Agatha Christie’nin aynı adlı romanından Gillian Flynn uyarlaması Karanlık Yerler (Dark Places, 2015) ile tanıdığımız Gilles Paquet-Brenner tarafından beyazperdeye uyarlanan Çarpık Evdeki Cesetler (Crooked House, 2017) yönetmenin önceki filmine göre çok daha iyi eleştiriler aldı ve Christie hayranlarını çoğunlukla memnun etmeyi başardı. Vizyonda kaçıranlar için şimdi DVD’de.
Okumak için tıklayın.
8 Kasım 2018 Perşembe
27 Ağustos 2018 Pazartesi
34. YAŞIMI NE YAPTIM (Üçüncü ve Son Bölüm)
Nisan ayının sonlarına
doğru çok değer verdiğim birinin evrim basamaklarını tırmanamadığını fark edip
şok yaşadım.
BOB Gym denen yere
3000TL harcadım. PT ile antrenman yapmak olarak tanımlanabilecek sistemi böyle
değil de mucize satıyorlarmış gibi pazarladıklarından, bittikten sonra çok
sinir oldum. Çalıştığım insan hayatımdan hiç çıkmasın diyeceğim kadar iyi
biriydi ancak sistem ve özellikle arkasındaki beyinler beni çok rahatsız etti.
Kesinlikle tavsiye etmiyorum.
Yeni bir çalışma düzenine geçtim. Gelirimi bir birim, çalıştığım zamanı üç birim azaltan bir
anlaşma. Cahil halka nasıl daha sağlıklı olup, katma değer üreten kesimin
vergileriyle aldıkları ilaçları nasıl daha az kullanabileceklerini, hap
yutmadan nasıl yaşayabileceklerini anlatmaya çalıştığım korkunç mesleğimi
haftada 1,5 günle sınırladım. Boş kalan süreyi elbette başlarda iyi
kullanamadım, sonra senaryolarım üzerinde çalışmaya başlayarak istediğimi
yapmaya başladım ama sonrası annem işte.
Yaşımın en “güzel”
sarhoş olduğum akşamı Tomtom Sokak açılışındaki ödüllü barmenin yaptığı Tanqueray’larla
oldu. Keyfi hala dimağımda. O iki hafta genel olarak en keyifli haftalarımdı.
Mayısın ikinci ve üçüncü haftası. Başıma geleceklerden önce ufak bir
teselliymiş meğer.
Bu cümleyi daha önce
de kurdum biliyorum ama her seferinde kendimi aşıyorum: Biri için düzenliğim en
iyi doğum gününü gerçekleştirdim. Neredeyse kusursuzdu.
Ramazan Bayramından
itibaren hayatım çekilmez bir hal aldı.
Çok zor günlerim
oldu. Daha da zorları kapıda. Ama beni seven insanlar var. Ailem ve seçtiğim
ailem. Kendime yetecek param ve aklım var. İzin verdikleri ölçüde destek
olduğum ve gerektiğinde destek olacaklarına inandığım insanlar. Biraz daha yaşlandım
ama yatakta hala porno yıldızı gibiyim. Ülke karanlık bir çağa girdi ama batarsak suyun
üstünde kalabileceğimi biliyorum.
Yüzüm kırıştıysa
botoks var. Tükendiysem kahvem var. Köşeye sıkıştıysam yalanlarım, boğazıma
çöküldüyse kavgacılığım, sevilmiyorsam işin içinde kendi isteğim var. En güzeli
de kimseye eyvallahım yok. Hele ki 365 günün bir gününde yarım saatini bana
ayıramayan insanlara.
Yeni yaşımdan
beklentim annemin hastalığının daha fazla ilerlememesi ya da bir an önce acı
çekmeden ölmesi. Yeni yaşımdan beklentim izleyiciden çok üretici olmak,
çekemesem de senaryolar yazmak, yaratıcı olup Word dosyası olarak da olsa bir
şey bırakmak. Yeni yaşımdan beklentim sadık olabilmek, kimseyi aldatmamak. Yeni
yaşımdan beklentim biyolojik ve seçtiğim ailemin her ferdinin mutlu olması,
maddi manevi sıkıntı çekmemesi ve hayallerine kavuşması. Birinin çocuğunu
okutacak para bulması, diğerinin ülkeden kaçacak imkân bulması, annemin oğlunun
adını unutmaması, onun tezini bitirmesi ve terfi etmesi, bunun dermansız
hastalıklarına tedavi gelmesi, şunun tez zamanda konuşabilmesi… Diğerleriyse ölse
umurumda değil artık.
