20 Temmuz 2011 Çarşamba

LET ME IN (2010) by MATT REEVES **-


Film yer yer satanizm ve tarikat kelimelerini telaffuz eden bir seri katil polisiyesi, bazen de bir çocuğun korkularının filmi olmayı deniyor. Yıllardır aynı şekilde cinayetler işleyen adamın son işlerinin kötü gitmesinin sebebini "artık bunu yapmak istememesine" bağlamak gibi açıklamalar getirerek kuantum teoremine de göz kırpıyor.

22 Temmuz 2011 Cuma günü ülkemizde gösterime giren "Let Me In/Kanıma Gir" filmini Filmlerim.com  için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.

15 Temmuz 2011 Cuma

2011 TEMMUZ TÜRKİYE VİZYON FİLMLERİ - 3.HAFTA

Çarşamba günü gösterime giren "Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm 2" filmini saymazsak bu hafta dört yeni film salonlara geldi. Filmlerim.com için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.

14 Temmuz 2011 Perşembe

HARRY POTTER AND THE DEATHLY HALLOWS: PART II (2011) by DAVID YATES


Son Harry Potter filmiyle ilgili Filmlerim.com için bir yazı kaleme aldım. Aslında baştan sona ağzımı bozmak istedim ama sonra edebimle yazdım. Sanırım ben bir "fan"ım! Okumak için buraya tıklayın.

10 Temmuz 2011 Pazar

ACITMIŞIM CANINI SEVDİKÇE

Yıldırım Türker’in sözleri için değil de…

Ararım dediğin için.

Sezen Aksu’nun bestesi için.

Arama desem de şansını denersin belki diye.

Aytuğ Yargıç’ın düzenlemesi için.

Kıskandığım için.

Erdem Sökmen’in gitarı için.

Allah’a kızdığım için.

Güney Güvel’in perküsyonu için.

Düşünmekten uyuyamadığım için.

Erman İmayhan’ın viyolonseli için.

İçimdeki hüzün için.

Sen çok mutlu ol diye ben kazanamayacağım bir savaşa daha girmeyeceğim.

8 Temmuz 2011 Cuma

2011 TEMMUZ TÜRKİYE VİZYON FİLMLERİ – 2.HAFTA

Haftanın filmlerini Filmlerim.com için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.

("Blue Valentine/Aşk ve Küller" son anda eklendiği için editörüm Nilay Dirim'e ait.)


LARRY CROWNE - tom hanks 08.07
NEDS - peter mullan 08.07
THE RESIDENT - antti jokinen 08.07
CHATROOM - hideo nakata 08.07
BLUE VALENTINE - derek cianfrance 08.07

7 Temmuz 2011 Perşembe

THE GHOST WRITER (2010) by ROMAN POLANSKI ***-


77 yaşındaki Roman Polanski ustanın “Oliver Twist”ten beş yıl sonra çektiği yeni filmi “The Ghost Writer/Hayalet Yazar” ülkemizde doğrudan ev sinemasına geldi. Yaşadığı adli olaylar neticesinde yapım süreci uzadıkça uzayan filmin sonuçta bunlardan hiç etkilenmediğini görmek güzel. Karşımızda yay gibi gergin bir Hitchcock filmi var desek yeridir.

Film oldukça heyecanlı bir sahneyle açılıyor. Neredeyse hiçbir şey olmamasına rağmen kasılıp kalmamızı sağlayan bu görüntüler iştahımızı açıp beklentiyi yükseltiyor. Roman Polanski açılış jeneriği kullanmadığı filminde son kareye kadar da gerilimi azaltmıyor.

Eski İngiltere başbakanı Adam Lang’in(Pierce Brosnan) anılarını kitaplaştıran yazarın şüpheli ölümünün ardından yayınevi yeni bir hayalet yazarla anlaşır. Hızlı çalıştığı için tercih edilen yeni adam(Ewan McGregor) apar topar Lang’in eşi Ruth(Olivia Williams) ve asistanı Amelia(Kim Cattrall) ile tatilini geçirdiği New York yakınlarındaki adaya gönderilir. Kasada tutulan ve başka kopyası olmayan kitabın taslağını elden geçirip iyileştirerek son halini vermek için bir ayı vardır.

Film bir yazarın yazma sürecindeki sancıları anlatmıyor ancak daha fazlasından bahsetmek esere ihanet olur. Konusu hakkında ne kadar az şey bilirseniz, zevk alma olasılığınız o kadar fazla. Satın alıp izleme kararınızda etkili olacak tek şey Roman Polanski’nin iyi bir yönetmen olduğu bilgisi.


Sex and the City hayranlarını memnun edecek bir sürpriz var filmde. Samantha Jones olarak tanıdığımız Kim Cattrall’ın SATC’dekine benzer bir rolü var. Yukarıda saydığım Ewan McGregor(Moulin Rouge!-2001), Pierce Brosnan(Die Another Day-2002), Olivia Williams(An Education-2009) gibi isimlerin yanında Timoty Hutton(Ordinary People-1980), Tom Wilkinson(Michael Clayton-2007), Jon Bernthal(The Walking Dead-2010) ve James Belushi(According to Jim-2001) filmde görebileceğiniz diğer tanıdık yüzler.

Robert Harris’in “The Ghost/Hayalet” adlı romanından yazarla birlikte uyarlama yapan Polanski, Amerika’ya girmesi yasak olduğundan sahnelerin çoğunu Almanya’da çekti. Kurguyu hapishanede tamamladı ve ev hapsindeyken de post prodüksiyon işlemlerini yaptı. Yüzün üzerinde orijinal film müziğine imza atan Alexandre Desplat’ın notaları ve Pawel Edelman’ın görüntü yönetimiyle birlikte karşımızda dört dörtlük bir film var. Mutlaka izleyin.

