28 Haziran 2017 Çarşamba

BİR TELAŞ (GÖLGE 1)

Yine saçma sapan bir şarkıdan aşırı etkilendim. Yılın yine o zamanı. Orhan Pamuk'un büyülü cümlelerini okumam gerekirken kendi saçmalıklarımı yazmaktan geri duramıyorum. Aklım, benle değil yine.

Söz konusu şarkının adı Deli Dumrul. Sözleri anlamsız, kafiye olsun diye. Müzik bildik, yorum tanıdık. Fakat yüreğime saplanıyor işte, yerimde duramıyorum yine.

Mantıklı davranmanın mantıklı olacağına kanaat getirip öyle de yaptığım insan ömrü için uzun sayılabilecek sürenin sonuna böyle gelecekmişim. 1 yıl 20 gün.

"Belki hata ettim, boş yere sabrettim,"

Belki de ilk -ruhani boyutta yaşamayan insanlar için- gerçek ilişkimin virüs gibi yayılıp, en özgür tuşlamalarıma bile cankurtaran kulübesinden atılmaya hazır atılganlıkla beklemesi hasebiyle içimden gelenleri yazamıyorum. Eskiden olsa kırk katibin bir araya geldiğinde anlayamayacağı dilimle yalardım ekranı ancak onu da bir noktada kaybettim. İstanbul uçağında. İstanbul kalabalıklara yaptığı gibi benim de renklerimi ortaya çıkardı. Bu saatten sonra nasıl üstü kapalı aşklar yaşayabilirim?

Başka bir şakıya tutunmayı deneyeyim. 

"Yorgun yüzüm, yoksun xxx, ne zamandır böyle, ne zamandır küsüm?"

Uymadı.



"Bir telaş içimde malum, her düştüğümde beni sen tut kaldır istedim. Çaresi kalmamış ağır hastalar gibiydim, sen gel al beni, beni sen kurtar istedim."

Tam da bu. Biri beni kurtarsın istiyorum şu ara. Düştüğümden değil, tökezlemedim bile. Güçlüyüm, eskisinden de çok. İdare edenim. Karar verenim. Dediğim dedik. Çaldığım benim. Gücü sevdim. Hiç oğul olamadan baba olmakla sorunlarım vardı, yendim. Hiç çocuk olamadan erişmekten yorgundum, dinlendim. Kabullendim. Kucaklaştım. Hüznü yenince sertleştim, dikleştim, mahcubiyeti bırakıp utanmaz olmaya, ağzıma küfür değmemişken sikip atmaya evrildim. Keyif de aldım bundan. Benim -eski benim- gibi acizlik içinde tutunacak dal arayan doyurulmamış kalplere penisimi uzattım. Dal oldum, ağaç oldum, gölge oldum, güven duygusu oldum. Asla doyuramayacağımı bildiğim iştahımı hiçe sayıp aşevi oldum.

Unutmuştum. Unutmuşum. Gölge aramayan birine dönüşmek, sıcaklığın olağan olduğuna inanmama varmış. Gölgenin serinliğini, rahatlatışını, yakmayışını silmişim zihnimden ki; koşuyordum güneşte görevim olduğu üzere ve bir serinlik çöktü teklifsizce. İstemem, teşekkür ederim, ben güneşte giderim. Gölge ise ısrarcıydı güneşi bana değdirmemeye. Alışık değilim, lütfen, ben hallederim. Gölgede halledelim.

Sanırım her şeyin tepetaklak olması kolay, bu kadar olmasaymış keşke. Baba olmaktan yorulduğumu evlat olma ihtimalini görünce fark ettim. Yuva vermenin yoruculuğunu biri bana kapısını açınca hatırladım. Saat kaç olursa olsun eve dönebileceğimi, hem de hainlerin eline kalmadan, bir şövalye zırhının korunaklığında, toprak yoldaki çamurun miktarını bile dert etmeden eve dönebileceğimi anlatması bana, "her düştüğümde beni sen tut kaldır isterim," dedirtti.