(Bitti.)
Ek paragraf: Yeni
yaşımın ilk günü uyumadan önce, gelecek yıl yayınlamak üzere 425 kelime yazdım.
35. Yaşımı Ne Yaptım (Bölüm Bir)
zehir zemberek olacak ve şu cümleyle bitecek: “O yüzden sevgili bu satırları
okuyan kişi; sana son bir yılda soğuk davrandıysam, senin için önemli şeyleri
umursamadıysam, mesajlarına cevap vermediysem ya da hayatımdan tamamen kesip
attıysam; sebebi budur. Ne sen kaybettin ne ben. Birbirimize lazım değilmişiz
demek ki.”
31.
YAŞIMI NE YAPTIM? (Birinci Bölüm)
31. YAŞIMI NE YAPTIM? (İkinci Bölüm)
31. YAŞIMI NE YAPTIM? (Üçüncü ve Son Bölüm)
31. YAŞIMI NE YAPTIM? (İkinci Bölüm)
31. YAŞIMI NE YAPTIM? (Üçüncü ve Son Bölüm)
30. YAŞIMI NE YAPTIM? (Birinci Bölüm)
30. YAŞIMI NE YAPTIM? (İkinci Bölüm)
30. YAŞIMI NE YAPTIM? (Üçüncü ve Son Bölüm)
25 Ağustos 2018 Cumartesi
34. YAŞIMI NE YAPTIM (İkinci Bölüm)
2018’in ilk ayı,
geleceği görmüşçesine, yalnız kalmaya çalışarak geçti. Her fırsatta satmaya
çalıştığım evimin kapılarını kilitleyip tek başıma kalmaya çabaladım.
Obsesyonum tavan yaptı, içeri kimseyi sokmamaya başladım. Dış dünyada kontrol
edemediğim her şeyin inadına evimin yüzde yüz kontrolünü elime aldım, delilik.
Vejetaryen olunca
aldığım kiloları vermek için kendi uydurduğum bir diyete başladım. Her gün bin
kalori açığı yapacak şekilde beslenip, bir buçuk ay boyunca günde ortalama
yirmi yumurta yedim. Her gören “nasıl kilo verdin” dedi, tipik.
!f İstanbul,
Nişantaşı’nda kaldığım için çok kolay olacak sanıyordum ama ne kar yağdı, ne
hava bozdu, ne de Ahmet yüzünden City’s’deki filmlerin çoğuna girdim. Bir de “sosyal
medyada basın paylaşımları” kavgası ettim ki; artık hiçbir şey kolay olmayacak
sanırım.
Şubat sonuna doğru
miras işi yine alevlendi, zengin oluyorum sandım ama elbette yine olmadı,
enerjimi çalıp gittiler.
İlk kez CrossFit,
Yoga ve Sıcak Yoga yaptım. Üçüne de bayılmadım.
En iyi kadın
dostumla daha çok zaman geçirmeye başladım ama bu üniversite yılları demosu
orta yaş gerçeklerine fazla dayanamadı.
EatProDiet denedim,
berbattı.
Mart ortasında ilk
kez Atina’yı ziyaret ettim. Antalya Kaleiçi’ne benzettim, sevdim, iyi vakit
geçirdim.
İstanbul Film
Festivali sönük geçti. Fransız Kültür Mahzeni’nde üst üste film izleyip durdum.
Bir dönem sabah
erkenden kalkıp Maçka Parkı’nda koştuktan sonra Nişantaşı bebesi gibi yaşayarak
geçti. PT ile spor, her bardak kahve ayrı kafede, eve Vale ile kahve getirtmeler,
vegan restoran keşifleri… Fazla sürmedi, çünkü:
Haziran ortasında
özgürlüğüm sona erdi. Türü tespit edilemeyen bir Demans hastalığına yakalanan
annemin 7/24 bakıcısı oldum. Yaşamsal ihtiyaçları, kaprisleri, sinir krizleriyle
dolu; ikimizden biri ölene kadar sürecek, çok zor bir işim oldu. Her gün ya sinir
ya stres ya da gözyaşı doldu ve hiç kimse yardımcı ol(a)madı.
