31 Aralık 2010 Cuma

SİNEMA DÜNYASINDAN EN İYİLER 2010

2010 yılında askerliğim nedeniyle yalnız 83 film izleyebildim. Bu rakam, her yıl izlediğimin yüzde 40’ı. Yine de bu kısıtlı sayıda film arasından en iyilerimi seçmek istedim. Sıralama 2010 yapımı filmler arasında değil, benim 2010 yılında izlediğim filmler arasında yapılmıştır.



EN İYİ FİLM
A Serious Man – Joel-Ethan Coen
Avatar – James Cameron
The Social Network – David Fincher
Inception – Christopher Nolan
Sex And The City 2 – Michael Patrick King



EN İYİ YÖNETMEN
James Cameron – Avatar
David Fincher – The Social Network
Spike Jonze – Where The Wild Things Are
Joel-Ethan Coen – A Serious Man
Christopher Nolan – Inception
Kathryn Bigelow – The Hurt Locker
Pedro Almodovar – Los Abrazos Rotos



EN İYİ SENARYO
The Social Network – Aaron Sorkin
A Serious Man – Joel-Ethan Coen
Inception – Christopher Nolan
Toy Story 3 – Michael Arndt
Los Abrazos Rotos – Pedro Almodovar



EN İYİ ERKEK OYUNCU
Colin Firth – A Single Man
Jesse Eisenberg – The Social Network
Jeremy Renner – The Hurt Locker



EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
Stanley Tucci – The Lovely Bones



EN İYİ KADIN OYUNCU
Gabourey Sidibe – Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire
Carey Mulligan – An Education



EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU
Mo’Nique - Precious: Based on the Novel ‘Push’ by Sapphire



EN İYİ ANİMASYON
Fantastic Mr.Fox – Wes Anderson
Toy Story 3 – Lee Unkrich

EN İYİ SANAT YÖNETİMİ-SET DEKORASYONU
Avatar – Rick Carter-Robert Stromberg-Kim Sinclair
Inception – Luke Freeborn-Brad Ricker-Dean Wolcott-Larry Dias-Douglas A.Mowat

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ
Avatar – Mauro Flore
Alice In Wonderland – Dariusz Wolski
Harry Potter and the Deathly Hallows – Eduardo Serra

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI
Bright Star – Janet Patterson



EN İYİ BELGESEL
The Cove - Louie Psihoyos



EN İYİ KURGU
The Social Network – Kirk Baxter- Angus Wall
Inception – Lee Smith
Avatar – Stephen Rivkin-John Refoua-James Cameron



EN İYİ KISA ANİMASYON
Logorama – Nicolas Schmerkin

EN İYİ SES KURGUSU
The Hurt Locker – Paul N.J. Ottosson

EN İYİ GÖRSEL EFEKT
Avatar
Inception



EN İYİ TÜRK FİLMİ
Vavien – Yağmur-Durul Taylan



EN İYİ TÜRK YÖNETMEN
Ümit Ünal – Gölgesizler

30 Aralık 2010 Perşembe

BORNOVA BORNOVA (2009) by İNAN TEMELKURAN ***


Ne günlere kaldık. Sırf meramını anlatmayı becerebildiği için bir filmi baş tacı edebiliyoruz. Hak ediyor da aslında, bu ortamda.

Türk sinemasının 2009-2010 dönemine damgasını vuran üretme hastalığının sonucunda ortaya çıkan kalitesiz işlerin arasından sırf anlatmak istediklerini eline yüzüne bulaştırmadı diye beğenilen ikinci İnan Temelkuran uzun metrajı Bornova Bornova’nın kazandığı başarı yönetmenini bile şaşırtmıştı.

Karşımızda Türk sinemasında görmeye alışık olmadığımız kadar iyi diyaloglarla örülü vasat bir senaryo var. Solculuk meselesini perde arkasında tutup İzmir’in delikanlılık mevzularına dalan, mahalle ağabeylerinden ve kaybetmeye yaşayan insan hikâyelerinden kotarılan film; günlük yaşama tanık olan sallantılı kamerası ve filtreleriyle öne çıkıyor.