Elbette gölge sadece gölge değildi ama en azından dürüsttü. Gölgeye çekilen sadece yorgun yüzüm değildi, böcekler, yılanlar, bakteriler, virüsler... Gölgenin gölge oluşunu kullanan kötü niyetliler yerleşmişti çoktan kutuya, ben güneşe görünmemeye başlamadan önce, çok önce.

Gölge; ona zarar verenlerle dolu, çürüten, öldüren, öldürmeye niyetli ve öldüreceği kesin zararlılarla dolu. Durduğum sürece bana da musallat olacakları belli, kesin, kaçışsız, doğa kanunu.


Peki, ne yapacağım joonam?

30 Nisan 2017 Pazar

Bir Cinemaximum Hikayesi (daha)


29 Nisan 2017 Cumartesi günü 19:00 seansında bir arkadaşımla birlikte Zorlu Center VIP 2 salonunuza, İstanbul Film Festivali’nde programıma sığdıramadığım Dalida filmini görmek için gittim.



1.Bilet satılırken reklam gösterilmeyeceği söylenmesine rağmen bir standart ve uzun, bir de gizli Maximum Kart reklamı oynatıldı. Firma ana sponsorunuz olunca reklamı reklam sayılmıyor mu yoksa normalde 30dk.’yı bulan reklam sürenizin yanında 2-3 dk. reklam göstermek “reklamsız göstermek” kategorisine mi giriyor?

2.VIP fuayenizin tasarımı malum, parlak renkli ışıklarla dolu. Fragmanlar ve reklamlar boyunca salonun kapısı ardına kadar açıktı ve pembe-mor led(ya da neon, bilemiyorum) ışıklar içeriyi en uç köşesine kadar aydınlattı. Film başladı, kapıda görevli olmadığı için ilk 3-4 dakikayı aynı şekilde izledik. Kalkıp kapatmaya yeltendiğimde biri geldi derken konsantrasyonumuz en baştan bozuldu. Görevli perdeyi çekmedi, sadece kapıyı kapattı.


3.Yaklaşık 8-10 dk. sonra kapı açıldı, bütün o parlak ışıklar yeniden içeri doldu, herkes filmi bırakıp kapıya döndü. Bir çalışanınız eşliğinde geç kalmış müşteri içeri alınıyordu. Müşteri tam eşikte durdu, çalışana döndü, uzun uzun bir şey konuştular, perde açıktı, ışıklar içerdeydi, film akıyordu… Çalışan çıkarken perdeyi yine kapatmadı böylece her ihtiyaç molası veren izleyici salonu maksimum rahatsız etmeyi sürdürdü.

4. Filmin son yarım saatinde beyaz gömlekli, kumral uzun saçlı bir kadın çalışanınız 4 kez kapıyı ardına kadar açıp beyaz perdeye baktı. Kapıdaki ışığı engelleme amaçlı koyu perde elbette sonuna kadar açıktı, yine göz alıcı fuaye ışıklarınız ufacık salonumuzu tamamen aydınlatmayı başardı. Her seferinde filmden koptuk, girişe baktık, Fransızca bilmeyenlerimiz altyazıyı bile kaçırdı…