Otuzlarımın en az
seks yaptığım, en çok üzüldüğüm, en hızlı yaşlandığım, en az çalıştığım, en
mutsuz yaşı oldu sanırım.
24 Ağustos 2018 Cuma
34. YAŞIMI NE YAPTIM (Birinci Bölüm)
34. yaş günüm
gerçekten güzeldi. Organizasyonu üstlenen kişi varını yoğunu ortaya koymuş,
davetliler de onu kırmamıştı. O gün yaptığım huysuzluğu düşünürsek, hak
ettiğimden fazlasıydı bile diyebilirim. Sabah çekirdek kadroyla mükellef bir
kahvaltı, bugüne dek benim için yapılmış en kalabalık sürpriz doğum günü
buluşması, aşırı pahalı bir restoranda önceden hazırlanmış menü ve birbirinden
güzel hediyeler…
Yeni yaşımın ilk
filmi, Türkiye’de bir sinemada altyazısız izlediğim Despicable Me 3 oldu.
Manidar çünkü hayatıma bir sürü ana dili İngilizce olmamasına rağmen günlük
hayatta anlaşabilmek için İngilizce konuşan insan girdi: Türkler, İranlılar,
Almanlar, Fransızlar, Suriyeliler… Ve daha çocuksu davrandığım, daha çok çocuğa
maruz kaldığım bir yaş oldu.
Yeni yaşım için ilk
kararım vejetaryen olmaktı. En büyük değişikliklerden birini beslenmemde yaptım
yani. Kırmızı et, tavuk, balık bir anda hayatımdan çıktı ve bir yılın ardından
gururla söyleyebilirim ki bir daha da girmedi, girmeyecek. Üç öğün tükettiğim
gıdalar (demeye dilim varmıyor) şimdi kokularıyla midemi bulandırıyor. Daha
dinç, daha sağlıklı hale geldim (bkz. Lipid profilim).
34. yaşıma
girdiğimin ertesi günü iki litreye yakın filtre kahve tükettim ve yıl boyunca
da kahve tüketimim hep çok fazla oldu. Kahvenin zararları ortaya çıkacaksa, bir
an önce çıksın çünkü maruziyetim büyük.
Nişantaşı’na kademeli
taşınma sürecim “aynı şeye daha fazla ödemeye alışamamam” nedeniyle kötü
başladı. Aynı kalibrede spor salonuna neden 250TL fazla veriyorum, aynı kahveye
neden yüzde 30 fazla ödüyorum, arabamı koyacak yerim vardı benim neden otopark
ücreti ödüyorum diye diye sinir sahibi oldum. Yeni çevre her “e hadi Socrates’e
geçelim” dediğinde boyalı sıvılar içerek 100TL fakirleşmek de alışamadığım
şeylerden oldu. Nişantaşı balonunun ne olduğunu kötüsüyle kötüsüyle öğrendim ve
o bölgede hizmet sektöründe olup Beyaz Türkleri kullanan avam tabakadan
iğrendim.
The Golden Girls,
Vicious, Please Like Me gibi diziler izlemeye başladım (zorla), hayatımda ilk
kez yüzük taktım, hayatımda ilk kez yüzük aldım, evimi satmaya çalıştım-çok
çalıştım-başaramadım.
Kendi evime uğramaz
oldum, belki haftada bir, o da çamaşır yıkamak için. Her gün her saniye bir
program, oradan oraya koşturmaca, bir saniye popo üstüne oturmamaca derken ben,
ben değildim artık. Kahvaltıya onu çağır, kahveye buna git, sinema için
şunlarla buluş… Kendi evimde kalmadığım için uykusuzluk günün en önemli konusu
haline geldi; bugün bir saat uyudum, bugün üç saat -oo, çok iyi-, amma ses
yaptı üst kat, sokaktan ne gürültü geldi be, martı sesi mi o hiç durmuyor
derken kronik uykusuzluktan çöktüm. Nişantaşı’ndan nefret ettim.
Yazmam için teklif
gönderen iki dergiden ikisi de asla çıkamadı, yazılarım boşa gitti.
Galeriler,
açılışlar, basın toplantıları dönemi yine oldu ama kısa sürdü. Bu sene pek
cemiyet insanı olmadım çünkü gerçek cemiyet insanlarıyla tanışıp soğudum.