İzmir’in Bornova ilçesinde bir iki köşe başı, bir de apartman önünde sohbet eden toplasan üç-beş insana dakikalarca kulak misafiri eden basit yapısına rağmen bir öykü anlatmayı beceren filmin tek sinemasal başarısı geriye dönüşlere tattırdığı ufak numara. Bunun dışında film eleştirmenlerce pek de hoş karşılanmayan türden, geveze bir yapım. Meramını görsel olarak değil, tamamen diyaloglar üzerinden aktarıyor. Bornova Bornova’nın sesini kıstığınız anda elinizde bir hiç kalıyor. Yine de film kendini aklıyor çünkü bu gevezelik o kadar gerçek ve anlatılan öyküye iyi hizmet ediyor ki, kimsenin itiraz edemeyeceği türden.

29 Aralık 2010 Çarşamba

A SINGLE MAN (2009) by TOM FORD ***-



Gucci’yi Gucci yapan büyük modacı Tom Ford’un yazar ve yönetmen olarak ilk sinema denemesi Tek Başına Bir Adam; beklendiği üzere bir eşcinsel filmi. Beklenmedik olansa, pek de yüksek sanatsal çizgide ilerlemeyen bu alt tür içerisinde üst düzey olması.

Christopher Isherwood’un romanını David Scearce ile birlikte uyarlayan Tom Ford, öngörülemeyen bir başarıya imza atıp 2009 yılında adından çokça söz ettirdi. Colin Firth’ü üzerine yapışan İngiliz asilzade rollerinden kurtarıp ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu hatırlatan film, Julianne Moore’a kısa ama akılda kalıcı bir yan rol de bahşediyor.



Baştan sona Ford’un modacı yanını yansıtan; güzel evler, şık kıyafet ve aksesuarlarla bezeli yapım tasarımı, birinci sınıf görüntü yönetimi ile tamamlanıp A Single Man’in dönem filmi de olmanın altından başarıyla kalkmasını sağlıyor.

On altı yıllık sevgilisini bir trafik kazasında kaybeden orta yaşlı bir profesörün intihar etmeye karar verdikten sonra yaşadığı son günü anlatan senaryo, daha önce hem heteroseksüel hem de homoseksüel sinemacılar tarafından defalarca işlenmiş bu temayı özgün kalarak aktarıyor. Başkarakterinin her benzer filmde her benzer karakterin başına gelenleri yaşamasına rağmen farklı tepkiler vermesi sayesinde bunu başaran öykü, finalini de beklenen sonun beklenmedik geliş şekliyle unutulmaz kılıyor.



İçki dükkânının önünde, Julianne Moore’un evinde halının üzerinde ve Colin Firth’ün yatağında yakalanan kimi çerçeveler, sinema tarihinin unutulmazları arasına girmeyi başaracak güzellikte. Tom Ford’un yaratıcı gücü, sinema dünyasına çok özel bir film kazandırmış.

26 Aralık 2010 Pazar

BİTER


Geride bırakılan yerlerin ardından duyduğum bu büyük özlem niye. Ben nasıl ölüp de hepten gideceğim.

Belki hafızama güvenemediğimden. Belki bu insan bolluğunda emek verdiklerimi geride bırakmak istemememden.

Bütün ilk, orta ve lise eğitimini aynı şehirden almış; durduğu yerde durmaya alıştırılmış bir küçük şehir insanı olarak gözüm hep büyük yerlerdeydi. Her fırsatta gider o büyük şehirlere, oralıların bile yaşamadıklarını yaşardım. Çevremde yurtdışına çıkan ilk bendim. Tek başına istediği yere seyahat eden de.

Üniversite okumak için Adana’ya yerleştim. Kişisel gelişimim için çok önemli bir adımdı. Kahramanmaraş’la alakası yoktu. Başımda ebeveyn yoktu. Her şeyi kendim yapmayı öğrendim. Başa çıkmayı, sahip olmayı. Bırakırken pek üzüldüm. Şuradan şurası da olsa oradaki evimi kapatmak beni etkilemişti. Yıllar sonra, şimdilerde Adana’da yaşama şansım doğdu. Hiç düşünmeden reddettim. Ne işim var benim Adana’da, oradan alacağımı aldım ben diye düşündüm. Gitsem, Adana orada. Sevdiğim, bildiğim Adana. Bekliyor aslında.