5.Film bittikten sonra fuayede ilk gördüğüm çalışana yetkili biriyle görüşmek istediğimi söyledim. Beni kapısında “Personel Harici Giremez” yazan bir odaya götürdü. İçerde oturan üç erkek çalışan şaşkınlıkla bana baktı, ben de özür dileyerek bir konuda bilgi isteyeceğimi söyledim. Oraya girmem uygunsuzdu sanırım. Durumu kısaca anlattım, üçü de dinledi ve “ben yardımcı olayım” diyerek sözcü olmayı tercih eden beyaz gömlekli bey şöyle bir yanıt verdi: “Bu standart prosedür. 30 dakikada bir kapıyı açıp ısı ve perde kontrolü yapıyoruz. Böylece olacakların önüne geçmiş oluyoruz. Amacımız sorun olmadan sorunu tespit etmek, her zaman yaptığımız şey, ilk defa siz rahatsız oldunuz.” Ben de olabildiğim kadar kibarca ve kullandığım kelime için özür dileyerek söylediklerini şu anda mı uydurduğunu yoksa gerçekten böyle mi düşündüğünü sordum. Yine de “uydurma” kelimesi canını sıkmış olmalı ki göz teması kurmayı kesti ve devamında daha düşmanca davrandı.

Kelimem için özür diliyorum ancak yapılan açıklama için “uydurma” dışında sıfat bulamıyorum. Müşterinin zekasına hakaret eden ve çözüm üretmek yerine geçiştirme amaçlı bir açıklama bu. Öncelikle personelin kapıyı ve perdeyi kapalı tutma konusunda eğitilmediği (ve kendi kendilerine de bunu yapmaları gerektiği sonucuna varamadığı) ortada. Kapının önünden geçen ve kapıyı bizzat açıp içeri bakan birden fazla personel “o an bir hata yapmış” olamaz. Belli ki seyircinin filmle kurduğu ilişkinin sekteye uğratılmaması gerektiğinden bihaberler.

Kapıyı açıp içeri girmek, olacakların önüne olmadan geçmek içinmiş. Minority Report filminde miyiz, yoksa çalışanlar medyum mu? Bir sorun varsa kapıyı açıp baktıklarında görebilirler fakat bunu olmadan öngöremezler! Bu açıklama uydurmadır. Ellerindeki portatif termometre ile salonun ısısını ölçüyorlarmış. Giren kadının elinde hiçbir şey yoktu, olsa bile termostat icat edileli çok oldu, bir odaya girmeden içerinin ısısı rahatlıkla dışardan ölçülebilir. Ayrıca portatif termostat kapı aralığından mı salonun ısısını ölçüyor? Arka köşenin ısısı, sağ duvar tarafı vs. ne olacak? Kapı aralığından o büyüklükte bir mekanın ısısının ölçüldüğünü söylemek iyi ihtimalle cahillik, kötü ihtimalle karşındakini salak yerine koymaktır. Yönteminiz buysa bile, ben karışamam, yapmanız gereken perdeyi kapalı tutup, elinizi içeri uzatmaktır.

Girip çıkan çalışan belli ki film bitti mi diye bakıyordu. Salonu mu temizleyecekti, başka işi mi vardı bilemem. Müdürünüzün açıkladığı gibi yarım saatte bir değil, son yarım saatte 4 kez girdi çünkü. Oynatılan filmin bitip bitmediğini kapı açıp bakarak görmeye çalışmak da ayrıca inanılmaz bir durum. Dijital oynatılan filmin “timecode” vb. bir takip sistemi yok mu? Müdürünüz “o salonun tek kapısı var, başka da kontrol edebileceğimiz bir yer yok” dedi bu soruma da. Peki.

Kontrolsüzce büyüyen, eğitimsiz personel çalıştıran ve sinema kültürünü geliştirme amacı gütmeden eğlence merkezi mantığıyla işletilen bir şirket olduğunuz için mümkün olduğunca salonlarınızı tercih etmiyorum zaten ancak “Premium” etiketiyle pazarladığınız, Zorlu Center gibi bir lokasyonda, o işletmenin de kendi fuayesi ve kendi mısır satıcısı olan VIP bölümünde, Türkiye’deki en pahalı bileti keserek izlettiğiniz filmde de mi kaliteye erişemeyeceğiz müşteri olarak? Hiçbir basamakta çalıştırdığınız elemanları eğitmekle ilgilenmiyor musunuz gerçekten?

Elinizden geldiğince yanıtlarsanız sevinirim.

