26 Aralık 2010 Pazar

BAKİR e-TÜRKİYE



Türkiye’de hangi bekâr erkeğe sorsanız düzenli bir seks hayatından bahsediyor. Hangi bekâr kıza sorsanız da bakire olduğunu ima ediyor. Peki, bu bekâr erkekler kiminle seks yapıyor?

Yirmi yaşında bekâr bir erkek altı ya da sekiz farklı kızla birlikte olduğunu anlatıyor. Hadi bunun yarısını abartıyor diyelim yine de elimizde üç dört farklı hikâye kalıyor. Elbette Türkiye bir Avrupa ya da Amerika değil. Cinsel devrimini henüz gerçekleştirmemiş (görünen) bir ülke. O halde elimizde iki seçenek kalıyor. Ya erkekler yalan söylüyor ya da kızlar bakire numarası yapmayı her zamankinden daha iyi beceriyor.

Mesela yirmi yaşındaki bir asker arkadaşım İstanbul’da çalıştığı işyerinin yanındaki dükkânda çalışan kendi yaşlarındaki kızın iki-üç günde bir patronlar gittikten sonra kendisini ziyaret ettiğini anlatmıştı. Bir diğer asker ise Bolu gibi 140000 nüfuslu küçük bir şehirde iki haftada bir yarım gün çarşıya çıktıklarında mutlaka birini bulduklarını, üstelik üç arkadaş çıktılarsa üçünün de ayrı ayrı kızlar bulabildiklerini ve o gün yetişmezse bir sonraki çarşı izinlerinde mutlaka birlikte olduklarını anlatmıştı. Başka bir şehirde yaşadığı ve askerliği bittiği anda geriye dönmeyeceği aşikâr, işsiz güçsüz bakımsız ve “çok güzelsin” demesinin tek sebebi hormonları olan, yedirip içiremeyen, sürekli arayamayacak olan, tek amacı akşam 17.00’de birliğine teslim olmadan önce biraz kadın tenine dokunmak olan paçoz askerlere “evet” diyen kızların sayısı o kadar fazla ki. Bir de daha mantıklı adaylara evet diyenlerin sayısını düşünün. Şimdi bu sayıyı ülkemizdeki evli olmayan reşit toplam hanım sayısından çıkarın. Şimdi elinizde tuttuğunuz birkaç bakireye iyi bakın, her an soyları tükenebilir.

Bu yazdıklarımdan bekârete saygı duyan biri olduğum anlaşılmasın. Benim zerre umurumda değil. Ancak bakire diye ağaca çıkan, bunu namus meselesi haline getiren, helal süt emenlerin içinde tutması gerektiğine inanan Türk erkeklerinin kafalarına soru işareti koymak istiyorum. Sizin gördüklerinizi, arkadaşlarınızın anlattıklarını, geçen zamanı bir hesaplayın ve filmlerde gördüğümüz gibi hayatlarımız olmaya başladığını kabullenin.

Gerek dini inançları, gerek çocuksu ruh halleri nedeniyle cinsel yaşam için evlenmeyi bekleyen erkeklerimizin ve kızlarımızın da olduğunu inkâr etmiyorum. Yirmi bir yaşına gelip hala “ağzı pis olmuyor mu, nasıl öpüyorsun” diyen ya da penis dediğin anda masayı terk eden kızların ve erkeklerin ülkesi hala burası. Ancak internet bu kadar yayılmış, cinsel içeriğe ve eşe ulaşmak birkaç dakikalık işler olmuşken; Türkiye bekâretini internet sayesinde kaybededururken biraz daha gerçekçi olalım.

Mahrem sırlarımızı ve anlarımızı en yakın arkadaşlarımızın yargılayıcı bakışlarına maruz kalmamak adına hep yabancılarla paylaştığımızı itiraf edelim.