Ardından ilk işyerim olarak Kolukısa geldi. 506 gün kaldığım Kolukısa’ya resmen âşık oldum. Yeryüzünde cenneti bulduğumu iddia ettim. Askerlik nedeniyle ayrıldım. Şimdi dönmem mümkün değil. Dönmekten de korkuyorum zaten. Ya eskisi kadar sevmezsem diye. Ve ilerlemem gerektiği gibi bir inanca sahibim. Bir kasabada ölemeyecek kadar özelim ya hani. Yükselmem lazım. Yüklenmem lazım. 1 Şubata kadar yeni bir şehir bulamazsam kendime, Kolukısa’ya 35 kilometre ötede berbat bir ilçeye taşınmak zorunda kalacağım işim dolayısıyla. Cehennemden cennete bir izleme penceresi açılsa, yananlara bu kadar işkence edilebilir. Orada durup, cennetimden uzakta yaşamak zorunda kalacağım. Çünkü Kolukısa orada. Bekliyor aslında.

Ve Bolu. Askerlik. Bittiği için kahrolduğum, aynen Kolukısa gibi hayatım boyunca dönme şansım olmayan bir başka dönem kapandı yaşamımda. Üstelik bu kez, kaba bir hesapla altı ay sonra gitsem kimseyi tanımayacağım bir yer orası. Yaklaşık altı ay sonra sevdiğim, bildiğim kimse kalmayacak Bolu’da. Büyük bir sevinçle bırakıp gidecekler üstelik 2.Komando Tugayı’nı. Çok kahrını çekiyorlar sonuçta. Şimdi telefonlar yağıyor. “Özledik, özledim, sizsiz tadı yok, sensiz çekilmiyor, ne zaman döneceksiniz, Seko, abi, kanka, komutanım bir emriniz var mı” sesleri geliyor. Şimdi gitsem, şimdilik Bolu orada. Bekliyor aslında. Ama bitecek, ben yokken.

Lise bitmiş gibi hissediyorum. Adana ve Kolukısa. Hep aynı hikâye. En sevdiğim cümle yine geçerli.

Everything. Everyone. Everywhere. Ends.

Her şey. Herkes. Her yer. Biter.


Resim: Ozan Soybakış

BAKİR e-TÜRKİYE



Türkiye’de hangi bekâr erkeğe sorsanız düzenli bir seks hayatından bahsediyor. Hangi bekâr kıza sorsanız da bakire olduğunu ima ediyor. Peki, bu bekâr erkekler kiminle seks yapıyor?

Yirmi yaşında bekâr bir erkek altı ya da sekiz farklı kızla birlikte olduğunu anlatıyor. Hadi bunun yarısını abartıyor diyelim yine de elimizde üç dört farklı hikâye kalıyor. Elbette Türkiye bir Avrupa ya da Amerika değil. Cinsel devrimini henüz gerçekleştirmemiş (görünen) bir ülke. O halde elimizde iki seçenek kalıyor. Ya erkekler yalan söylüyor ya da kızlar bakire numarası yapmayı her zamankinden daha iyi beceriyor.

Mesela yirmi yaşındaki bir asker arkadaşım İstanbul’da çalıştığı işyerinin yanındaki dükkânda çalışan kendi yaşlarındaki kızın iki-üç günde bir patronlar gittikten sonra kendisini ziyaret ettiğini anlatmıştı. Bir diğer asker ise Bolu gibi 140000 nüfuslu küçük bir şehirde iki haftada bir yarım gün çarşıya çıktıklarında mutlaka birini bulduklarını, üstelik üç arkadaş çıktılarsa üçünün de ayrı ayrı kızlar bulabildiklerini ve o gün yetişmezse bir sonraki çarşı izinlerinde mutlaka birlikte olduklarını anlatmıştı. Başka bir şehirde yaşadığı ve askerliği bittiği anda geriye dönmeyeceği aşikâr, işsiz güçsüz bakımsız ve “çok güzelsin” demesinin tek sebebi hormonları olan, yedirip içiremeyen, sürekli arayamayacak olan, tek amacı akşam 17.00’de birliğine teslim olmadan önce biraz kadın tenine dokunmak olan paçoz askerlere “evet” diyen kızların sayısı o kadar fazla ki. Bir de daha mantıklı adaylara evet diyenlerin sayısını düşünün. Şimdi bu sayıyı ülkemizdeki evli olmayan reşit toplam hanım sayısından çıkarın. Şimdi elinizde tuttuğunuz birkaç bakireye iyi bakın, her an soyları tükenebilir.