15 Nisan 2017 Cumartesi

36. Uluslararası İstanbul Film Festivali


36. Uluslararası İstanbul Film Festivali 5-15 Nisan 2017 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Festivalde izlediğim 11 film hakkında yazdığım eleştirilere aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

#istfilmfest17 Mahalle (2016)
#istfilmfest17 Duvarlar Arasında, Cinsler

Ev Sineması: Kabakçığın Hayatı ve Elveda Berlin


2016 En İyi Animasyon Oscar ve Altın Küre adayı, Cannes’da yarışmış ve César kazanmış Kabakçığın Hayatı (Ma Vie De Courgette-My Life As A Zucchini) geçtiğimiz yılın en kayda değer animasyon filmiydi. Gilles Paris’in Autobiographie d’une courgette adlı romanından uyarlanan 63 dakikalık yürek burkan öykünün, karşısına oturan her yaştan seyirciyi etkileme gücüne sahip olduğunu iddia edebiliriz.

Okumak için tıklayın.

Ev Sineması: Muhteşem Yedili (The Magnificent Seven)


Akira Kurosawa’nın 1954 tarihli başyapıtı Yedi Samuray’ın  (Scichinin no samurai) serbest uyarlaması 1960 tarihli John Sturges filmi Yedi Silahşörler’in (The Magnificent Seven) aynı adlı yeniden çevrimi Muhteşem Yedili (The Magnificent Seven) vizyonun ardından DVD’de keşfedilmeyi bekliyor.

Okumak için tıklayın.

Ferzan Özpetek’in En Kötü Rengi: İstanbul Kırmızısı


Ferzan Özpetek’in uzun zamandır çektiği ilk Türkçe film olan İstanbul Kırmızısı'nı Ters Ninja için yazdım.

Okumak için tıklayın.

28 Şubat 2017 Salı

16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali


16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali 16-26 Şubat 2017 tarihleri arasında İstanbul ayağını gerçekleştirdi. Festival boyunca takip ettiğim sergi ve film gösterimlerinden Ters Ninja için kaleme aldığım 13 tanesini aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz.

!f Tomorrow/Yarın Sanal Gerçeklik ve İnteraktif Hikayeler Sergisi

#if2017 GÊNCO (2017)

#if2017 Kırmızı Kaplumbağa ve King Cobra

#if2017 Sahte, Rocco, Mücadele

#if2017 Güreş, Tanna ve Yıkım Bebekleri

#if2017 Hayata Röveşata Çeken Adam, Annemin Gözleri, Hamintikam

Ev Sineması: Julieta


2004 tarihli “Kötü Eğitim”in ardından bakış açısı aynı kalsa da ilgilendiği konuları değiştiren Pedro Almodóvar heteroseksüel kadın hikayeleri anlatan filmler çekmeye başladı. Yine ortalamanın üstündeydi eserleri ancak genel ahlaka aykırı karakterlere daha az yer ayırdığından, ondan beklenenin dışındaydı. Ve şimdi de, tamamen kendisi için çektiğini düşündüğümüz komedi-fantezi “Aklımı Oynatacağım”dan üç yıl sonra, Alice Munro’nun kısa öykülerinden uyarlanan Julieta ile çıkageldi. Bu da bir diğer heteroseksüel kadın hikayesi, geçmişe yapılan zihinsel bir yolculuk.

Okumak için tıklayın.

5 Ocak 2017 Perşembe

2016 DİZİ İSTATİSTİKLERİ

2016 yılında 44 farklı diziden 529 bölüm izledim. Tüm zamanların en yüksek rakamı ve geçen yıldan 148 fazla. Özellikle dizi sayısının artmasında Netflix’in Türkiye’ye girmesinin payı büyük. 2017’de bu rakamları düşürmem lazım, belli ki ömrüm ekran karşısında geçiyor.