25 Aralık 2010 Cumartesi

KISA KISA

Glee 2-16(38) 13 yaşındakiler için Nip/Tuck'a hazırlık dersi gibi. Bunu da karakterlerin yaşı göz önüne alındığında Ryan Murphy'den başkası yapamazdı zaten!
-----
İ.Tatlıses olayıyla ilgili Hıncal'dan bir "su testisi" yazısı daha bekliyoruz. 14.03.2011 11.03
Mehmet Bastık bunu beğendi.
-----
Kayahan'ın 365 Gün'ü, dinledikçe kötüleşen şarkılardan. Resmen harakiri yapmış adam. 11.03.2011 04.46
Mustafa Özmen ve Cihan Demirhan bunu beğendi.
-----
artık tweetlerimi okumak için twitter hesabınız olmasına gerek yok. son 3 tweet her daim blog ana sayfasında. 09.11.2011 19.02
Recep İsmail Akın bunu beğendi.
-----
FD dinlememi durduramıyorum. İşte yine hayatım o dönemlerden birine girdi. 09.03.2011 11.26
Soyşan Büyükçıkrıkcı ve Cihan Demirhan bunu beğendi.
-----
teknop.com hesabımı işe yaramadığı için iptal ettim. 05.03.2011 09.52
-----
National Geographic'e göre dünyanın en ortalama insanı sağ elini daha çok kullanıyor, yılda 18 bin TL'den az kazanıyor, cep telefonu var, banka hesabı yok, erkek ve 28 yaşında. "Ben farklıyım" diyenlere duyurulur. 04.03.2011 21.54
Nurullah Doster: sağ elimi kullanıyorum ama bi parmağım eksik ,allaha şükür yılda 18 binden epiyi fazla kazanıyorum ,evet benimde cebim var , türkiyede banka hesabı olmayan evsiz bile yok , erkek ve 31 yaşındayım. farklımıyım ? hiç zannetmiyorum.
Ismail Korkmaz: nuro bende öyleyim ama kendimi 18 gibi hissediyorum
-----
Çakma Beypazarı kuruları: "Cihan" ve "Avcı". 04.03.2011 19.29
-----
Maraş'ta yapabileceğiniz en lüks aktiviteyi buldum, saçınızı kestirmek! Ankara Gordion Toni&Guy'da 30, Maraş iş merkezlerinde 15 TL. 04.03.2011 19.17
-----
Hıncal'ın en sevdiği sinema yazarı Ömür Gedik imiş. Ne olacaktı. 04.03.2011 07.03
-----
Evernote adlı uygulama çok iyi. 02.03.2011 15.42
-----
Bugün Şırnak yollarına düşen tüm askerlerimize kolaylıklar diliyorum. Adem Demir Murat Kayaarslan Omer Üskül ve niceleri.. 02.03.2011 13.20
-----
sosyal medyadan daha fazla faydalanabilmek adına twitter hesabım yeni bir döneme girdi. @flashland olarak ekleyebilirsiniz. 02.03.2011 13.08
-----
Yabancı dilde en iyi film: IN A BETTER WORLD. Hayır, bizim gönderdiğimiz New York'ta Beş Minare değil.
En iyi kısa belgesel: Strangers No More - Karen Goodman, Kirk Simon. İz TV için değil HBO için belgesel çekmek..
En iyi kısa film ödülünü alan Luke Matheny Boğaziçi mezunu mu?
Oscar alan herkesin karısı-kocası-sevgilisi var.
Yaşadığım en eğlenceli ve interaktif Oscar gecesiydi. Ayrıca blogum kendi rekorunu kırdı.
Sadece The King's Speech yazımı bir gecede 131 kişi görüntülemiş.
28.02.2011 04.28-05.16
-----
Oscar töreni mi izliyoruz Vodafone reklamı mı! 28.02.2011 04.09
-----
7 Şubattan beri günlüğüme tarihleri Ocak diye kaydettiğimi fark ettim bugün. Anlamı olmalı. 21.02.2011 11.34
-----
20 günlük askerlik sonrası sürecin ardından yarın yeni işime başlıyorum. 20.02.2011 12.07