Bu yazdıklarımdan bekârete saygı duyan biri olduğum anlaşılmasın. Benim zerre umurumda değil. Ancak bakire diye ağaca çıkan, bunu namus meselesi haline getiren, helal süt emenlerin içinde tutması gerektiğine inanan Türk erkeklerinin kafalarına soru işareti koymak istiyorum. Sizin gördüklerinizi, arkadaşlarınızın anlattıklarını, geçen zamanı bir hesaplayın ve filmlerde gördüğümüz gibi hayatlarımız olmaya başladığını kabullenin.

Gerek dini inançları, gerek çocuksu ruh halleri nedeniyle cinsel yaşam için evlenmeyi bekleyen erkeklerimizin ve kızlarımızın da olduğunu inkâr etmiyorum. Yirmi bir yaşına gelip hala “ağzı pis olmuyor mu, nasıl öpüyorsun” diyen ya da penis dediğin anda masayı terk eden kızların ve erkeklerin ülkesi hala burası. Ancak internet bu kadar yayılmış, cinsel içeriğe ve eşe ulaşmak birkaç dakikalık işler olmuşken; Türkiye bekâretini internet sayesinde kaybededururken biraz daha gerçekçi olalım.

Mahrem sırlarımızı ve anlarımızı en yakın arkadaşlarımızın yargılayıcı bakışlarına maruz kalmamak adına hep yabancılarla paylaştığımızı itiraf edelim.

25 Aralık 2010 Cumartesi

KISA KISA

Glee 2-16(38) 13 yaşındakiler için Nip/Tuck'a hazırlık dersi gibi. Bunu da karakterlerin yaşı göz önüne alındığında Ryan Murphy'den başkası yapamazdı zaten!
-----
İ.Tatlıses olayıyla ilgili Hıncal'dan bir "su testisi" yazısı daha bekliyoruz. 14.03.2011 11.03
Mehmet Bastık bunu beğendi.
-----
Kayahan'ın 365 Gün'ü, dinledikçe kötüleşen şarkılardan. Resmen harakiri yapmış adam. 11.03.2011 04.46
Mustafa Özmen ve Cihan Demirhan bunu beğendi.
-----
artık tweetlerimi okumak için twitter hesabınız olmasına gerek yok. son 3 tweet her daim blog ana sayfasında. 09.11.2011 19.02
Recep İsmail Akın bunu beğendi.
-----
FD dinlememi durduramıyorum. İşte yine hayatım o dönemlerden birine girdi. 09.03.2011 11.26
Soyşan Büyükçıkrıkcı ve Cihan Demirhan bunu beğendi.
-----
teknop.com hesabımı işe yaramadığı için iptal ettim. 05.03.2011 09.52
-----
National Geographic'e göre dünyanın en ortalama insanı sağ elini daha çok kullanıyor, yılda 18 bin TL'den az kazanıyor, cep telefonu var, banka hesabı yok, erkek ve 28 yaşında. "Ben farklıyım" diyenlere duyurulur. 04.03.2011 21.54
Nurullah Doster: sağ elimi kullanıyorum ama bi parmağım eksik ,allaha şükür yılda 18 binden epiyi fazla kazanıyorum ,evet benimde cebim var , türkiyede banka hesabı olmayan evsiz bile yok , erkek ve 31 yaşındayım. farklımıyım ? hiç zannetmiyorum.
Ismail Korkmaz: nuro bende öyleyim ama kendimi 18 gibi hissediyorum
-----
Çakma Beypazarı kuruları: "Cihan" ve "Avcı". 04.03.2011 19.29
-----
Maraş'ta yapabileceğiniz en lüks aktiviteyi buldum, saçınızı kestirmek! Ankara Gordion Toni&Guy'da 30, Maraş iş merkezlerinde 15 TL. 04.03.2011 19.17
-----
Hıncal'ın en sevdiği sinema yazarı Ömür Gedik imiş. Ne olacaktı. 04.03.2011 07.03
-----
Evernote adlı uygulama çok iyi. 02.03.2011 15.42
-----
Bugün Şırnak yollarına düşen tüm askerlerimize kolaylıklar diliyorum. Adem Demir Murat Kayaarslan Omer Üskül ve niceleri.. 02.03.2011 13.20
-----
sosyal medyadan daha fazla faydalanabilmek adına twitter hesabım yeni bir döneme girdi. @flashland olarak ekleyebilirsiniz. 02.03.2011 13.08
-----
Yabancı dilde en iyi film: IN A BETTER WORLD. Hayır, bizim gönderdiğimiz New York'ta Beş Minare değil.
En iyi kısa belgesel: Strangers No More - Karen Goodman, Kirk Simon. İz TV için değil HBO için belgesel çekmek..
En iyi kısa film ödülünü alan Luke Matheny Boğaziçi mezunu mu?
Oscar alan herkesin karısı-kocası-sevgilisi var.
Yaşadığım en eğlenceli ve interaktif Oscar gecesiydi. Ayrıca blogum kendi rekorunu kırdı.
Sadece The King's Speech yazımı bir gecede 131 kişi görüntülemiş.
28.02.2011 04.28-05.16
-----
Oscar töreni mi izliyoruz Vodafone reklamı mı! 28.02.2011 04.09
-----
7 Şubattan beri günlüğüme tarihleri Ocak diye kaydettiğimi fark ettim bugün. Anlamı olmalı. 21.02.2011 11.34
-----
20 günlük askerlik sonrası sürecin ardından yarın yeni işime başlıyorum. 20.02.2011 12.07

