23 Ağustos 2016 Salı

Ev Sineması: 5. Dalga ve Çakma Ajan



          
“Önce elektrik kesildi, sonra deprem ve tsunami oldu, derken kuşlar aracılığıyla bulaşıcı hastalık yayıldı ve insan suretinde saldırganlar halkın arasına karıştı. 5.Dalga beklenirken Cassie’nin küçük kardeşini koruması gerekiyordu.”

Okumak için tıklayın.

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Ev Sineması: Deadpool ve Minyonlar


“Bir Marvel filmi daha mı, olmasa da olur” diye düşünenlere bile cazip gelecek, karbon kopya süper kahraman filmleri furyasına taze nefes getirmeye ant içmiş, zekice, eğlenceli, özgün ve belki de en önemlisi kendini ciddiye almayan, komik ama çok komik bir film var desek ilginizi çeker mi? Öyleyse, Deadpool hazır.

Okumak için tıklayın.

15 Temmuz 2016 Cuma

Ev Sineması: Zoraki Komşu (The Lady in the Van)



Camden Town, Londra, 1970. West End’de oyunu sergilenen yazar Alan Bennett bir ev alıp taşınır ve çok geçmeden mahallenin meczubu, minibüsünde yaşayan ilginç bir kadın ile tanışır. Sokağın sakinleri her ne kadar kaliteli davranışlar sergileyip sınıflarına yakışan hareketlerde bulunmaya çalışsalar da içten içe bu kadının yaptıklarını eğlence malzemesi olarak kullanmakta; şimdi kimin evinin önüne park edecek, acaba ne diyecek gibi tahminlerde bulunup küçümsemektedir. “Bayan Shepherd kokuyor” diyen oğluna “Çünkü fakir, fakir olsan sen de kokardın” diyen anne tüm olan bitenin özeti.

Okumak için tıklayın.

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Gençlik Edebiyatı Uyarlamalarının Yüz Karası: Uyumsuz Serisi – Yandaş


Tek güzel yanı bölüm adları olan Uyumsuz serisinin üçüncü filmi Yandaş, “öncekileri izlemediyseniz burada işiniz ne” diyerek başlıyor ve yeşil ekran önü akrobasi şovlarının ilkini çok geçmeden görücüye çıkarıyor. “Diktatörü devirenin diktatör olma çabası” diyebileceğimiz bir fikir kırıntısı bırakıp yere, aksiyon sahneleriyle oyalanmamızı, üzerine fazla düşünmememizi diliyor. Baş yakışıklı baş kadının kardeşini seyirciye “ben bu sahneleri çok gördüm, o kadar çok gördüm ki, sayısını hatırlamıyor ve artık umursamıyorum” dedirtecek şekilde kaçırdıktan sonra, ikinci filmin sonunda haberdar olduğumuz duvarın öte tarafındakilerle buluşmak için altı ana karakter yola çıkıyor. Duvarı aşamadan “birazdan öleceğim o yüzden kameraya doğru gülümseyeyim” bakışı atan kızımız kaybedildikten sonra beş kişi kalarak, gördükleri her şeye şaşırıp “oh, shit” diyecekleri diyarlara yelken açıyorlar.

Okumak için tıklayın.

10 Temmuz 2016 Pazar

Ev Sineması: Gizli Dünya, Danimarkalı Kız



Bu hafta ev sinemasında son Oscar töreninde boy göstermiş filmler var.

Okumak için tıklayın.

#istfilmfest16 Ulusal Yarışma: Rauf


Çatışma altında bir şehirde annesine sığınan küçük Rauf’un görüntüsüyle açılıyor film. Karlar altında, zor bir coğrafya burası. Ölülerinin başında, ellerini tanrılarına açmış bir grup insan görüyoruz sonra ve bütün taşlar yerine kolayca oturuyor. Kimin, kimlerin, hangi iklimin hikâyesini izleyeceğimizi şıp diye anlıyoruz.

Okumak için tıklayın.

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Raflarda: Film Yapım Sırları – Fehmi Gerçeker


“Filmler nasıl çekiliyor” sorusunun cevabını merak ediyor ve bu konuda terimlere boğulmadan, sıfırdan başlayarak aşama aşama bilgi sahibi olmak istiyorsanız; Fehmi Gerçeker’in Lifecycle Yayınevi’nden çıkan ilk kitabı Film Yapım Sırları sizin için raflardaki yerini aldı.

Okumak için tıklayın.

28 Haziran 2016 Salı

Eckerö Line 4



Charles bir İngiliz asilzadesiydi. Londra’daki aşırı pahalı evinin mutfağını yenilemekle geçiriyordu vaktini. Londra. İngiliz. Sterlin. Bitmiyordu mutfak bir türlü çünkü canı sıkılıyordu Charles’ın ve First Class uçuyordu New York’a. Şampanyalı hoş geldin paketi masanın üzerinde bekliyordu her gittiğinde o çok pahalı otele. Ama burada da fazla duramadı, Barselona’daki arkadaşlarını görmeye niyetlendi ama önce bir günlüğüne Londra’ya dönüp annesiyle alışverişe çıktı. Heatrow Havalimanı’nı pek severdi. British Airways Executive Lounge’da muz hep tazeydi. Evet, zenginlik böyle bir şey, siz bilmezsiniz, giriş fiyatı uçak biletine denk lounge’a girip sadece bir adet muz alarak yanında su içmenin ne demek olduğunu anlayamazsınız. Siz belki bankanızın promosyonuyla kıytırık bir lounge’a girebilmiş, sırt çantanıza ne çalsam kardır, gittiğim yerde bir gün yemeğe para vermem kafasıyla doldurmuşsunuzdur bulduklarınızı, en fazla odur yani yaşadığınız.