Soyşan Büyükçıkrıkcı, Saban İsmail Gundes bunu beğendi.
Mevlüt Yurtcu: hayırlı uğurlu olsun komutanım
Mustafa Özmen: Komutanım hayırlı , uğurlu olsun.Başarılarınızın devamını diler , hayatınızda mutlu olmanızı temenni ederim . k.i.b
Caner Emiral: hayırlı olsun komutanım...
Recep İsmail Akın: hayde hayırlı ola watana millete maraş :)))
Ozlem Ince: tebrik ederim sonunda olmus hersey iyi olur inşallah
Hatice Tolu: hayırlı olsun:)
Ali Çınar: hayırlı olsun :) abi
Mahmut Çağer: hayırlısı olsun.. hoca...
-----
Funda Arar çok iyi bir yorumcu. Yeni albümünün kayıt kalitesi üst düzey. Ancak kocasının yazdığı şarkıları söylemek yerine "iyi" şarkıların peşine düşmeli. 20.02.2011 23.16
-----
Limango, Markafoni, Trendyol üyeliklerimi işe yaramadıkları için kapattım. 18.02.2011 11.24
-----
Biri Glee'ye konu versin. 18.02.2011 00.47
-----
Tam 1 saat boyunca Twitter'dan edepli gönderi ayıklamak için uğraştım. Orada kaybolup giden şeyleri "Komutanım Görüşünüz (eksi 18 tweetler)" adı altında bloga koyacaktım ama hiç in public-safe tweet bulamadım! 17.02.2011 20.50
-----
Star Wars: The Clone Wars 3-14 3-15 ve 3-16 muhteşem. Neredeyse filmler kadar heyecanlı. 14.02.2011
-----
Funda Arar'ın yeni şarkısı "Piyango-Pou Gyrnas" Rakkas olmak isteyen ancak Arar'ın soğuk dehlizlerinde üşümüş ruhsuz bir çaba. 12.02.2011
-----
Uğur Vardan çok sıkıcı.
-----
61 yaşındaki Kayahan'ın yeni şarkısında ısrarla "yapabilirim, yapabilirim, senin için ölebilirim" ve "düşebilirim, düşebilirim, hapislere düşebilirim" diye bağırmasına ne denir? O yaştan sonra zaten her an ölebilirsin. Sevgiliye büyük bir vaad yok bence ortada. 12.02.2011 11.57
-----
40" 720p Glee+Starbucks Guatemala+Çikolatalı muffin+Evde yalnız 2 saat=Son 1 haftanın tek güzel zamanı. 11.02.2011
-----
Vodafone benim için bitmiştir. Marka değeri sıfır. Önünden geçmem. 09.02.2011
-----
Migros, Askeri Gazino Aile Kantini ile mi yarışıyor? Yoksa kampanya düzenleyenlerin kafaları mı güzel? 156TL'lik alışveriş yaptım. Money Visa kullandım diye 71TL ödedim. 07.02.2011
-----
Kahramanmaraş'ta iki tane çağdaş mekan var. Biri NFK salonu, diğeri Migros. 07.02.2011
-----
3 haftada 2875 km gezdim. Döndüğüme sevinmedim. 07.02.2011
-----
14 ay sonra 3G'den kurtuldum. Her ay maaşımın dörtte birini veriyordum. Evde sınırsız wi-fi ADSL keyfi süper. 07.02.2011
-----
Evinize, bütün omuz destekli askılarınızı atıp tek tip olsun diye pazardan ucuz tel askı alma kafasında birini sokmayın. Ya da yanına gitmeyin. 05.02.2011 09.56
-----
Kazık çakmaya geldim. @Kahramanmaraş 05.02.2011 09.54
-----
Adana insanın özgüvenini yerle bir eder. 04.02.2011 16.05
-----
Bugün istifa etmeyi öğrendim. İhtiyacı olan bana gelsin. 02.02.2011 12.31