Soyşan Büyükçıkrıkcı, Saban İsmail Gundes bunu beğendi.
Mevlüt Yurtcu: hayırlı uğurlu olsun komutanım
Mustafa Özmen: Komutanım hayırlı , uğurlu olsun.Başarılarınızın devamını diler , hayatınızda mutlu olmanızı temenni ederim . k.i.b
Caner Emiral: hayırlı olsun komutanım...
Recep İsmail Akın: hayde hayırlı ola watana millete maraş :)))
Ozlem Ince: tebrik ederim sonunda olmus hersey iyi olur inşallah
Hatice Tolu: hayırlı olsun:)
Ali Çınar: hayırlı olsun :) abi
Mahmut Çağer: hayırlısı olsun.. hoca...
-----
Funda Arar çok iyi bir yorumcu. Yeni albümünün kayıt kalitesi üst düzey. Ancak kocasının yazdığı şarkıları söylemek yerine "iyi" şarkıların peşine düşmeli. 20.02.2011 23.16
-----
Limango, Markafoni, Trendyol üyeliklerimi işe yaramadıkları için kapattım. 18.02.2011 11.24
-----
Biri Glee'ye konu versin. 18.02.2011 00.47
-----
Tam 1 saat boyunca Twitter'dan edepli gönderi ayıklamak için uğraştım. Orada kaybolup giden şeyleri "Komutanım Görüşünüz (eksi 18 tweetler)" adı altında bloga koyacaktım ama hiç in public-safe tweet bulamadım! 17.02.2011 20.50
-----
Star Wars: The Clone Wars 3-14 3-15 ve 3-16 muhteşem. Neredeyse filmler kadar heyecanlı. 14.02.2011
-----
Funda Arar'ın yeni şarkısı "Piyango-Pou Gyrnas" Rakkas olmak isteyen ancak Arar'ın soğuk dehlizlerinde üşümüş ruhsuz bir çaba. 12.02.2011
-----
Uğur Vardan çok sıkıcı.
-----
61 yaşındaki Kayahan'ın yeni şarkısında ısrarla "yapabilirim, yapabilirim, senin için ölebilirim" ve "düşebilirim, düşebilirim, hapislere düşebilirim" diye bağırmasına ne denir? O yaştan sonra zaten her an ölebilirsin. Sevgiliye büyük bir vaad yok bence ortada. 12.02.2011 11.57
-----
40" 720p Glee+Starbucks Guatemala+Çikolatalı muffin+Evde yalnız 2 saat=Son 1 haftanın tek güzel zamanı. 11.02.2011
-----
Vodafone benim için bitmiştir. Marka değeri sıfır. Önünden geçmem. 09.02.2011
-----
Migros, Askeri Gazino Aile Kantini ile mi yarışıyor? Yoksa kampanya düzenleyenlerin kafaları mı güzel? 156TL'lik alışveriş yaptım. Money Visa kullandım diye 71TL ödedim. 07.02.2011
-----
Kahramanmaraş'ta iki tane çağdaş mekan var. Biri NFK salonu, diğeri Migros. 07.02.2011
-----
3 haftada 2875 km gezdim. Döndüğüme sevinmedim. 07.02.2011
-----
14 ay sonra 3G'den kurtuldum. Her ay maaşımın dörtte birini veriyordum. Evde sınırsız wi-fi ADSL keyfi süper. 07.02.2011
-----
Evinize, bütün omuz destekli askılarınızı atıp tek tip olsun diye pazardan ucuz tel askı alma kafasında birini sokmayın. Ya da yanına gitmeyin. 05.02.2011 09.56
-----
Kazık çakmaya geldim. @Kahramanmaraş 05.02.2011 09.54
-----
Adana insanın özgüvenini yerle bir eder. 04.02.2011 16.05
-----
Bugün istifa etmeyi öğrendim. İhtiyacı olan bana gelsin. 02.02.2011 12.31
