Dört katlı eski püskü bir ev bulmuşum, param ona yetiyormuş. En
üst katta tek oda var, kimse çıkamaz diye kendime ayırıyorum. Üçüncü kat
annemin. Hem bana yakın, sık sık kontrol edebilirim hem de alt katlara gelenler
onu rahatsız edemez. En kısa zamanda İstanbul’dan eşyaları getirmek lazım. Ama
eşyaların bir kısmı Mersin’de! Nasıl olacak? Bir de, ben İstanbul’da yaşamak
istiyorum, oraya da biraz eşya lazım ama İstanbul’da kira ödeyecek param kalmıyor
ki… İstanbul’dan ev alsam, bu viraneyi alamam. Burayı niye alıyorum ki, köy
gibi yerde mi yaşayacağım diyorum ama bir dünya eşya var, İstanbul’a sığmıyor.
Sonra annem var, onun yanında olmam lazım. Ama annem öldü. Hayır işte burada
yatıyor ama ölecek, biliyorum. Hayır, öldü.
Bir tatil köyündeyim. Merdivenlerden iniyorum. Fidan burada.
Kocasıyla birlikte kumlara oturmuş denizi izliyorlar. Kumsala inen yürüyen
merdivene biniyorum ama yaklaşmıyorum. Onlar olduğuna emin olup geri dönüyorum.
İkisi de fit, Fidan lisedeki kadar zayıf. Yukarıdaki kafeye oturuyorum. Elime
aldığım dergide Fidan’ın ne kadar çok beyaz çay içtiğiyle ilgili bir röportajı
var. Dayımın oğlu da burada. Baş sağlığına gelmiş. Karşımdaki masaya oturuyor, başıyla
selam verip sessizce “senin işin vardır, hastaların arar, rahatsız etmeyeyim”
diyor, kahvaltı söylüyor. Hayır diyorum, işim yok gelebilirsin. Yok yok diyor
kafasını sallayıp, “işin vardır”. İşim yok diyorum ama gelmek istemediğinden
eminim, vazgeçiyorum artık. Bir süre sonra gidip pat diye ben onun karşısına
oturuyorum. “Yaa diyor rahatsız etmek istemedik, işin vardır.” Ve kalkıp
gidiyor. Uzaklaşırken kızını ve karısını arıyor, duyuyorum söylediklerini.
Eve dönmeye karar veriyorum. Dört katlı eve. Giriyorum, en alt
katta annem uzanıyor, ben kapıdan girer girmez uyanıyor, yatağa atlayıp boynuna
sarılıyorum. Sen ölmedin mi, diyorum, “hayır” diyor, “ablan nerede?”. Mutfağa
geçip ablamı buluyorum. Eltisiyle sofra kuruyor. Boynuna sarılıyorum, annem
seni sordu diyorum. İkimiz de ağlıyoruz. Eltisi “o kahveleri nereden alıyorsun”
diyor, anlatıyorum.
Annemsiz geçecek 61. günün sabahına uyanıyorum. Takvimlere
sorarsak, iki ay olmuş.