-----
Şu saniye itibariyle sonsuza dek sivilim. :( 31.01.2011 18.11
Faraç Göksu: gözünüz aydin komutanim
Mevlüt Yurtcu: komutanım boludan ayrıldınız mı??
Düzgün Sevgili: bu kötü birşey mi serkan? :)
Serkan Çellik: Teşekkür ederim Faraç. Ayrıldım Mevlüt. Evet, çok kötü birsey Düzgün.
Mevlüt Yurtcu: Sizin icin hayirlisi olur ınş komutanım
Serkan Çellik: İnşallah Mevlüt. Çok üzücü oldu ayrılmak.
Mevlüt Yurtcu: gönüller bir olsun komutanım
Recep İsmail Akın: hayırlı ola koçum darısı başımıza :))
-----
"Ölmüyorum" dedim. Sadece yer değiştiriyorum. 29.01.2011 23.26
-----
Askeriyedeki son akşam yemeğimi yedim. "Komutanım afiyet olsun" , "Komutanım ekmek almamışsınız, getireyim mi" , "Komutanım su getirdim" , "Komutanım tatlıyı yeni yaptım, ikram edebilir miyim" , "Komutanım bunu mutfak ekibi gönderdi" , "Komutanım gazete okur musunuz" , "Komutanım bir emriniz var mı" , "Komutanım sizin için ne yapabilirim" diye gelip gidenden yiyemedim tabi. Özleyeceğim. 29.01.2011 19.24
-----
Muhteşem bir final yapıyorum. 28.01.2011
-----
28.01.2011 saat 16.30 son askeri muayenemi yaptım. Rıdvan Altun'un terhis muayenesi. Bir devir de böyle kapandı.
Barış Levent: Hoşgeldin sivil hayat..:)
-----
Yarın 2.Komando Tugayı / Bolu'da olacağım ve bunun için o kadar o kadar o kadar mutluyum ki !!! Sevdiğim her şeyden uzakta yaşamak zorunda olmaktan bıktım. 20 OCAK 2011
-----
Bugün 35 telefon görüşmesi yapmışım ve tatildeyim güya. 11 OCAK 2011
-----
Üniversite diplomamı elime aldığım gün. 11 OCAK 2011
"Kültigin Kağan Akbulut sanırım ileride hayatını anlatan bi film yapılacağını düşünüyosun. o nedenle her şeyi not ediyosun"
"Serkan Çellik Atilla Dorsay'ın yaşına geldiğimizde sen dağınık ve oryantasyon sorunu yaşayan bir ihtiyar olacaksın, bense herşeyi tarihiyle hatırlayan ve kayıtlara bakıp kesin deliller sunabilen, deneyimlerinden ölene dek faydalanmayı başararak hiçbir anı boşa harcamamış bir ihtiyar."
-----
Spor salonundaki herkes anatomi profesörü. "vaay trapezlere bak helal" ya da "deltoidim iyi de lateraller kötü" gibi cümleler günlük hayatın vazgeçilmezi olmuş. Askeriyedeki salonu özledim.
-----
Aldığım bütün Beypazarı kurusunu bitirdim. Ben ne yapacagım şimdi kurusuz.
-----
2005 yılında yaptığım çok önemli bir telefon görüşmesini kameraya almışım. Şimdi onu izliyorum. Muhteşem!
-----
Son 6 yıldır ev sinemasında 4.5 verdiğim tek film: Enter The Void
-----
tumblr hesabımı hiçbir işe yaramadığı için kapattım.
-----
Türk sineması eleştirisi neden içerik eleştirisine dönüştü?
-----
Sıla ve Cece "Bekle" yi söylüyorlar. Ben ne düşünüyorum? Tugayda spor yaparken bu şarkıyı dinlediğimi. Ve hüzün.
-----
Everything. Everywhere. Everyone. Ends.
Her şey. Her yer. Herkes. Biter.