Adana Film
Festivali’ne vejetaryen olarak katıldım. Hey gidi Eyvan hey! Filmler çok iyiydi,
ilk defa otel de öyle. Son gün üniversite günlerimin simülasyonunu yaşadım,
güzeldi.
Ekim başında İtalya’dan
bir yıllık vize alıp Roma’ya gittim. İki kişi, havalimanına Uber ile ulaşım
dahil 219,42TL ödedim Roma’ya gitmek için. Bunu özellikle yazıyorum çünkü şu an
bu fiyata ancak Sabiha Gökçen’e taksiyle gidiliyor. 11 ayda geldiğimiz nokta
bu. Roma’yı ikinci gidişimde daha iyi öğrendim, daha az sevdim, bir daha asla
gitmesem aklıma gelmez.
Film izlemeden film
festivali geçirmenin nasıl bir şey olduğunu gördüm: Istırap! Antalya yanlış
programlama ve film sayısının azlığıyla, Malatya salon ve seyirci
kalitesizliğiyle bunalttı. Ne gereği vardı bilmiyorum ama Christopher Walken,
Juliette Lewis, Michel Hazanavicius, Danis Tanovic falan görüp gelmiş oldum.
Malatya’dan da kayısıyla dönmüş oldum, hepsi kurtlu çıktı, geri gönderdim,
yerine yolladıkları da kurtlu çıktı. Bir tek uçak düşmedi yani.
Hayatımda ilk defa
masaj yaptırdım, bir daha yaptırmam.
Son beş yılın en
düşük seks rakamlarını gördüm. Tek kişi, hiç kişiymiş.
Zorlu PSM’de ve Küçükçiftlik
Park’ta iki kez Nazan Öncel dinledim. Yeni albümün iyi oluşu sayesinde
barıştık.
Gidiş dönüş 254TL
maliyetle Budapeşte gördüm (bkz. Roma ve yükselen döviz kuru paragrafı).
Hayatımda ilk kez operaya gittim. Şehir vasat. Yedik, içtik, yürüdük. Bir daha
gitmesem aklıma gelmez.
Yılbaşı çekilişinde
hayatım boyunca kazandığım en büyük ödülü kazandım ama AtlasGlobal denen saçma
şirket iflasa gittiği için vermedi.
İkinci kez Paris’e
gittim. İlkinden daha çok sevdim. Özellikle çocukluğumdan beri istediğim
Disneyland gezisi ve Burgonya’da 150 ve 300 yıllık iki çiftlik evinde
geçirdiğim Noel çok güzeldi. Ocakta Tajin, ellerde şarap, projeksiyondan duvara
yansıyan Some Like It Hot, muhteşem bir ev, en yakın yerleşim birimi iki saat
uzakta, mutlak sessizlik, çok kaliteli insanlar… Mutluluğun mekanla çok ilgisi
var.
Le MoMA à Paris sergisini
Fondation Louis Vuitton’da görmek için yağmur altında iki saat bilet kuyruğunda
beklemem, sanat uğruna yıl boyu harcadığım en büyük çaba oldu.
Yılbaşı gecesini
sevdiklerimle, üç farklı evde ama sönük geçirdim. 2017’deki 365 günü 102,5 gün
işe giderek, 207 gün spor yaparak (365km. koşarak hedefimi tutturdum bu kez),
100 gününde alkol alarak, 18 farklı insanla buluşmayı 107 kez sekse çevirerek,
235 film ve 52 farklı diziden 691 bölüm izleyerek tamamladım.
(Devam edecek…)
33. Yaşımı Ne Yaptım (Birinci Bölüm)
33. Yaşımı Ne Yaptım (İkinci ve Son Bölüm)
32. Yaşımı Ne Yaptım? (Tek Bölüm)
33. Yaşımı Ne Yaptım (Birinci Bölüm)
33. Yaşımı Ne Yaptım (İkinci ve Son Bölüm)
32. Yaşımı Ne Yaptım? (Tek Bölüm)
31.
