gidiyorum. Gitmemiz ve başlaması bir saat sürüyor. Oyun ortalama iki saat sürüyor. Dönüp ev haline geçmemiz yarım saat. Üç buçuk saat ediyor. Ayda on dört saat ediyor. Yarım gün. Yirmi bir gün.
Kalan dokuz günde yemek yiyor, çay içiyor, telefona bakıyor, haber okuyor, kitap okuyor, dergi okuyor, film izliyor, dizi izliyor, internete giriyor, yaşadığım evin ihtiyaçlarını karşılıyor ve her hıyarım var diyenin tuzlukla yetişmemi beklemesine defans geliştirmekle uğraşıyorum.
Ayda on beş gün spor yapıyorum. Bir saat kala hazırlanıyorum. İki saat sürüyor. Bir saat temizleniyorum. Altmış saat ediyor. İki buçuk gün ediyor. On dört buçuk gün ediyor. Net.
İş öncesi-sonrası olmayan on gün, günde sekiz saat uyuyorum. Seksen saat ediyor. Ayda yirmi gün ikişer saat radyo dinliyorum. Kırk saat ediyor. Yüz yirmi saat ediyor. Beş gün ediyor. On dokuz buçuk gün ediyor.
Haftada en az iki yazı hazırlıyorum gönül verdiğim siteye. Ayda sekiz ediyor. Ortalama üç saat sürüyor. Yirmi dört saat ediyor. Bir gün ediyor. Yirmi buçuk gün ediyor.
Her hafta tiyatroya gidiyorum. Gitmemiz ve başlaması bir saat sürüyor. Oyun ortalama iki saat sürüyor. Dönüp ev haline geçmemiz yarım saat. Üç buçuk saat ediyor. Ayda on dört saat ediyor. Yarım gün. Yirmi bir gün.
Kalan dokuz günde yemek yiyor, çay içiyor, telefona bakıyor, haber okuyor, kitap okuyor, dergi okuyor, film izliyor, dizi izliyor, internete giriyor, yaşadığım evin ihtiyaçlarını karşılıyor ve her hıyarım var diyenin tuzlukla yetişmemi beklemesine defans geliştirmekle uğraşıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Sen!
İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun. Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...
-
Zevk sahibi insanlar için üretildiği hiçbir zaman iddia edilemeyecek “Spartacus: Kan ve Kum” isimli dizi Amerikan paralı Starz kanalının or...
-
İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun. Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...