Askerlik. Bolu. Aşklar. Biter.
2008. 2009. 2010. Biter.
-----
Ev telefonu her çalısında "Tbp.Tğm.Serkan" diye açacak oluyorum, son anda durmayı başarıyorum. 219 gün, günde 25-30 kez telefonu böyle açınca kalıntı yaptı.
-----
Hamit Çimen'in çay getirmesini ve benim ona bok gibi olmuş dememi özledim.
-----
Sinema dergisi yazarlarının son 15 yılı değerlendirdikleri makalelerin ilk 7'sini okudum. Hiçbiri ufuk açıcı değil. Umarım kalan 15 tanesi daha iyidir.
-----
Tunca Arslan'ın Çin sineması üzerine yazdığı makale standart izleyici-okuyucu için yeni.
-----
Ankara'da iş bulup, 1+1 ev alıp içini de IKEA'dan döşersem mutlu olacağım, söz. Ama nasıl olacak bilmiyorum. Bir ilaç firmasının acilen beni görüşmeye çağırması lazım.
-----
Dexter 5.sezona başladım. Sanırım dijital kamera ile çekilmiş. Yakışmamış.
-----
Bozuk plak gibi tekrar ettiğimin farkındayım ama içim şişti, askeriyeyi özledim.
-----
Bankaların girişinde bekleyip numara almak isteyen herkesi zekasız kabul eden güvenlik görevlilerini sevmiyorum.
-----
Bana "çikolata ısırılmaz" diyen tatlı kişi. Şu an çooook uzaklardasın ve ben seni ısırmak istiyorum.
-----
Sinema dergisi okurları son 15 yılın en iyi 100 filmini seçmiş. İzlemedigim 2 tane var. The Notebook ve American History X.
-----
Bolçi yiyorum. Askerin yapmadığı kahvemi içiyorum. Önce Vatan'ı izliyorum. Gözlerim sürekli doluyor. Askerliği özlüyorum.
-----
Eski DVD'lerimi HDD'ye aktarmaya çalışıyorum. Türk malı DMS sorunsuz, bütün Phillips'ler arızalı.
-----
Kahramanmaraş Finansbank'ta kredi kartı başvurusu sırasında yedi sülalemin özel bilgilerini yazdırırken başımızda güya sıra bekleyen malları uyardım ama iki adım öteye gitmediler. Kucak kucağa başvurduk.
-----
Maraş görmeyeli yine değişmiş. 20 yıllık Butik Enes'in adı N'S Enes olmuş.
-----
Sinemada 13 yılda izlediğim 600 filmin 120'sinde yani her 5 filmden birinde yanımda Özgür Kazanıcı'nın olmasına ne demeli?
-----
Mersin çok çirkin bir şehir.
-----
Ablamın 3.çocuğunu 7 aylıkken ilk kez gördüm. Açıkcası beğenmedim.
-----
Bolu'da 219 gün geçirdim.
-----
Askeri vedalaşmalar başladı. Pek de sevmediğim iki kişiyle vedalaştım önce. Hönkürerek ağlayacaktım neredeyse!
-----
Askere gelme sebebimi askerliğimin 315. gününde gerçekleştirdim.
-----
Askerlerin fotoğraflarına bakıyorum da. Hepsinin sivil saçları ve amele t-shirtleri aynı. Bir pozlar, havalar. Bir de buradaki hallerine bakıyorum. İnsan ne şekillere girebiliyor yarabbim! En garibi de hepsi, askeri fotoğraflarında çok mutlu görünüyorlar. Fotoğraf denen şey ne kadar yalancı.
-----
Bursa’da üretilen Renault Fluence Z.E’nin Fransa satış fiyatı 42 bin, Türkiye satış fiyatı 89 bin TL. Bursa hangi ülkede?