YAŞIMI NE YAPTIM? (Birinci Bölüm)
31. YAŞIMI NE YAPTIM? (İkinci Bölüm)
31. YAŞIMI NE YAPTIM? (Üçüncü ve Son Bölüm)
30. YAŞIMI NE YAPTIM? (Birinci Bölüm)
30. YAŞIMI NE YAPTIM? (İkinci Bölüm)
30. YAŞIMI NE YAPTIM? (Üçüncü ve Son Bölüm)
31. YAŞIMI NE YAPTIM? (İkinci Bölüm)
31. YAŞIMI NE YAPTIM? (Üçüncü ve Son Bölüm)
30. YAŞIMI NE YAPTIM? (Birinci Bölüm)
30. YAŞIMI NE YAPTIM? (İkinci Bölüm)
30. YAŞIMI NE YAPTIM? (Üçüncü ve Son Bölüm)
11 Haziran 2018 Pazartesi
Ev Sineması: Thelma (2017)
Muhafazakar Hristiyan taşra kızı Thelma üniversite için geldiği büyük
şehirde arkadaş etkisiyle ateizm, alkol, sigara ve lezbiyen ilişkiyle
tanışır ancak babasının aktardığı öğretiler nedeniyle suçluluk duygusu
boğazına çöker ve epilepsi benzeri jeneralize klonik ataklar geçirmeye
başlar. Gittiği doktorlar pozitif kanıtlar elde edemeyince psikolojik
altyapıdan şüphelenir ve Thelma hem geçmişiyle hem de bir birey olarak
arzularıyla tanışmaya başlar.
Okumak için tıklayın.
Okumak için tıklayın.
Dinozor Hakları İçin Birleşin: Jurassic World: Yıkılmış Krallık (2018)
2001’de sonlanan Jurassic Park serisini yeniden başlatan Jurassic World (2015) filminin devamı niteliğindeki Jurassic World: Yıkılmış Krallık,
selefinin bıraktığı noktanın çok uzağından başlamıyor. Eğlence parkı
yıkılmış, insanlar adadan uzak durmakta ve adadaki volkanın patlayıp
içindeki tüm canlıları yok edeceği günü beklemektedir. Bir kısım bilim
insanı bunun doğal seleksiyonun sonucu olduğunu savunmakta ve doğanın
kendi yöntemiyle -yüzyıllar önce olduğu gibi- dinozorların sonunu
getirmesine göz yumulması gerektiğini önermektedir. Claire Dearing’in (Bryce Dallas Howard)
başı çektiği bir grup aktivist ise; dinozorların yaşamının güncel
hayvan hakları kanunları çerçevesinde değerlendirilerek, soyu tükenmekte
olan canlılar olarak korunması için çalışmalar yürütür… Bu çıkış
noktası filmi şüphesiz 2018 yılına taşıyıp politik doğruculuk
çerçevesinde güncellemek için geçerli bir adım. Belli bir yaştan ufak
olanların dinozorların yaşamadığı bir dünyayı bilmediği gerçeğini
filmin iyi insanlarının ağzından savunan senaristler, bir yandan da
hayvanat bahçelerine uzanan görüntüler eşliğinde doğduğumuz günden bu
yana dünyayı paylaştığımız canlıları ve içinde bulundukları tehlikeleri
düşünmemizi isteyerek çevreci mesajlar veriyor.
Okumak için tıklayın.
Okumak için tıklayın.
Kadın Düşmanı Bir Erkek Fantezisi: Mahalle (2016)
Erkekliğiyle ünlü(!) bir mahalle düşünün. Herkes kabadayı. Bütün
erkekler racon kesiyor. Kasabı, bakkalı, emlakçısı… Rakı sofraları
kuruluyor, erkekler içip eğlenirken kadınlar hizmet ediyor, bir fırsat
bulurlarsa kahve içip dedikodu yapıyor. Kadın, erkek nereye derse gitmek
zorunda. Canım istemiyor diyemez, kocası dövebilir. Hatta gittiğinde
yüzünün alacağı şekle bile kocası karar veriyor. Erkekler çocuklarını da
dövüyor. Babasından ne öğrendiyse oğlan çocuğu, kız kardeşine öyle
davranıyor. Mangal yapmak dışında tek aktiviteleri maç. Hele o dönüş
yolundaki küfrün bini bir para sohbetler yok mu, tadından yenmiyor.
Hoşlarına gitmeyen bir şey olursa, maçtan sonra toplanıp ne
yapacaklarına karar veriyorlar. Asmak, kesmek, küfür kıyamet sallamak
serbest…
Okumak için tıklayın.
Okumak için tıklayın.
