4 Eylül 2012 Salı

#hergunbirfilm -009- THE DARK KNIGHT RISES (2012) by CHRISTOPHER NOLAN ***-


Christopher Nolan imzalı yeni Batman üçlemesinin son filmi “The Dark Knight Rises/Kara Şövalye Yükseliyor” 2012 yılının hem izleyici hem de eleştirmenler tarafından en çok merak edilen filmiydi kuşkusuz. 2005 tarihli “Batman Begins/Batman Başlıyor” çizgi roman uyarlamalarına yeni bir boyut getirmiş, Joel Schumacher’in 1995’te “Batman Forever/Batman Başlıyor” ve 1997’de “Batman & Robin/Batman ve Robin” ile itibarını zedelediği kahramanı beyazperdede yeniden ilgi çekici kılmıştı. Üç yıl sonra çektiği devam filmi “The Dark Knight/Kara Şövalye” ile sinema tarihinde nadir görülen öncülünden iyi devam filmlerinden birine imza atan Nolan’ın üçüncü filmde ne yapacağı büyük merak ve heyecan konusuydu.

Ne anlatıyor: İkinci bölüm “The Dark Knight/Kara Şövalye”nin sekiz yıl sonrasında geçen öyküde Bane, Gotham şehrinin yönetimini zengin ve güçlülerin elinden alıp halka teslim etmek bahanesiyle kaos yaratıyor.

Neden izlenmeli: Filmin galasının ve basın gösterimlerinin ardından dört bir yandan gelen olumlu-olumsuz eleştirilere kulak vermeyip kendi gözlerinizle görmek için. Büyük kısmı IMAX kameralarıyla çekildiği ve IMAX sinemalarında en yaygın kopya sayısıyla gösterime sokulan film olduğu için. Anne Hathaway, Michael Caine ve Gary Oldman için. Çok iyi bir üçlemenin finali olduğu için.

Nesi eksik: Temposu ve yaratıcılığı. İkinci film o kadar iyiydi ki, üçüncü filmin meziyetleri sönük kalıyor.

#hergunbirfilm : Sosyal ağ Twitter’da sinema yazarı Cem Altınsaray’ın başlattığı bir hashtag. Asıl gayesine ek olarak ben kendi blogumda uzun analizlere girmeden, bugün ne izlesem diye düşünenlere yardımcı olmak amacıyla başladığım yeni yazı dizisinin başlığı olarak kullanıyorum.

3 Eylül 2012 Pazartesi

CAFE DE FLORE (2011) by JEAN-MARC VALLÉE ***-


Bu aydan itibaren bağımsız bloggerlardan topladığı yazıları dergi formatında sunan ve konuyu ciddiye alıp kalıcı olmak isteyen online "Blogum Dergisi" için yazılar yazacağım. Derginin dördüncü sayısı için Jean-Marc Vallée imzalı "Cafe de Flore/Ruh Eşim" filminin eleştirisini kaleme aldım. Eylül 2012 başlıklı derginin 10-11-12-13-14 ve 15.sayfalarında okuyabilirsiniz.

"Jean-Marc Vallée yazdığı az diyaloglu ve incelikli senaryoda bekâr anne-engelli çocuk, orta yaşlı erkek-genç sevgili, ergen kız-üvey anne, eski gelin-kayınbaba, kaybedilen koca-yakın sırdaş kız arkadaş gibi ikili ilişkiler üzerinden aşkla ve acıyla başa çıkmaya çalışan insanların yaşadıklarını anlatıyor. Bunu yazdığı diyaloglarla ya da seçtiği enfes müziklerle değil, kurguyla yapmayı deniyor. Yarım asırlık bir zaman diliminde iki farklı şehirde ve rüyalarda, onlarca farklı insan arasında serbestçe geziniyor. Harıl harıl bir şeyler anlatmaktansa düşünmemize fırsat veriyor. Kimseyi iyi ya da kötü göstermiyor. Mesafeli olacağım derken soğuk durmuyor. Finali bile gerçek yaşam gibi olasılıklarla dolu resmediyor. Ne sahte bir mutluluk sunuyor ne de boşa ümitlenmemize sebep oluyor."

1 Eylül 2012 Cumartesi

#hergunbirfilm -008- DARK SHADOWS (2012) by TIM BURTON **



1966-1971 yılları arasında yayınlanan yaklaşık 1200 bölümlük televizyon dizisi “Dark Shadows/Karanlık Gölgeler”in üçüncü sinema uyarlaması oyuncu Johnny Depp ve yönetmen Tim Burton’un sekizinci işbirliğinin ürünü.

Ne anlatıyor: Bir cadı tarafından vampire dönüştürülüp 200 yıl hapsedilen Barnabas Collins isimli adamın birkaç kuşak sonraki garip aile fertleriyle tanışmasını anlatıyor.