20 Aralık 2010 Pazartesi

HARRY POTTER AND THE DEATHLY HALLOWS: PART 1 THE IMAX EXPERIENCE (2010) by DAVID YATES **



Harry Potter kitaplarının sonuncusundan uyarlanıp ikiye bölünerek gösterime sokulan ilk filmin yönetmeni; serinin beşinci ve altıncı parçaları olan Harry Potter and the Order of the Phoenix(2007) ve Harry Potter and the Half-Blood Prince(2009)’i yöneten kişi. Bu bilgi, filme temkinli yaklaşmak için yeterli.

Ne yazık ki Harry Potter filmleri milyar dolarlık kocaman bir şakaya dönüşmüş durumda. İlk filmden ve ilk kitaptan başlayarak size bütün Harry Potter evrenini sayfalarca anlatabilirim burada. Ancak gelinen içler acısı durum benim bu filmin eleştirisini yapmamı engelliyor. Şu an tek yapmak istediğim yakınmak.



Imax Deneyimi olsun, belki daha etkileyici olur diye gittiğim salonda filmi muhtemelen olabilecek en büyük ve berrak şekilde izledim. Ara verilmeden gösterildiği için ne dikkat dağıtıcı çocuklar vardı etrafta ne de laf olsun diye gelenler. Gayet kaliteli bir kitle ile izlediğim film bittiği anda yan tarafımda oturan çiftin kadın tarafı erkeğe şunu dedi: Hiçbir şey olmadı!

Harry Potter dünyasında son üç filmdir hiçbir şey olmuyor. Muhtemelen dünyanın en sıkıcı adamı olan David Yates filmleri yönettiği için bu böyle. Adamı hayal ettiğimde o kadar sıkıcı olmalı ki diyorum, yazılmış en heyecanlı hikâyelerden birini esneyerek izliyoruz. Bütün yıl beklediğimiz yeni Potter filminde gözlerimizi dinlendirmekte sakınca görmüyoruz sayesinde.



Voldemort’un aktif bir oyuncuya dönüştüğü heyecan ve hüzün dolu bu dur durak bilmez macerayı oradan oraya gidip çadır kuran üç ergenin sohbet akşamları filmine dönüştüren David Yates’e benim filmden çıkınca söylediğim ilk şey “Allah belanı versin” oldu. Benim gibi yıllarını sinemaya ve eleştirisine adamış birinin bir filmle ilgili söyleme ihtimali olan son cümle gibi durmuyor mu? İyi deriz, kötü deriz, belki aşağılarız ama yönetmene bela okumak? İşte Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm I bu kadar kötü.

17.12.2010 VEDA BUSESİ


219 gün kaldığım Bolu 2.Komando Tugayı’ndan ayrılırken düzenlediğim ve bir-iki saat sürer diye düşündüğüm ancak konukları zorla göndermek zorunda kaldığım veda geceme gelen bütün asker arkadaşlarıma, fahri devrelerime teşekkür ediyorum.

Daha çok isim uğradı ancak bunlar gecenin yıldızları!

Abdullah Uğureli-Adana
Adem Demir-Ordu
Ali Çınar
Baki Gedik
Caner Emiral-Adana
Emre Ünal-Amasya
Fikret Bulan-Adana
İlyas Peköz-Kırşehir
Mevlüt Yurtçu-Afyon
Murat Tekin-Kayseri
Murat Kayaarslan-Yozgat
İkmal Onbaşı Mustafa Özmen-Nevşehir :)
Orhan Aktı-Kırşehir
Ramazan Işık-Sivas
Rıdvan
Uğur Güngör-Kırıkkale
Uğur Şahin-Samsun
Zübeyir Aktaş-Mersin

13 Aralık 2010 Pazartesi

TOLGA ŞUBATLIOĞLU

Yaptığım araştırmalara göre 20 yaşındakiler Tom ve Jerry'i sadece görmüş, Pokemon'u izlemiş ve Tom-Jerry arasındaki olayın ana fikrini Tom'un aç olması sanıyorlar. Sanırım sorunun kaynağına iniyorum!

11 Aralık 2010 Cumartesi

UMUTLANDIRAN FİLMLER

Gaspar Noe-Enter The Void
Woody Allen-You Will Meet A Tall Dark Stranger
Danny Boyle-127 Hours
Casey Affleck-I'm Still Here
Doug Liman-Fair Game
Paul Haggis-The Next Three Days
Darren Aronofsky-Black Swan
Edward Zwick-Love and Other Drugs
Bored of multitasking.

ÖFKE

Öfke kontrolüm bozuldu. Baktım, garantisi de bitmiş.

KAFA

Eskiden kafa güzel olunca en sevdiğimiz kişiye mesaj atardık. Şimdi buraya yazıyoruz. "en sevdiğimiz kimse" kalmadığından değildir inşallah.