-----
Şu saniye itibariyle sonsuza dek sivilim. :( 31.01.2011 18.11
Faraç Göksu: gözünüz aydin komutanim
Mevlüt Yurtcu: komutanım boludan ayrıldınız mı??
Düzgün Sevgili: bu kötü birşey mi serkan? :)
Serkan Çellik: Teşekkür ederim Faraç. Ayrıldım Mevlüt. Evet, çok kötü birsey Düzgün.
Mevlüt Yurtcu: Sizin icin hayirlisi olur ınş komutanım
Serkan Çellik: İnşallah Mevlüt. Çok üzücü oldu ayrılmak.
Mevlüt Yurtcu: gönüller bir olsun komutanım
Recep İsmail Akın: hayırlı ola koçum darısı başımıza :))
-----
"Ölmüyorum" dedim. Sadece yer değiştiriyorum. 29.01.2011 23.26
-----
Askeriyedeki son akşam yemeğimi yedim. "Komutanım afiyet olsun" , "Komutanım ekmek almamışsınız, getireyim mi" , "Komutanım su getirdim" , "Komutanım tatlıyı yeni yaptım, ikram edebilir miyim" , "Komutanım bunu mutfak ekibi gönderdi" , "Komutanım gazete okur musunuz" , "Komutanım bir emriniz var mı" , "Komutanım sizin için ne yapabilirim" diye gelip gidenden yiyemedim tabi. Özleyeceğim. 29.01.2011 19.24
-----
Muhteşem bir final yapıyorum. 28.01.2011
-----
28.01.2011 saat 16.30 son askeri muayenemi yaptım. Rıdvan Altun'un terhis muayenesi. Bir devir de böyle kapandı.
Barış Levent: Hoşgeldin sivil hayat..:)
-----
Yarın 2.Komando Tugayı / Bolu'da olacağım ve bunun için o kadar o kadar o kadar mutluyum ki !!! Sevdiğim her şeyden uzakta yaşamak zorunda olmaktan bıktım. 20 OCAK 2011
-----
Bugün 35 telefon görüşmesi yapmışım ve tatildeyim güya. 11 OCAK 2011
-----
Üniversite diplomamı elime aldığım gün. 11 OCAK 2011
"Kültigin Kağan Akbulut sanırım ileride hayatını anlatan bi film yapılacağını düşünüyosun. o nedenle her şeyi not ediyosun"
"Serkan Çellik Atilla Dorsay'ın yaşına geldiğimizde sen dağınık ve oryantasyon sorunu yaşayan bir ihtiyar olacaksın, bense herşeyi tarihiyle hatırlayan ve kayıtlara bakıp kesin deliller sunabilen, deneyimlerinden ölene dek faydalanmayı başararak hiçbir anı boşa harcamamış bir ihtiyar."
-----
Spor salonundaki herkes anatomi profesörü. "vaay trapezlere bak helal" ya da "deltoidim iyi de lateraller kötü" gibi cümleler günlük hayatın vazgeçilmezi olmuş. Askeriyedeki salonu özledim.
-----
Aldığım bütün Beypazarı kurusunu bitirdim. Ben ne yapacagım şimdi kurusuz.
-----
2005 yılında yaptığım çok önemli bir telefon görüşmesini kameraya almışım. Şimdi onu izliyorum. Muhteşem!
-----
Son 6 yıldır ev sinemasında 4.5 verdiğim tek film: Enter The Void
-----
tumblr hesabımı hiçbir işe yaramadığı için kapattım.
-----
Türk sineması eleştirisi neden içerik eleştirisine dönüştü?
-----
Sıla ve Cece "Bekle" yi söylüyorlar. Ben ne düşünüyorum? Tugayda spor yaparken bu şarkıyı dinlediğimi. Ve hüzün.
-----
Everything. Everywhere. Everyone. Ends.
Her şey. Her yer. Herkes. Biter.