Neden izlenmeli: Tim Burton’un son filmi olduğu için. Johnny Depp’in Burton yüzünden hep aynı şeyleri yaptığını görmek için. Michelle Pfeiffer’ı biraz daha görmek, Helena Bonham Carter’ın duraklama döneminde olduğundan emin olmak ve Jackie Earle Haley’in iyi roller alamadığına üzülmek için.

Nesi eksik: Çok eski bir mizah anlayışına ve film yapma şekline sırtını dayıyor. İlgiyi ayakta tutabilecek bir senaryosu, senaryo içi mantığı ve büyüsü yok.

#hergunbirfilm : Sosyal ağ Twitter’da sinema yazarı Cem Altınsaray’ın başlattığı bir hashtag. Asıl gayesine ek olarak ben kendi blogumda uzun analizlere girmeden, bugün ne izlesem diye düşünenlere yardımcı olmak amacıyla başladığım yeni yazı dizisinin başlığı olarak kullanıyorum.

#hergunbirfilm -007- 3 (2010) by TOM TYKWER ***-


Ne anlatıyor: Çeyrek asırdır sinema yapan Alman yönetmen Tom Tykwer dördüncü filmi “Lola Rennt/Koş Lola Koş” ile ismini dünyaya duyurmuştu. Ardından yarım kalan Kieslowski projesi “Heaven/Cennet”i tamamlamak, filme alınamaz denen roman “Perfume: The Story of a Murderer/Koku: Bir Katilin Hikâyesi”ni çekmek ve Hollywood’a gidip 50 milyon dolarlık “The International/Uluslararası”nın başına geçmek gibi riskli işlere bulaştı. Kendi yazıp yönettiği dokuzuncu uzun metraj “3” nihayet Tykwer’ın büyüsünü gösterebildiği, tamamen kontrol sahibi olduğu bir proje ve üç kişilik bir aşk öyküsü anlatıyor. Film, Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan için yarışmıştı.

Neden izlenmeli: İyi yazılmış, iyi oynanmış ve iyi çekilmiş bir Tom Tykwer filmi izleyip yönetmene olan inancınızı tazelemek için. Aşkın her türlüsünün mümkün ve çok güzel olduğunu hatırlamak için. Eşcinsellik temalı aşk filmleri “Notes on a Scandal/Skandal” ve “Brokeback Mountain/Brokeback Dağı”nın yanına ismini yazabileceğiniz, eğitimli insanlara hitap eden zevk sahibi nadir örneklerden biri olduğu için.

Nesi eksik: Uzadıkça kan kaybediyor ve bazı anlarda kendini melodrama fazla kaptırıyor.

#hergunbirfilm : Sosyal ağ Twitter’da sinema yazarı Cem Altınsaray’ın başlattığı bir hashtag. Asıl gayesine ek olarak ben kendi blogumda uzun analizlere girmeden, bugün ne izlesem diye düşünenlere yardımcı olmak amacıyla başladığım yeni yazı dizisinin başlığı olarak kullanıyorum.

#hergunbirfilm -006- UNDERWORLD: AWAKENING (2012) by Måns Mårlind, Björn Stein


Ne anlatıyor: 2003 tarihli “Underworld/Karanlıklar Ülkesi” Len Wiseman’ın ilk uzun metrajıydı ve maliyetinin dört katı kar getirmişti. Kulaktan kulağa ünlenen filmin devamı “Underworld: Evolution/Karanlıklar Ülkesi: Evrim” üç yıl sonra geldi. 2009’da Patrick Tatopoulos “Underworld: Rise of the Lycans/Karanlıklar Ülkesi: Lycan’ların Yükselişi”ni çekti. Seri üç yıllık araları bozmadan, dördüncü film “Karanlıklar Ülkesi: Uyanış” ile devam ediyor. Bu kez yönetmen koltuğunda daha önce televizyon dizilerinde çalışmış, geçtiğimiz yıl Julianne Moore’lu “Shelter”ı çeken iki İsveçli var.

Neden izlenmeli: İlk filmden sonra hep kan kaybeden serinin yeniden ilgiye değer hale gelişini görmek için. Kate Beckinsale’i Selene rolünde bir kez daha izlemek için. Aşırı stilize sahnelerin modern sinemada hala yerinin olduğuna şahitlik etmek için. Måns Mårlind ve Björn Stein ikilisinin serinin sahibi Len Wiseman’dan bile daha iyi bir “Karanlıklar Ülkesi” filmine imza attığına şaşkınlıkla tanık olmak için. Nefes kesici aksiyon sahneleri için.

Nesi eksik: Erkek kahramanı, dramatik altyapısı ve süresi.

#hergunbirfilm : Sosyal ağ Twitter’da sinema yazarı Cem Altınsaray’ın başlattığı bir hashtag. Asıl gayesine ek olarak ben kendi blogumda uzun analizlere girmeden, bugün ne izlesem diye düşünenlere yardımcı olmak amacıyla başladığım yeni yazı dizisinin başlığı olarak kullanıyorum.

Sen!

İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun.   Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...