HANNA (2011) by JOE WRIGHT **


1972 İngiltere doğumlu Joe Wright, ilk uzun metrajı “Pride&Prejudice/Aşk ve Gurur” ile 2005 senesinde büyük başarı kazanmış, filmi dört dalda Oscar’a aday gösterilmiş ancak ödüle uzanamamıştı. İkinci filmi “Atonement/Kefaret” ile de yedi dalda aynı ödüle aday gösterilmiş ve bu kez filmin orijinal tema müziği Oscar’ı almıştı. “Atonement/Kefaret”in ilk 40 dakikası mükemmeldi. Ardından “The Soloist/Virtüöz” geldi; Jamie Foxx, Robert Downey Jr. ve Catherine Keener’a rağmen yerden yere vuruldu.

Tür değiştiren Joe Wright birçok ünlü yönetmenin masasından geçmiş “Hanna” projesinin başına getirildi. Kendi filmi “Atonement/Kefaret” ile Oscar adayı olan 1994 doğumlu oyuncu Saoirse Ronan’ın başrolde olduğu, Eric Bana ve Cate Blanchett’li bu insancıl aksiyon filmi yapım süreci boyunca büyük merak uyandırdı.

“Hanna” baştan sona kafası karışık bir film. Aksiyon filmi, ajan filmi, gençlik filmi, yol filmi, müzik klibi! Bunların hepsi, hepsinin de kötüsü. Aksiyonu heyecansız, günümüz için nostalji tadında. Ajan entrikaları sıkıcı ve bayat. Gençlik sancılarına ayırdığı vakit eğlenceli ama yersiz. Filmin tek inandırıcı unsuru Hanna’nın yol arkadaşı, yaşıtı kız ama bu onun filmi değil. Yol filmi desek, yollarda geçmesi dışında filmi bu türe bağlayan çok az şey var. The Chemical Brothers’a klip çektiği sahneler filmin bütünlüğünü bozan, ayrık duran ve yine orijinal olmaktan uzak anlar.

“Hanna”nın senaryosu eksik gedik abartılı saçma. Kullanılan öğeler, hikâyenin çıkışı ve gidişatı inandırıcılıktan uzak, kendi içinde bile tutarsız. Hanna’nın medeniyete adım atmadan önceki halini anlatan giriş kısmını kısa tutmak adına senaristlerin sürekli kızcağıza “Ben hazırım, ben oldum” dedirtmesi, yerlerini belli eden cihaz, masalsı olsun diye dayatılan öğeler, yan karakterlerin işlevsizlikleri, otomobil kazası sahnesinin tamamındaki zamanlama ve mantık hataları! Saymakla bitmez. Amerika mükemmel askeri elde etmek için daha kaç film çekecek?


“Hanna”da oyunculuk kötü. Saoirse Ronan’ın yüzü karakteri yansıtamıyor. Eric Bana sadece ismi ve vücudu için seçilmiş, doğru düzgün repliği bile yok. Cate Blanchett karikatürden ibaret. Jason Flemyng’nin oynadığı Sebastian karakteri kendini Tim Burton filmlerinde sanıyor ama bu filmde şaka gibi duruyor.

“Hanna” iyi bir film değil. Vasat bir film bile değil. Mayası tutmamış, Joe Wright’ın güzel görüneceğini düşündüğü fikirleri bir araya getirdiği ancak bunlardan bütünlüğe ulaşamadığı büyük bir başarısızlık.

2 Temmuz 2011 Cumartesi

INSIDIOUS (2010) by JAMES WAN **


"James Wan 2010 yılında en az “Saw/Testere”deki kadar iddialı döndü. Kan göstermeyen, işkence sahnelerinden uzak, eski usul bir gerilimle gelip hikâye ve kamerasının gücüyle korkutacaktı. “Insidious/Ruhlar Bölgesi” gerçekten de son yıllarda izlediğimiz, korkutmaya en yakın film."

Filmlerim.com için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.

2011 TEMMUZ TÜRKİYE VİZYON FİLMLERİ – 1.HAFTA


Haftanın filmlerini Filmlerim.com için yazdım. Okumak için buraya tıklayın.

TRANSFORMERS: DARK OF THE MOON – michael bay
JODAEİYE NADER AZ SİMİN – asghar farhadi
LA CHANCE DE MA VIE – nicolas cuche
ZWART WATER – elbert van striden
LOS OJOS DE JULIA – guillem morales
DES HOMMES ET DES DIEUX – xavier beauvois

27 Haziran 2011 Pazartesi

TAHT OYUNU

Bir kez daha yenildim. Benimle savaştığını bilmeyen birine. Savaştığımı bile bilmediğim birine. Yorgunluktan düşmek üzereyim.

Elbette bana sapladığı kılıçtan haberi yok. Tahta çıkmayı istedi o da herkes gibi. Benim tahtıma da değil üstelik. Ama onun başarısı, asla herhangi bir yerin hükümdarı olamayacak beni mutsuz etti işte. Yenilmiş hissettirdi.

Soylu bir aileden gelmediğimi kabullenip onların mutluluklarıyla yaşamayı öğrenmem gerek sanırım. Tahta çıkma törenlerine gidip hediyeler sunmalı, krallıklarının meyvelerini sevmeyi başarmalıyım. Kurnazlığımla onları zehirlememeli, sarayın yaşlı yalnız bilgesi olarak da olsa saygı göreceğim günlere hazırlamalıyım hırslarımı.

Yenilmeliyim. Bile bile. Onlara acı vermemek için kendim çekmeliyim.

Masumiyetlerini, asla anlamayacakları motivasyonumla kirletmemeliyim.

Kendimi buna ikna etmeliyim. Yoksa hayatlarını mahvedeceğim.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...