2016’da tanıştığım diziler arasında en beğendiklerim, sırasız:
The Crown
The Night Of
Olive Kittridge


The Get Down’ın ilk bölümü mükemmeldi ancak sonra düştü de düştü… Sezon tamamlanmadığı için kesin bir yargım yok henüz.

Şu dizileriyse sevdim, devam ederlerse mutlaka izlerim ama onlarsız da yaşarım:
Better Call Saul
Stranger Things
The OA
Orange is the New Black
BoJack Horsman
Dirk Gently’s Holistic Detective Agency



İzlerken iyi vakit geçirdiğim ama iyi olmadıklarını bildiğim suçlu zevklerim:
London Spy
Designated Survivor
The Catch

Beklentimi karşılamayan, izlerken sıkıldığım ve iyi başlasalar da sonunu zor getirdiğim diziler:
Jessica Jones
Master of None
Preacher
Luke Cage
Scream: The TV Series

İzlerken işkence çektiğim, bileklerimi kesmeyi düşündüğüm diziler:
Westworld
The Eastsiders
3%

2015 senesinde başladığım 8 yeni diziden The Flash 2016’da dibe vurdu, toparlanamayacak kadar kötü hale geldi. Çok sevdiğim Utopia ve hiç sevmediğim The Missing’in yeni bölümleri yayınlanmadı. Sense8 suyunun suyu bir ara bölümle gönül aldı. Daredevil’in ikinci sezonu ilkinin yanına bile yaklaşamadı. Agent Carter fena değildi ama iptal edildi. Grace and Frankie kısacık süresini doldurmakta yine epey zorladı. Yani 2015’te tanıştığım 8 diziden sadece biri memnun etmeye devam etti: How to Get Away with Murder.


Devam eden dizilerden iyi sezon geçirenler: Grey’s Anatomy, Game of Thrones, How to Get Away With Murder ve The Leftovers

Devam eden dizilerden kötü sezon geçirenler: American Horror Story ve The Walking Dead.

Herkese tavsiye edebileceklerim: The OA ve The Night Of

Yılın en iyileri: The Crown, The Night Of ve Olive Kittridge

Yılın en kötüsü: 3%

Ayrıca Bates Motel şaha kalktı, The Walking Dead dayanılmaz bir hal aldı, Orphan Black biraz olsun ilginçleşti.

22 Aralık 2016 Perşembe

2016 Yılında İzlediğim En İyi ve En Kötü Yerli Filmler



2016 senesi içinde izlediğim en iyi ve en kötü yerli filmleri, yapım yılından bağımsız olarak sıraladım. Gözlerinizin arayacağı filmler (Tereddüt, Ansızın…) listede yok diye izlemediğim zannedilmesin. Yılın tüm kalburüstü işlerini gördüm.


EN İYİ YERLİ FİLMLER

****
RÜZGARDA SALINAN NİLÜFER (2016) SEREN YÜCE
KASAP HAVASI (2015) ÇİĞDEM SEZGİN

***-
GECE, MELEK VE BİZİM ÇOCUKLAR (1994) ATIF YILMAZ
TARLA (2016) CEMİL AĞACIKOĞLU
KOCA DÜNYA (2016) REHA ERDEM
KOR (2016) ZEKİ DEMİRKUBUZ

***
RAUF (2016) SONER CANER ve BARIŞ KAYA
KÖTÜ KEDİ ŞERAFETTİN (2016) MEHMET KURTULUŞ ve AYŞE ÜNAL



EN KÖTÜ YERLİ FİLMLER

-
SOLUK (2015) METİN KAYA
YEMEKTEYDİK VE KARAR VERDİM (2015) GÖRKEM YELTAN
GEÇMİŞ (2016) ÇAĞDAŞ ÇAĞRI
BİR ŞEY DEĞİLİM (2016) MUHARREM ÖZABAT
DELİHA (2014) HAKAN ALGÜL

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...