Askerlik. Bolu. Aşklar. Biter.
2008. 2009. 2010. Biter.
-----
Ev telefonu her çalısında "Tbp.Tğm.Serkan" diye açacak oluyorum, son anda durmayı başarıyorum. 219 gün, günde 25-30 kez telefonu böyle açınca kalıntı yaptı.
-----
Hamit Çimen'in çay getirmesini ve benim ona bok gibi olmuş dememi özledim.
-----
Sinema dergisi yazarlarının son 15 yılı değerlendirdikleri makalelerin ilk 7'sini okudum. Hiçbiri ufuk açıcı değil. Umarım kalan 15 tanesi daha iyidir.
-----
Tunca Arslan'ın Çin sineması üzerine yazdığı makale standart izleyici-okuyucu için yeni.
-----
Ankara'da iş bulup, 1+1 ev alıp içini de IKEA'dan döşersem mutlu olacağım, söz. Ama nasıl olacak bilmiyorum. Bir ilaç firmasının acilen beni görüşmeye çağırması lazım.
-----
Dexter 5.sezona başladım. Sanırım dijital kamera ile çekilmiş. Yakışmamış.
-----
Bozuk plak gibi tekrar ettiğimin farkındayım ama içim şişti, askeriyeyi özledim.
-----
Bankaların girişinde bekleyip numara almak isteyen herkesi zekasız kabul eden güvenlik görevlilerini sevmiyorum.
-----
Bana "çikolata ısırılmaz" diyen tatlı kişi. Şu an çooook uzaklardasın ve ben seni ısırmak istiyorum.
-----
Sinema dergisi okurları son 15 yılın en iyi 100 filmini seçmiş. İzlemedigim 2 tane var. The Notebook ve American History X.
-----
Bolçi yiyorum. Askerin yapmadığı kahvemi içiyorum. Önce Vatan'ı izliyorum. Gözlerim sürekli doluyor. Askerliği özlüyorum.
-----
Eski DVD'lerimi HDD'ye aktarmaya çalışıyorum. Türk malı DMS sorunsuz, bütün Phillips'ler arızalı.
-----
Kahramanmaraş Finansbank'ta kredi kartı başvurusu sırasında yedi sülalemin özel bilgilerini yazdırırken başımızda güya sıra bekleyen malları uyardım ama iki adım öteye gitmediler. Kucak kucağa başvurduk.
-----
Maraş görmeyeli yine değişmiş. 20 yıllık Butik Enes'in adı N'S Enes olmuş.
-----
Sinemada 13 yılda izlediğim 600 filmin 120'sinde yani her 5 filmden birinde yanımda Özgür Kazanıcı'nın olmasına ne demeli?
-----
Mersin çok çirkin bir şehir.
-----
Ablamın 3.çocuğunu 7 aylıkken ilk kez gördüm. Açıkcası beğenmedim.
-----
Bolu'da 219 gün geçirdim.
-----
Askeri vedalaşmalar başladı. Pek de sevmediğim iki kişiyle vedalaştım önce. Hönkürerek ağlayacaktım neredeyse!
-----
Askere gelme sebebimi askerliğimin 315. gününde gerçekleştirdim.
-----
Askerlerin fotoğraflarına bakıyorum da. Hepsinin sivil saçları ve amele t-shirtleri aynı. Bir pozlar, havalar. Bir de buradaki hallerine bakıyorum. İnsan ne şekillere girebiliyor yarabbim! En garibi de hepsi, askeri fotoğraflarında çok mutlu görünüyorlar. Fotoğraf denen şey ne kadar yalancı.
-----
Bursa’da üretilen Renault Fluence Z.E’nin Fransa satış fiyatı 42 bin, Türkiye satış fiyatı 89 bin TL. Bursa hangi ülkede?