Esma Erdi
Merve Yapar Keçebaş
Ahmet Veysi Coşkun
Ali Çınar
Ezgi Ozerdem

bunu beğendi.

İÇİMİ GÖR

İçimi gör
Altına bak
Soruyu sor
Umudu kestirme senden

Yaşananlar hiç de kolay değildi sana gelene kadar
Yaşayanlar hiç de mutlu olmadı benimle bugüne kadar
Umudum var
Seninle olduğum zamanlarda
Ölümü sor
İnanmam o vakitlerde
Hakkımı ver
Bekledim ömrüm boyunca

Ah bu sır benden bile gizli
Ah bu sır senden bile ürker
Ah bu sır benden bile haksız

3 Aralık 2010 Cuma

AV MEVSİMİ (2010) by YAVUZ TURGUL ***



Gönül Yarası(2005) filminden iki yıl sonra Ömer Vargı’nın ellerine teslim ettiği Kabadayı(2007) senaryosu ile bekleyişimizi uzatan Türk sinemasının en usta yönetmenlerinden Yavuz Turgul’un yeni filmi Av Mevsimi; Türk polisiyesi nasıl olur sorusunu cevaplamaya çalışıyor.

Kısa süre önce sinemalarda dönmeye başlayan müzik ve görüntü yönetimi mucizesi heyecan verici teaserı ile merak uyandıran Av Mevsimi; söz konusu sahne ile açılış yaparken yine beklentiyi yükseltiyor. Tekinsizce ormanda gezinen kameranın ulaştığı kesik el; bizi cinayet masasının “Avcı” lakaplı eski kurt polisi Ferman (Şener Şen), oğlu gibi sevdiği sadık yardımcısı “Deli” İdris (Cem Yılmaz) ve kadro boşluğu nedeniyle yanlarına almak zorunda kaldıkları tez öğrencisi Hasan (Okan Yalabık) ile tanıştırıyor. Rakı sofrasında çenelerin açıldığını iyi bilen senarist Turgul, her daim başarılı olduğu matematik senaryolarına yeni bir denklem ekliyor. Son ana dek öğrenmemize lüzum görülmeyen bir hastalıktan mustarip eşiyle yalnız yaşayan çocuksuz aile reisi-hislerine güvenilir ekip amiri Ferman’ı, Laz kültürünün büyük bir temsilcisi ve babası gibi gördüğü Ferman uğruna her şeyi yapabilecek ancak öfke kontrolü bozuk olduğundan deli diye yaftalanmış İdris’i ve kesik ele değdikten sonra elinde kalan kokuyla kafayı bozmuş, iyi aile çocuğu çömez Hasan’ı işte bu rakı sofrasında hızlıca tanıyoruz.



Üçlünün, “Avcı” tavsiyesiyle ağır ağır araştırmaya başladıkları cinayet bizi bildik mekânlara götürüyor. Ölen kızın sevdiği bağımlı adam elbette ilk kuşkulu ve onu bulma çabası filmin yegâne hareketli anına ev sahipliği yapıyor. Soruşturma sırasında girdikleri evle ilgili gösterdiği ilk ayrıntı Lady Gaga posteri olan Yavuz Turgul, tek sahneyle de olsa eşcinsellere selam çakıyor.

Araştırma bir yandan sakince sürerken, Türk polisi gibi konuşan kahramanlarımızın ana hikâyeyle hiçbir bağlantısı olmayan hayatlarını izlemeye devam ediyoruz. Teşkilattan emekli olan birine yapılan veda gecesi, uzaktan izlenen eski eşin yanına yaklaşan adamın dövülmesi, normal bir hayata özenen yeni polisin iki dünya arasında kalışı gibi iyi yazılmış ayrıntılar karakterleri daha çok sevmemizi ve önemsememizi sağlasa da; bir polisiyenin olmazsa olmazı gizem bu filmde kendine yer bulamıyor.