Mehmet Salih Demir: “Ülkelerin Aylakları Akrabadır”
Yirmi yıldır Diyarbakır’da yaşayan Nusaybinli Mehmet Salih Demir, Cegerxvin Kültür Merkezi ve DSM
çatısı altında eğitim görüp bir araya gelmiş, 3-4 yıldır imece usulü
film yapan ekibin bir parçası. “Kim film çekiyorsa, hangi arkadaş boşsa
gidiyoruz. Bazen oyunculuk, bazen ses, ışığa yardım ediyoruz, bazen de
eşya taşıyoruz” diyen Demir dört yıldır üzerinde çalıştığı senaryosunu kısıtlı imkanlara uyacak şekilde dönüşüme uğratıp Cano’yu çekerek 17.!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin bu yıl başlayan !f Yeni
bölümünde karşımıza çıktı. Annesiyle yaşayan ilköğretim öğretmeni
Cano’nun ansızın ortadan kayboluşunu araştırmaya başlayan İbrahim’in
yaşadıkları üzerinden hayat ve varoluş üzerine sorular soran Cano (2018), Köprüde Buluşmalar’da Work in Progress’e seçilip Başka Sinema ve Paz Dijital Tanıtım Pazarlama ödüllerine layık görülmüştü. Nisan ayı gibi vizyona girmesi planlanan yapımı, senaryoyu da yazan yönetmeni, 2013 tarihli Sineklerin Anı adlı bir kısa filmi daha bulunan Mehmet Salih Demir ile konuştuk.
Okumak için tıklayın.
Okumak için tıklayın.
26 Şubat 2018 Pazartesi
17.!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali
17.!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali 15-25 Şubat 2018 tarihleri arasında gerçekleşti. Festival süresince Ters Ninja sitesine yazdığım yazıların tümüne aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz.
#if2018 Mom and Dad (2017)
#if2018 Lady Bird / Uğur Böceği (2017)
#if2018 Prototype / Prototip (2017)
#if2018 Queercore: How to Punk A Revolution / Devrimi Punk’lamak (2017)
#if2018 The Work / Terapi (2017)
#if2018 Last Flag Flying / Son Kahraman (2017)
#if2018 Arada (2018)
Mehmet Salih Demir: “Ülkelerin Aylakları Akrabadır”
TÜRKİYE SİNEMASININ YENİ SEZONU
Henüz birçok ülkede olduğu gibi sektörleşemese de Türkiye film üretiminin süreklilik arz ettiği ve neredeyse her hafta yeni yerli yapımların vizyona girdiği bir ülke artık. Kendi kitlesine düzenli ürün veren korku ve komedi filmleri dışında derdi olan, hikâye anlatmayı, önemli konulara dikkat çekebilmeyi dileyen ya da salt sinema yapma aşkıyla meydana getirilmiş işlerin de bir yıl içinde onlarcası karşımıza çıkabiliyor artık bu topraklarda. Halk arasında geniş kitlelerce karşılık bulma ihtimali düşük yapımların seyirciye ulaşmak ve mümkünse parlamak için başvurduğu platformlarsa elbette film festivalleri. İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, Malatya, Bodrum gibi yerel belediyelerin ve vakıfların sinemaya destek verme çabası sayesinde yıl boyunca birçok festival düzenleniyor.
Okumak için tıklayın.
Wonder Wheel: Karşı Tarafın Işıkları
Woody Allen Radyo Tiyatrosu yazmaya devam ediyor. Bir kez daha senaryosunun görsel karşılığı yok ancak bu kez iyi kötü bir renk paleti, kısa süre de olsa oyalayan atmosfer var. Oyuncuları yine “önceki filmlerinden başarılı”, Allen’ın elindeyse “tanıdık bir yüz”den fazlası değil.
Okumak için tıklayın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Sen!
İlginç değilsin! İlgilisin, okuyor, öğreniyor ve başkalarının fikirlerini tekrarlıyorsun. Yaratıcı değilsin! Ezbercisin, ezberden çekip ko...
-
Biraz IMDb bilgisi vererek başlayalım. Terminator Genisys serinin beşinci filmi ve dördüncünün üzerinden altı yıl geçti. Sonra hemen...
-
Zevk sahibi insanlar için üretildiği hiçbir zaman iddia edilemeyecek “Spartacus: Kan ve Kum” isimli dizi Amerikan paralı Starz kanalının or...

