20 Aralık 2010 Pazartesi

HARRY POTTER AND THE DEATHLY HALLOWS: PART 1 THE IMAX EXPERIENCE (2010) by DAVID YATES **



Harry Potter kitaplarının sonuncusundan uyarlanıp ikiye bölünerek gösterime sokulan ilk filmin yönetmeni; serinin beşinci ve altıncı parçaları olan Harry Potter and the Order of the Phoenix(2007) ve Harry Potter and the Half-Blood Prince(2009)’i yöneten kişi. Bu bilgi, filme temkinli yaklaşmak için yeterli.

Ne yazık ki Harry Potter filmleri milyar dolarlık kocaman bir şakaya dönüşmüş durumda. İlk filmden ve ilk kitaptan başlayarak size bütün Harry Potter evrenini sayfalarca anlatabilirim burada. Ancak gelinen içler acısı durum benim bu filmin eleştirisini yapmamı engelliyor. Şu an tek yapmak istediğim yakınmak.



Imax Deneyimi olsun, belki daha etkileyici olur diye gittiğim salonda filmi muhtemelen olabilecek en büyük ve berrak şekilde izledim. Ara verilmeden gösterildiği için ne dikkat dağıtıcı çocuklar vardı etrafta ne de laf olsun diye gelenler. Gayet kaliteli bir kitle ile izlediğim film bittiği anda yan tarafımda oturan çiftin kadın tarafı erkeğe şunu dedi: Hiçbir şey olmadı!

Harry Potter dünyasında son üç filmdir hiçbir şey olmuyor. Muhtemelen dünyanın en sıkıcı adamı olan David Yates filmleri yönettiği için bu böyle. Adamı hayal ettiğimde o kadar sıkıcı olmalı ki diyorum, yazılmış en heyecanlı hikâyelerden birini esneyerek izliyoruz. Bütün yıl beklediğimiz yeni Potter filminde gözlerimizi dinlendirmekte sakınca görmüyoruz sayesinde.



Voldemort’un aktif bir oyuncuya dönüştüğü heyecan ve hüzün dolu bu dur durak bilmez macerayı oradan oraya gidip çadır kuran üç ergenin sohbet akşamları filmine dönüştüren David Yates’e benim filmden çıkınca söylediğim ilk şey “Allah belanı versin” oldu. Benim gibi yıllarını sinemaya ve eleştirisine adamış birinin bir filmle ilgili söyleme ihtimali olan son cümle gibi durmuyor mu? İyi deriz, kötü deriz, belki aşağılarız ama yönetmene bela okumak? İşte Harry Potter ve Ölüm Yadigârları: Bölüm I bu kadar kötü.

17.12.2010 VEDA BUSESİ


219 gün kaldığım Bolu 2.Komando Tugayı’ndan ayrılırken düzenlediğim ve bir-iki saat sürer diye düşündüğüm ancak konukları zorla göndermek zorunda kaldığım veda geceme gelen bütün asker arkadaşlarıma, fahri devrelerime teşekkür ediyorum.

Daha çok isim uğradı ancak bunlar gecenin yıldızları!

Abdullah Uğureli-Adana
Adem Demir-Ordu
Ali Çınar
Baki Gedik
Caner Emiral-Adana
Emre Ünal-Amasya
Fikret Bulan-Adana
İlyas Peköz-Kırşehir
Mevlüt Yurtçu-Afyon
Murat Tekin-Kayseri
Murat Kayaarslan-Yozgat
İkmal Onbaşı Mustafa Özmen-Nevşehir :)
Orhan Aktı-Kırşehir
Ramazan Işık-Sivas
Rıdvan
Uğur Güngör-Kırıkkale
Uğur Şahin-Samsun
Zübeyir Aktaş-Mersin

13 Aralık 2010 Pazartesi

TOLGA ŞUBATLIOĞLU

Yaptığım araştırmalara göre 20 yaşındakiler Tom ve Jerry'i sadece görmüş, Pokemon'u izlemiş ve Tom-Jerry arasındaki olayın ana fikrini Tom'un aç olması sanıyorlar. Sanırım sorunun kaynağına iniyorum!

11 Aralık 2010 Cumartesi

UMUTLANDIRAN FİLMLER

Gaspar Noe-Enter The Void
Woody Allen-You Will Meet A Tall Dark Stranger
Danny Boyle-127 Hours
Casey Affleck-I'm Still Here
Doug Liman-Fair Game
Paul Haggis-The Next Three Days
Darren Aronofsky-Black Swan
Edward Zwick-Love and Other Drugs
Bored of multitasking.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...