Charles ridiculously zengin bir ailenin prensi olması dışında elbette zehir gibi zekiydi. Hiç zorlanmadan doktor olmuş ama ondan da sıkılmıştı. Pilot olmaya karar verdi sonra, ne de olsa ömrü uçaklarda ve havalimanlarında geçiyordu, neden olmasındı. Aşırı pahalı bir eğitim programına yazıldı, elbette İngiltere’de değil daha sakin bir ülkede ve gidip gelmeye başladı canı istedikçe. Evet, bu yaştan sonra sıkı bir eğitimi çekemez, programı kendine göre ayarladı, mümkün mertebe gidip geliyor ama işte karnavallar, partiler, dünyanın dört bir yanındaki arkadaş ziyaretleri onun için çok daha önemli. 37 yaşından sonra pilot olarak kariyer yapmayacak herhalde, daha çok bir deneyim gözüyle bakıyor bu duruma.




“Eckerö’nun hayallerini gökyüzü süslemektedir. Uçakları kullanan insanlardan olmak ister, o olmazsa uçaklarda çay kahve servisi yapan insanlardan olacaktır, o da olmazsa uçakta oturup bir yerden bir yere giden insanlardan olabilir bu yaz.” Biliyorsunuz. Eckerö, fiyat sormaya gittiği pilot okulunda Charles ile tanıştı. Güzelliği dillere destan Eckerö’nun Charles’ın gözünden kaçması zaten beklenemezdi. İkili hızla arkadaş olur, sevişmiş olur, sözler verilir, Charles gider. Eckerö koleksiyonuna yeni bir insan katmıştır. Sonra; “Eckerö bir gün memleketine gitmeye karar verir. Hayır, elbette kalıcı olarak değil fakat yine de orada olacağı kısacık süre için seyirciye, alkışa, spot ışıklarına, sevilmeye ihtiyaç duyacağının bilincindedir.” İstemez ile tanışır. İstemez’i koleksiyonuna katmak için elinden geleni yapmaya başlar. O sırada çok çok uzak bir galakside “İstemez’in başına hayatta en istemediği şeylerden biri gelir. Enerjisi düşer, gücünü yitirir, Eckerö’ya olan ufacık ilgisini de kaybeder. Gurbet’te İstemez’den başka düşünecek pek konusu olmayan (saçları dışında tabi) Eckerö ise daha da çok istemeye başlar İstemez’i fakat karşılığı yoktur işte.” İstemez pencere dönemini kaçırır, Charles iyi değerlendirir. İstemez oyun dışı kalır, Charles koleksiyonun en nadide parçası konumuna yükselir. “Beş ay sonra İstemez’in en istemediği şey nihayete erer, yeniden özgürlüğüne kavuşur, yollara düşme vakti gelir.” Eckerö’ya giden yolda bir tuhaflık olduğunu hissedince sorar, Eckerö da dürüstçe cevap verir: “Charles happened.”

Eckerö İngilizce bilmemektedir ama Charles için öğrenmeye başlar. Charles’ın duygu ve düşünceleri ile ilgiliyse yazarımızın bilgisi yoktur, hayal üretmeyi de sevmemektedir. İstemez tırmanır, Eckerö camı açar, içeri girer, Charles İngiltere’dedir ama aralarındadır da işte. İstemez birden bire çok istemeye başlar. İstese de olmaz. “Bizim bir hikayemiz olamaz” der Eckerö ve İstemez çöplüğüne döner, aşk acısı çeker, aşk acısı çektiğini zanneden İstemez’e “aşk acısı değil bu” derler ve o da normale döner.

Aşk acısı dediğimiz çoğu zaman elde edememenin getirdiği hırs değil midir zaten.


(Bitti)

9 Haziran 2016 Perşembe

Yakala Beni, Lütfen: The Catch – Sezon 1

Grey’s Anatomy ve How to Get Away with Murder dizilerinden tanıdığımız Shonda Rhimes’ın ABC için hazırladığı yeni dizi The Catch’in beyin takımında Hannibal, Sex and the City, The O.C., Looking ve Big Love’dan isimler var. Başroller iki yıl önce The Killing’i tamamlayan Mireille Enos ile Six Feet Under efsanesinin Nate Fisher’ı Peter Krause’ye teslim.

Okumak için tıklayın.

Korku Seansı 2: Gerilim Sinemasında Yeni Zirve


Amerikan korku sinemasının son yıllardaki en iyi örneklerinin arkasında aynı isim var: James Wan. Testere (Saw) ile dikkatleri üstüne çeken Wan yolculuğuna Ruhlar Bölgesi (Insidious) ve Korku Seansı (The Conjuring) serileriyle devam ediyor. Korku Seansı 2 (The Conjuring 2) bu hafta vizyonda.

Okumak için tıklayın.

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Dört Kişi, Bir Tarla


Fotoğraf sanatçısı Cemil Ağacıkoğlu ilk filmi Eylül ile Altın Koza Film Festivali‘nde karşımıza çıkmış ve En İyi Yönetmen ödülü kazanmıştı. Yazdığı karakterlerin gerçekliğine yüzde yüz inandıran, yaşadıkları acıyı iliklerimizde hissetmemizi sağlayan, ağır temposu nedeniyle herkese göre olmasa da kendi içinde amacına ulaşan dikkat çekici bir ilk filmdi. Birkaç yıl sonra Özür Dilerim ile toplumsal bir sorunu ele aldı ancak Eylül kadar güçlü bir iş değildi bu, sanatsal değerinden çok işlevselliği ön plandaydı.

Okumak için tıklayın.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...