Ecnebi örneklerinde sıkça rastladığımız aksiyon, gerilim ve akıl oyunları bilinçli ya da değil, dışarıda tutulurken; o filmlerin ıskaladıkları için topa tutuldukları karakter derinleştirme durumu Av Mevsimi’nin üzerindeki ölü toprağı oluyor.



Senaryo yazmayı düşünenlerin öğrendikleri ilk derslerden biri olan “karakteri yarat, sonra nereye gittiğini izle” taktiğinin en güzel örneklerinden biri Cem Yılmaz için yazılmış İdris karakteri. Tam bir Karadeniz erkeği. Ailesi, yaşantısı, öfkesi ve duruşuyla, arada kaçırdığı Lazca sözcüklerle Yavuz Turgul son yıllarda sadece komedi malzemesi olarak kullanılan Lazları çok doğru değerlendiriyor. Fetiş oyuncusu Şener Şen üzerine kurduğu filmlerin aksine başlayan ve biten bir öyküsü olan, en sağlam yazılmış kişiliği bu kez Cem Yılmaz’a giydiriyor. Peki, ünlü komedyen bu yükün altından kalkabiliyor mu? Film arasında gösterilen telefon şirketi reklamında canlandırmaya çalıştığı birden fazla karaktere bakmak bu sorunun cevabını bize vermesi açısından önemli. Cem Yılmaz her yerde görünüyor. Canlandıracağı karakter üzerinde pek fazla düşünmüyor. Mimiklerine güveniyor ancak sınırlı yüz ifadesi nedeniyle birkaç dakika içinde tekrara yeniliyor. Haşin polisi oynamaya çalıştığı için sert bakıyor başlarda, evet, ama ilk konuştuğu anda sesi stand-up gösterilerini hatırlatıyor. Gülmesi gereken ilk sahnede, sahnedeki gülüşü gibi, kendisi gibi gülüyor.

Yurt dışındaki örneklerden de gördüğümüz üzere her büyük komedyen oyunculuğunu ispat amacıyla ciddi bir rol bekler. Cem Yılmaz ona bahşedilen bu fırsatın altından kalkamıyor.

Yıllar önce Gönül Yarası’nın bir köy okulu sınıfında Şener Şen’in ayaklarını takip eden açılışı; ustanın sesinin ardından yüzünün gelişiyle bu büyük aktörün yeni filmini izlemek üzere olduğumuzu müjdeliyor, heyecan yaratıyordu. Av Mevsimi de benzer şekilde Şener Şen’in bir sınıfa, bu kez polis adaylarına anlattığı dersle başlıyor. Fakat karizması, ona verilen ışık ve ihtimam önceki örneğin oldukça altında kalıyor. Zaten bütün film Şen’in ortalıkta sakince gezdiği, zorlamadığı, yorulmadığı performansıyla sürüyor.

Filmin oyunculuk açısından en büyük başarısı ise oldukça klişe yazılmış karakterine değer katan Okan Yalabık. Oyuncu, ustalarla çalışma fırsatını bulmuşken elinden geleni yapıp ismini bir üst sınıfa yazdırmayı başarıyor. Göründüğü her sahnenin altından başarıyla kalkıyor.

Çetin Tekindor’un Adanalı iş adamı portresi ise oyuncunun her zamanki performanslarından biri olarak hatırlanacak gibi duruyor.



Av Mevsimi yer yer doğru kullanılmasa da muhteşem müziklere sahip. Uğur İçbak birinci sınıf bir atmosfere imza atmış. Beklentileri düşük tutarsak Cem Yılmaz dışında aksayan oyuncu yok. Diyaloglar beklendiği gibi çok iyi. Ağır kamera estetik hareketlerle sürekli geziniyor. Kalite üst düzey ancak büyük bir eksiklik var. Yavuz Turgul polisiyenin ruhunu yansıtamıyor. Yakın zamanda izlediğimiz iki Avrupalı örnek El Secreto De Sus Ojos(2009) ve Män Som Hatar Kvınnor(2009) gibi sakin ama heyecanlı filmlerin aksine tek cümleyle özetlenmek gerekirse sıkıcı olmaktan kurtulamıyor.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...